Hesabı sorulmalı

Acının üstüne bir de kasvet çöktü.

Bebelerini sırtlarına sardılar ya da kucaklarına aldılar, yaşlı gözlerle evin yolunu tuttular.

Kalanlar çadırda kaldı.

Serinlik çıkmaya balayınca sağda solda ateşler yakıldı.

Aileler için Kızılay çadırına battaniyeler serildi.

Yorgunluk, yoksulluk bir de acı. Bitkin düşmüşlerdi uyuya kaldılar. Gecenin ilerleyen saatlerinde uyandılar. Kimisi tekrar koştu ocağın başına kimi bir gelişme olup olmadığını öğrenme telaşına düştü.

Ateşin etrafında toplananlara baktım. Sohbet eden yoktu. Herkes boş gözlerle ocağın olduğu tarafa bakıyordu.

Enerji Bakanı Taner Yıldız'la ocağın başına doğru yürüdük. Yolda acılı ailelerden çevirenler oldu. Bakan sabırla dinledi, yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi, taleplerin karşılanması için görevlilere talimatlar verdi.

Ocağın içinde görevlilerin çalışması sürüyordu. Taner Yıldız ocağın içini göstererek, 'Gömlekle girdim içeriye terden sırılsıklam olarak çıktım' dedi.

Maden ocağı dediğin uzunluğu 375 metre olan bir kuyu.

Ankara ve İzmir itfaiyelerinin uzattığı hortumlardan su çekilmeye başlandı. Ancak asıl umutlar İstanbul'dan gelen Ahtapot isimli makinaya bağlanmıştı. Ahtapotun çalışmaya başladığı haberi gelince Enerji Bakanı ile suyu boşattığı dere ağzına gittik. Herkes, Allahım bir arıza çıkmadan çalışsın diye dua ediyordu.

Taner Yıldız, Başbakan'ı ve Cumhurbaşkanı'nı aradı. Helikopterdelerdi. Önce ulaşamadı. Sonra onlar döndüler. Taner Bey bilgilendirdi.

Ahtapot çalıştı, suyu daha hızlı boşaltmaya başladı.

Sabah oldu.

Ahtapot suyu çekti çekti bir yere geldi su bitti. Aslında su bitmedi de göçük çıktı. O zaman ahtapot sustu. Umutlar ertelendi. Madenciler içeri girdi. Bu kez kömür taşınan raylı sistem çalıştırıldı.

Madenciler bir yandan göçüğü temizlerken diğer taraftan da kütüklerle tahkimat yapıyorlardı. Yeni göçük olmaması için. Göçüğün temizlenmesi gün boyu sürdü.

Aileler sabırsızlandı. Herkesin canı sıkıldı.

Çalışma Bakanı Faruk Çelik ile ocağın kapısına geldik. Aşağıda can pazarında arkadaşlarını kaybeden madencilerin çalışması sürüyordu. Aramızda bu tür madenlerin işletilmesi gerekli mi konusunu tartıştık.

Enerji Bakanı ailelerle konuşuyordu. Anlatılanlardan sonra 'Bu ocağı kapatacağım' dedi. Aileler itiraz etti. İşin bir de bu yüzü var. Ama insanların ihtiyacı var diye iliklerine kemiklerine kadar sömürmüşler. Teknoloji hak getire. Madenler işletilse bile böyle iptidai şartlarda olmamalı.

İki bakanla ocağın içine belli bir mesafeye kadar girdim.

Ocaktan aşağıya genişliği 30 santimetre merdiven aralığı 15 santimetre olan tahta bir merdivenle iniliyor. Faruk Çelik gösterdi. Tahta merdivenin bazı basamakları kırılmış. Ancak tek sıra halinde inmeniz mümkün. Eğer ayağınız tökezlerse eğer bir tutan olmazsa aşağıyı boylarsınız. Çünkü inerken veya çıkarken tutunabileceğiniz bir ip dahi yok. Hadi bıraktım küpeşte ya da korkuluğu...

Enerji Bakanı içeriden sağ kurtulan bir işçiye sordu. İnip çıkmanız ne kadar sürüyor diye. 45 dakikayı bulur dedi. Zaman kaybı olur diye öğle yemeğine çıkmalarına izin verilmemiş. Madenin içi mi? Bırakın asansörü ip bile olmayan uzun bir kuyu. 45 derece ile 150 metre inildikten sonra 28 derece ile yatay bir şekilde ilerleyen bir kuyu.

Ocağın girişi beton. Gittikçe daralıyor. Yüz metre ilerisi su dolu. Suyun içinde yer yer göçükler oluşmuş. Çamur, mil, kömür, su hepsi birbirine karışmış adına da facia demişler.

Madenciliğin sahibi ortalarda yoktu. Babası gelmişti. Eski muhtarmış. Bir de helva yaptırmış. 'Bizim Ermenek'in pekmezli helvası meşhurdur' diye helva ikram etmeye kalkıştı. İçeride 18 insanımız var. Şunun yaptığına bakın. Yaşına verdim. Bir an içimin dışına çevrildiğini hissettim. Yüzüne bakmadan yanından uzaklaştım. İnsanlığımdan utandım. Bu tür insanlar olduğu sürece ben insanlıktan istifa ediyorum.

Adı maden olan ama insanların canlı canlı toprağa gömüldüğü bu olayın hesabı sorulmalı.

Bağımsız bir denetim kurumu tek tek bu ocakları inceleyip hangilerinin faaliyete devam edip etmeyeceğini tespit etmeli. Bu tür maden ocaklarının sayısının az olmadığını düşünüyorum. Herkes madencilik yapacak her maden ocağı işletilecek değil.

Bırakın asansörü, bırakın teknolojiyi, yaşam odalarını. İnsanların 45 derecelik eğimli tünelden inerken tutunacağı bir ipleri bile yok.

Böyle bir vahşet olur mu? İnsanlar bu tür ilkel şartlarda çalışmak zorunda mı? Bunun adı 2014 Türkiye'sinde modern kölelik.

Altında son model Mercedes'le geziyor, işçilerin 3 aylık maaşını vermemiş. Onların ekmeğine göz dikmiş. Bu adamlardan bunun hesabı sorulmalı...

Madenden ayrılmadan önce son bir kez ocağın başına gittim. Bir anne ocağın içine doğru eğilmiş bağırıyordu.

'Kuzum kuzuların seni bekliyor', yanında 3 çocuk vardı. Belli ki babaları içeride olan çocuklardı. Yani kuzular....