Basın özgürlüğü mü dediniz, aynaya bakın

Hanefi Avcı şanslıydı.

Çünkü onu kitabı çıktıktan sonra içeri aldılar.

Yıllarca muhafazakar kesim içinde yer alan Hanefi Avcı’yı solcu Devrimci Karargah Örgütü’nden dolayı hapse attılar.

Bir de sevgili işi uydurup evlerin içine ateş attılar. Ailelerin arasına fitne soktular.

1361 gün hapis yattıktan sonra tahliye edilen Hanefi Avcı için neden şanslı dedim.

Çünkü o en azından kitabının çıktığını görebildi.

Ama Ahmet Şık o kadar şanslı değildi.

Basılmamış bir kitaptan dolayı tutuklandı Ahmet Şık.

Basılmamış bir kitaptan dolayı Radikal Gazetesi’nin bilgisayarlarında polis incelemeler yaptı.

Bu ülkede yıllarca aynı hata yapıldı.

Kitap her zaman silahtan daha tehlikeli olarak görüldü.

İnsanlar okuduğu, yazdığı için çok büyük zulümler gördüler.

Yayınevi baskınları yapıldı. Örgüt evinden beter.

Tan baskınını kastetmiyorum sadece.

Örnekler çok.

Her şey yaşandı da basılmamış kitaba operasyon yapılmamıştı hiçbir zaman.

Ta ki, bugün basın özgürlüğü adına gazetelere ilanlar veren, nutuklar irat eden Paralelcilerin operasyonlarına kadar.

Basılmamış kitap için yazılmayan kitabın yazarlarını içeri aldılar. Basılmamış kitabın nüshalarına el koydular.

Basılmamış kitap için, ”başkalarından yardım alarak örgüt halinde kitap yazma" diye bir suç icat ettiler.

Nedim Şener, Hanefi Avcı’nın ”Haliç’teki Simonlar” kitabının bazı bölümleri kendisine gönderildiği için, Ahmet Şık’ın basılmamış kitabının nüshaları Radikal Gazetesi’nde Ertuğrul Mavioğlu’nun bilgisayarında bulunabilir evhamıyla derdest edildiler. Hapislerde çürüdüler.

Şimdi timsah gözyaşları döküyorlar. Ahmet Şık’ın özgürlüğü için mücadele verememişler. Bırakın bu ikiyüzlülüğü. Ahmet Şık’ın özgürlüğü için mücadele vermeyi bir kenara bırakın, içinde Fethullah Gülen eleştirisi yer alıyor diye basılmamış kitabından dolayı Ahmet Şık’ın hayatını kararttınız.

Sadece Ahmet Şık’ın basılmamış, ”İmamın Ordusu” kitabına operasyon yapmadılar.

Tahşiye Yayınları'ndan henüz çıkmamış İcazu’l Kur’an kitabı için Tahşiyeci denilen gruba karşı operasyon yaptılar.

Tahşiye Operasyonu'nda haksız bir şekilde 16 ay hapis yatan gazeteci Mustafa Kaplan çok çarpıcı açıklamalar yaptı.

6 Nisan 2009 tarihinde Fethullah Gülen’in Tahşiyeciler grubunu hedef göstermesinden sonra operasyonun düğmesine basılıyor. Önce her operasyonda olduğu gibi imzasız ihbar mektubu yazdırılıyor. Ki bugün o mektup bulunamıyor. İmzasız ihbar mektubundan sonra Ali Fuat Yılmazer telefon dinlemeleri için karar çıkartıyor. Bu arada STV’de, ”Tek Türkiye” dizisinde Tahşiyeciler hedef gösteriliyor. Yine bugünkü yargılamalar sırasında öğreniyoruz ki, o bölüm dizinin senaryosunu yazan ekip tarafından yazılmamış. Hazır gelmiş. Tabii bu arada Zaman Gazetesi’nde Tahşiye'yi hedef gösteren yazılar, Bugün Gazetesi’ndeki değerlendirmeler gırla gidiyor.

Ama operasyon için bir ambalaj gerek. Yok yok ambalaj değil, operasyon yapılan grubun dünya yüzündeki en tehlikeli terör örgütleriyle irtibatlandırılması lazım. Hani Çakal Carlos halen faaliyette olsa, Çakal Carlos bağlantılı Tahşiyeciler örgütü diyecekler.

Elbette ki bunlar “Bizim zekat paralarıyla Avrupa Birliği faaliyetlerini, ABD’de lobi çalışmalarını finanse etmemize İslam ve Kur’an hesabına karşı çıkıyorlar, Fethullah Hoca’nın bir anne ve babadan doğma olması nedeniyle Mehdi olduğunu kabul etmiyorlar. Bunun için Kur’an-ı  Kerim’den ve hadislerden delil getiriyorlar. Risale-i Nurlardan örnekler gösteriyorlar da demiyorlar. Hatta ve hatta bunlar, ‘İcazu’l Kur’an’ diye bir kitap çıkıyorlar. Henüz basmadılar ama bizim zaten basılmak üzere olan kitaplara karşı bir alerjimiz var. Yeter ki içinde Fethullah Gülen’e yönelik bir eleştiri ya da ima yer almasın biz onu tehdit değerlendirmemize alıyor, hatta tehdit değerlendirmemizin başına yerleştiriyoruz. Kırmızı görmüş boğa gibi saldırıyoruz da” demiyorlar. Zinhar bunları söylemiyorlar. İcazu’l Kur’an isimli kitapta dinler arası diyaloğa karşı esaslı eleştiriler getirdikleri için “Biz basılmamış kitabı basarız, basılmamış kitabı hazırlayanlara hayatı zindan ederiz” demiyorlar elbette ki...

Deseler ben onların yalancısı olacağım.

Peki ne diyorlar.

Tahşiye Operasyonu kapsamında 22 Ocak 2010 günü sabaha karşı evinden alınan gazeteci Mustafa Kaplan anlatıyor. Kaplan o sırada nerede? Emniyet'e götürülmek üzere polis otosunda.

“Benim evimi aramaya gelen polisler bir şey bulamadılar tabii. Sonra polis aracında beni götürürken operasyondaki diğer arkadaşlarıyla telefonla konuşuyorlardı. Bahçelievler’deki evde bomba bulundu denilince sevinçten havaya fırladılar.”

Aradıklarını bulmuşlardı. Tahşiyecilerin sohbet için kullandıkları evde bombalar ve fişekler bulunmuştu. Gerçi daha sonra bombaların üzerinde Tahşiyecilerin değil, arama yapan polislerin parmak izleri çıksa da...

İfadelerinin alınması sırasında yaşadıklarını da anlatıyor Mustafa Kaplan.

“İfademizi alan polis memuru ‘Sizin işiniz bitti’ dedi.  Başınızdaki yaşlı adam( Molla Muhammed)  hapiste ölür, çıkamaz. Ama siz de hapiste yaşlanırsınız.”

Yargılamaya gerek yok. Polis yargılamış ve cezayı kesmiş. Molla Muhammed cezaevinde ölecek, diğerleri ise yaşlanacak. Suç ne? Sorgu sırasında ne bombaları sormuşlar ne de El Kaide’yi. Basılmamış kitaptan daha sonra baskı aşamasında çıkarılan bölümleri.

Şimdi bu arkadaşlar gazetelere boy boy ilanlar veriyorlar. Basın özgürlüğü adına imzalar topluyorlar.

Yahu arkadaşlar bu ülkede basın özgürlüğünü  katledenlerden birisi de siz değil miydiniz...

Basın özgürlüğü mü dedin paralelci kardeş, önce aynaya bak...