Başörtüsü yasağı, demokrasi ve insan hakları

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, türban konusundaki görüşlerini, FP''nin kapatılması istemiyle açtığı davanın esas hakkındaki mütalaasında şöyle açıklamış:

"1. Yükseköğretim kurumlarında gençlerin, kardeşlikleri, arkadaşlıkları ve dayanışmaları yarınları için önemliyken onları dinsel gereklerle ayrıma bağlı tutarak kimin hangi inançtan olduğunu gösterecek biçimdeki başörtüsü ile dinsel inanç ve görüşleri nedeniyle çatışmalara sevk edebilecek ortamın yaratılmasında ülkelerin geleceği bakımından yarar bulunmamaktadır... 2. a) Başörtüsü ve türbanla boyun ve saçların örtülmesine resmi daire ve üniversitelerde serbestlik tanınması, bir tür yönlendirme ve bir anlamda zorlamadır. Kişileri şu ya da bu yönde giyinip başını örtmeye zorlamak, ayrı ve hatta aynı dinden olanlar arasında bile ayrılıklar yaratacaktır. b) Bu durumun laiklik ilkesine aykırı düşeceği kuşkusuzdur. Kamusal kuruluşlarda ve öğretim kurumlarında başörtüsü ve onunla birlikte kullanılan giysi, bir ayrıcalıktan öte ayırım aracı niteliğindedir."

Anlaşılan bu konu hepimizi bir süre daha meşgul edecek, inananlar tutumlarından vazgeçemeyeceğine göre sonunda yasakçılar çıkmaz bir yolda olduklarını görecek, demokrasiye, hukuka ve insan haklarına teslim olacaklardır.

Sayın savcının iddialarına ve kanaatine, demokrasi, insan hakları ve hukuk ölçütlerine göre katılmak mümkün değildir.

1. Okuyan gençlerin kardeşlik, arkadaşlık ve dayanışmalarını, inanç ve kanaatlerini gizlemeye bağlı kılmak onları iki yüzlülüğe, sahteciliğe, takıyyeye, yanlış anlama ve değerlendirmeye dayalı ve dolayısıyla geçici olan birlikteliğe sevketmek olur. Doğru ve sağlıklı olan ilişki, farklılıkların bilinmesine, hoşgörülmesine, kimlik ve kişiliğe bağlı hak olarak tanınmasına dayanan ilişkidir. Farklılık içinde birlik ve beraberlik, arkadaşlık, dayanışma kurulamadıkça hedefe ulaşılmış sayılmaz. Bırakın arkadaşlığı, İslam hukukuna göre gayr-i müslim bir bayanla evlenip aile kurmak, çoluk çocuk sahibi olmak bile mümkündür. Bunun için ne kadının dinini gizlemesine ihtiyaç vardır ne de Müslüman olmasına. Kocası onun dini ibadet ve ihtiyaçlarını da karşılamak mecburiyetindedir. Asırlarca önce farklı inananlar ve yaşayanlar arasında bu kadar önemli birlikler ve dayanışmalar kurulabildiği halde 21. y.y.''da gerçeği yansıtmayan dış görünüş ve beyanlar ile insanları tektipleştirmek ve arkadaşlığı, beraberliği, dayanışmayı buna bağlamak şaşırtıcıdır. Ülkenin yararı sahte ve dış görünüşe bağlı, aldatıcı beraberlikte değil, farklı inanç ve hayat tarzlarının kendileriyle hesaplaşarak karşı tarafın hak ve özgürlüğüne saygı göstermelerinde, böyle bir çoğulcu kültürün yayılmasındadır.

2. a) Resmi daire ve üniversitelerde başörtüsüne izin vermenin, başını örtmeyenler üzerinde baskı ve yönlendirme oluşturmadığı ve onları örtünmeye zorlamadığı deneme ile isbat edilmiştir. Bazı bağnaz, baskıcı, tektipleştirici ve istismarcıları istisna ettiğimizde hem resmi dairelerde hem de üniversitelerde örtünenler ile örtünmeyenler yanyana, arkadaşça, hatta kardeşçe yaşamışlar, işbirliği ve dayanışma içinde olmuşlardır. Öte yandan başörtüsü yasağı uygulanmaya başlanınca bu, örtünenler üzerinde açık, kesin, objektif bir baskı oluşturmuş, bununla da kalmayarak onları öğrenim ve görev yapma haklarından mahrum ettiği için anayasal eşitlik hakkını ihlal etmiş, kesin bir ayrımcılığa meydan vermiştir. Aynı dinden olanların dini uygulamaları hiçbir zaman aynı olmamıştır, ayrı dinden olanlar da zaten inanç ve uygulama bakımından farklı bir tutum içindedirler. Buna rağmen her iki gurubun farklılıkları ayrılık yaratmamış, vatandaşlık, akrabalık, komşuluk, arkadaşlık... ilişkileri içinde birlik ve beraberlik devam etmiştir. Bugün üniversite ve resmi dairelerde okuyan ve çalışanların çoğu başlarını örtmüyor, bu durum örtenler üzerinde baskı oluşturmuyorsa niçin örtünmeyenler üzerinde baskı oluştursun!

b) Ayırım ancak kişiyi, hayat tarzı ve kıyafeti yüzünden (mesela başını örtüyor veya örtmüyor diye) haklarından mahrum ederseniz gerçekleşir; bugün Türkiye''de yapılan budur, ayrımcılığa karşı olanlar bu yasağa hemen son vermelidirler.

İnsanların inançlarına göre yaşamalarını sağlamak, din özgürlüğünü teminat altına almak laik devletin olmazsa olmaz şartıdır. Laiklik adına din özgürlüğünü -başkalarının hak ve özgürlüklerini açık, kesin ve yaygın olarak ihlal etme noktasına gelmedikçe- kısıtlamak hukuk dışıdır, insan haklarına aykırıdır.

Millet iradesini, hukukun evrensel ilkelerini, insan haklarını kaale almayan, hukuku kendi bildiğine, hatta ideolojik tercihine göre anlayan, yorumlayan ve hükme bağlayan hakimlerin egemen olacakları bir yönetime dense dense "hakimler devleti" denir.

Not: Sayın Müderrisoğlu başkanlığındaki komisyon üyelerine teşekkür ediyor, gayretlerinin devamını diliyorum.