Geceyarısı diyalogları

Ne yalan söyleyeyim, anahtar deliğinden konuşma dinleyen biri gibi hissettim kendimi. Tuhaf bir duygu bu. Konuşanlardan biri ''cumhurbaşkanı'', diğeri de cumhurbaşkanının kırk yıldır tanıdığı ve Çankaya''ya çıkınca ''başdanışman'' olarak yanına aldığı bir basın mensubu olunca, duyulanlar olağanüstü değer kazanıyor... Cüneyt Arcayürek''in yeni çıkan ''Etekli demokrasi'' (Bilgi Yayınevi) kitabı okuyana özel duygular yaşatıyor...

İlk izlenimimi kaydedeyim: Süleyman Demirel''in özel konuşmalarında yakası açılmadık lâflar ettiği söylenir; yazarın kaydettiği geceyarısı diyaloglarında o tür sözcükler sansürlenmemiş ise, söylentilerin yalan olması gerekiyor. Siyasi hayatı keseleriyle destekleyen zenginler (s. 149), HEP yöneticilerinden Yaşar Kaya (342) ve sonradan Çankaya''ya alıp devlet denetleme kurulu üyesi yaptığı bir emniyet müdürü (350) için kullandığı "Enayi" veya dönemin başbakanı (359) ile Irak liderinden (471) söz ederken kullandığı "Budala" sıfatları hariç... Yıllarca kendisine ve partisine oy veren Ispartalılar için de, "Gölgem yeter heriflere" demiş (65) Süleyman Bey...

Enayi, budala, herif gibi sözcükler bir insanı ağzı bozuk yapmaz herhalde...

Aynı durum, sözgelimi Hüsamettin Cindoruk için de geçerli. O da, sanıldığı kadar küfürlü konuşmuyormuş kendisini serbest hissettiği ortamlarda. Yıllarca bakanlık yapmış hukukçu bir yakın dostundan, "İnatçı, parlak zekâsı olmayan biridir; hukuk da bilmez" diye söz etmiş (209) Hüsamettin Bey. Meclis başkanlığı döneminde, telefonla görüştüğü yazara, "Söylenti bu" diyerek, şimdilerde Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin teslim edildiği, geçmişte Turgut Özal ve Tansu Çiller''e dış politika danışmanlığı yapmış bir diplomat için, "Özal''a Kürtçe televizyon ve radyo yayını aklını veren adam oymuş" demiş (209) Cindoruk...

Çok daha çarpıcı sözlerle de karşılaşılıyor geceyarısı diyaloglarını okurken... Demirel Çankaya''ya çıkınca, DYP, liderliğe Tansu Çiller''i getiriyor. Çiller ilk hükümetini ilân ettiği gece, cumhurbaşkanı, hükümette yer alan bazı isimler hakkında başdanışmanı ile geceyarısı diyalogu gerçekleştiriyor: "Basın bunu (Çiller''i) korumak için öyle enayilik yapıyor ki, bir Mehmet Gazioğlu''nu içişleri bakanlığında yutuyor. Rıfat gibi bir adamı sağlık bakanlığına getiriyor. Rıfat''ın sağlık bakanlığıyla ne alâkası var yahu? Yarın Rıfat''a ait belgeleri çıkarırlar meydana." (175).

Konuşmalarda ''Rıfat'' diye adı verilen bakanın ne ''belgeleri'' vardı acaba?

Politikacılar birbirlerini sevmeseler bile, dışarıya karşı ''mutlu aile fotoğrafı'' verirler... Oysa, birbirlerinin arkasından neler neler söylemezlermiş... Bir diyalogta, yazar, kıdemli bir bakanla yaptığı sofra başı sohbetini aktarıyor Demirel''e... Kıdemli bakanı "Kongrede neden İsmet Sezgin''i desteklemediniz?" diye sıkıştırınca, muhatabı şu cümleyi sarfetmiş: "İsmet''e niçin oy verecektik? İsmet gitti Çağlar''ın koluna girdi. Çağlar da 24 mü, 29 mu ne ise, o kadar milyon yürüten adam." (179) Demirel''in, o sohbete katılan politikacıları kastederek söylediği cümle de şu: "Yüz numaraya giderken benden izin alan adamlar..." (183)

Kenan Evren, iktidardan devirdiği, siyasi yasak koyduğu, yeniden gündeme girmesini engellemeye çalıştığı Süleyman Demirel için, anılarında, "Demirel bu" diyor ve ekliyor: "İktidardaki Demirel başkadır, muhalefetteki Demirel başkadır, yasaklı Demirel ise bambaşka!" (274) Yazarın geceyarısı diyaloglarında karşımıza çıkan Demirel''in bunlardan da farklı biri olduğuna hiç kuşku yok...

Ülke insanları için şu tespitini okuyun: "Yalan dinlemeye alışık bir memleket. Yalan söylese diye (Çiller''in) gözünün içine bakıyoruz, değil mi? Harika değil mi?" (282) Bence, bu sözler, 40 yıl bu ''memlekette'' politika yapmış Demirel''in ağzında ''harika'' duruyor.

Çankaya''da hemen hergün görüştüğü, gece yarıları telefonla ''diyalog'' yaptığı Demirel''in psikolojisini de yakın izlemeye almış yazar. Kitabına şu notu düşmüş sözgelimi: "Bu arada Demirel''in huyunu öğrenmiş oldum. Birini gözden çıkarıyor, ama hiçbir şey olmamış gibi o kişiyle konuşmayı sürdürüyordu. Belki de bir gün gelir lâzım olur diye." (378). Bu ''huy'', insanlara koyduğu teşhislerin dönemsel olmasını getiriyor kaçınılmaz olarak. Mehmet Ağar için sözgelimi, bir keresinde, "Kimsenin adamı değildir, iyidir" demiş (196); oysa daha sonra, adından bile söz edilmesini istemeyen bir tavır takınmış (350). Ağar bakanlıktan istifa etmek zorunda kaldığında teselli için ilk arayanlardan biri yine Demirel olmuş. Susurluk''u konuşurlarken, Demirel, "Göreceksin, hiçbir şey bulamayacaklar" demiş Arcayürek''e (350).

Süleyman Demirel''in, Köşk''e getirip tam dört yıl görevinin her ânını paylaşmak üzere ''başdanışman'' atadığı Cüneyt Arcayürek''in geceyarısı diyaloglarını kitaplaştırmasından rahatsızlık duyduğu gazetelere yansıdı. "Ben, o sözleri ''yayınlanmaması kaydıyla'' sarf etmiştim" diyormuş... Oysa, kitabın bir yerinde (170) karşıma çıkan diyalogtan yazarı cesaretlendirenin bizzat kendisi olduğu anlaşılıyor: "Sen hazırlan. Şu 30 seneyi yeniden yazmaya bir hazırlan" demiş Süleyman Bey...

30 yılı bilmem, ama ''Etekli demokrasi''den sonraki dönemle ilgili yeni kitabı merakla bekleyeceğim ben...