Paralel Tahşidat!

“Hedef olmamızın sebebi Tahşiye Yayınevi’nin Gülen’in misyonuna karşı yayınlar yapmasıydı. Gülen’in icraatlarını eleştirdik, yok yere 17 ay hapis yattık!”

-Bu sözler, Paralel Kumpas’ın mağdurlarından Tahşiye Yayınevi’nin kurucusu Mehmet Nuri Turan’a ait...
“Yayınladıkları kitaplarda, Gülen’in kendisine misyon olarak seçtiği Vatikan’ın Dinlerarası Diyalog projesine karşı çıktıklarından” bahsediyor!
*
O yayınlarda, Paraleller’in topladıkları zekâtları cemaat fonlarına aktarmasını da eleştiriyorlardı...
Bir de Gülen’in “Tesettür füruattır” şeklindeki sözlerine itiraz ediyorlardı...
Bütün bunlar, Paralel Yapı’nın şimşeklerini üzerlerine çekmelerine yetti!
Yani? Dokundular, yandılar: Hayatları karardı!
Paralel Yapı tarafından “Terörist” ilan edildiler!
“El Kaideci” iftirasıyla damgalandılar!
*
Tahşiye grubuna yönelik dava sürecinin fitilini “Paralel Kâinat İmamı”nın 6 Nisan 2009 tarihli sohbetindeki sözleri ateşledi: O konuşmada Tahşiye’den bahsediyordu!
Hemen ardından, Paralel Medya’da “tahşidat” başladı!
-Hayali bir “örgüt”le alakalı bir “yığınak”tı, bu yayınlar!
*
Emniyet kayıtlarında, evvela “Radikal Tahşiye Gurubu” denildi, işbu hayali “terör örgütü”ne!
Sonrasında adı “Radikal Mehmet Doğan Grubu” oldu...
Nihayetinde, “El Kaideci Mehmet Doğan Grubu” diye iftiraya uğradılar!
29 Nisan 2009 tarihinde haklarında soruşturma açılması istendiğinde, Kainat İmamı’nın herkul.org’da “Tahşiye” demesinin üzerinden sadece yirmi üç gün geçmişti!
Birkaç gün sonra 4 Mayıs 2009’da İstanbul Terörle Mücadele Şubesi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan soruşturma izni aldı...
22 Ocak 2010’da, Türkiye genelinde 122 masum insan “terörist” muamelesine uğradı ve gözaltına alındı...
23 Mayıs 2010 tarihli Paralel Medya’da “El Kaide’ye yönelik soruşturma kapsamında 16 sanıkla ilgili iddianame hazırlandı” başlığı okunuyordu:
Paralel Medya, Risale-i Nur’ların takipçisi Tahşiyecilere “Usame Bin Ladin’i referans alıyorlar” iftirasını atıyordu!
*
İddianamede “istifade” edilen sahte bir ihbar mektubu vardı:
Tahşiye Soruşturmasını yani 14 Aralık’taki operasyonu başlatan şikâyetin sahibi Mehmet Nuri Turan haklarındaki ihbar mektubunun “dosyayı güçlendirmek için” kurgulanmış olduğuna dikkat çekiyor:
“Çünkü ortada herhangi bir ihbar veya şikâyet yoktu ve soruşturma başlatılmıştı. Bu durumda bir ihbar mektubuna ihtiyaç duydular! Mektup, Eylül 2009’da ortaya çıktı!”
*
Tahşiye grubuna yönelik Paralel Kumpas sonucunda tutuklananların tamamı gazeteci, yazar veya yayınevi görevlilerinden oluşuyordu.
O günlerde hiç kimse Basın Özgürlüğü’nden söz etmedi!
Demokrasi’den falan dem vurmadı!
Paralel Yapı’nın zulmüne uğrayan Tahşiyeciler grubu Avrupa Birliği ve ABD sözcülerinin zerre miskal umurunda değildi! 14 Aralık Soruşturmasından sonra da umurlarında olmadı...
Tersine: Tahşiyecilere iftira atan, zulmeden, kumpas kuran Paralel Yapı mensuplarına koltuk çıktılar!
*
2010 yılında tutuklanan Tahşiye yayınevi mensupları arasında yer alan ve 17 ay hapis yatan Mustafa Kaplan da yılların gazetecisidir, yazarıdır.
Şimdilerde “Özgür Basın Susturulamaz” sloganlarıyla yaygara koparanlar Mustafa Kaplan’ın özgürlüğü ile asla ilgilenmediler!
-Uğradığı zulme hala daha gözlerini kapamaya devam ediyorlar.
*
Mayıs 2000’deki “Umut Operasyonu” sonucunda...
Uğur Mumcu Suikastı başta olmak üzere bir dönemin belli başlı “laik aydın” cinayetleri bir kalemde üzerlerine yıkılan...
Uydurma Tevhid Selam terör örgütü mensubu olmakla suçlanıp iftiraya uğrayan Selam gazetesinin veya Tevhid dergisinin mensupları da gazeteciydi, yazardı...
O masum insanların da hayatları karardı:
Aylarca işkenceden geçtiler, hapislerde çürüdüler...
Paralel Medya mı, bu masumlara günümüzde bile iftira atmaya devam ediyor:
-Hayali “Tevhid Selam Terör Örgütü” kuyruklu yalanını biteviye pazarlıyor!