Gelin bu darbe planını deşifre edelim

Kılıçdaroğlu'nu hayli zamandır yazmıyorum, yazmak da istemiyorum, bir bakıma yakasını bıraktım; lakin, ben bıraktım o kendi yakasını bırakmadı.
Gitti en sonunda kendini klozet polemiğinin içine attı.
Şimdi de çırpınıyor çıkmak için…
Yahu ne güzel vaatlerde bulunuyorsun muhterem. Onu vereceğim, bunu vereceğim, asgari ücreti şuraya çıkaracağım, diyorsun.
İnsanoğlu nisyan ile maluldür elbet inanan çıkacaktır.
İktidar olamayacağın için nasılsa hiçbir vaadini gerçekleştirmek zorunda da değilsin.
Ezkaza koalisyon filan olsa da, tıpkı eski günlerdeki gibi Kemal Derviş'i çağırır, “Kurban olayım, şu IMF'den 1 milyon dolar kredi al, bir gecede kaç yasa istiyorsan cebinde bil”, dersin.
Hülasa, vaatlere devam et, hatta el yükselt, ne diye durduk yere klozete saplanıyorsun…
Sayın Bahçeli'yi de yazmak istemiyorum.
Benim bildiğim milliyetçi bir lider her şeyden evvel, benim ülkemin cumhurbaşkanına veya başbakanına yabancılar operasyon çekemez, diyebilmelidir.
Benim ülkemin milli istihbaratına kökü Amerika'da olan bir örgüt operasyon yapamaz. Bunun hesabını sormayan hükümet de bir dakika iktidarda kalamaz” diye kükreyemeyen milliyetçiyi ben ne yapayım, millet ne yapsın!
Aslında Bahçeli daha önce böyle değildi.
Pensilvanya, 12 Eylül 2010 referandumunda, “İmkân olsa mezardakini bile kaldırarak 'evet oyu' kullandırmak lazım” dediğinde, “Ölüyü mezardan kaldırıp oy kullandıracağına ABD'den gel oy kullan” diye posta koymuştu.
Şimdi neden gıkı çıkmıyor?
Hem de, MİT TIR'larına yapılan ihanet operasyonundan casusluk soruşturmalarına kadar “paralel yapı” karaya vurduğu halde!
Anlamak zor…
Perinçek geçenlerde, “Bir kaset çıkarıyorlar CHP'de genel başkan değiştiriyorlar. MHP'nin bir kaseti ile listelerini değiştiriyorlar. Diğer kasetler çekmecede duruyor. İki kasetlik canı olan partiler mi Türkiye'nin sorunlarını çözecek?..” demişti.
Gerçekten de 2011 seçimleri öncesinde MHP'nin listeleri kaset marifetiyle değiştirilmişti.
Emniyet İstihbarat eski Daire Başkanı Sabri Uzun da MHP'yi sarsan kaset komplosunun “paralel örgütün” işi olduğunu dermeyan etmişti.
Sayın Bahçeli hâlâ neden susuyor?
Bir genel başkan partisine kurulan mahut kaset komplosunun hesabını neden sormaz?
HDP Eşbaşkanı'na gelince, ki inanın hiç “gelesim” yok, zira 52 kişinin ölmesine sebep olmuştu.
Gelgelelim…
“Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” derler ya, HDP Eşbaşkanı'nın da aldığı ahlar çıkmaya başladı.
Nasıl mı?
Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun'un umudu haline geldi, daha ne olsun.
Fakat hakkını teslim edelim: Sayesinde Murat Belge ve Şahin Alpay'ın Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun'a kadar yuvarlandığını herkes görmüş oldu.
HDP Eşbaşkanı geçen gün, “AKP'yle kesinlikle koalisyon yapmayız, CHP ile koalisyon yapmayı oturup konuşabiliriz” dedi.
Söz konusu söyleşide MHP'ye de bi ufaktan yeşil ışık yaktı.
Sırf “barış sürecini” başlattığı için Sayın Erdoğan'ı “vatana ihanetle” suçlayan MHP'ye yeşil ışık yakacaksın, “Türkiye vatandaşlığı” tanımına bile karşı çıkan CHP'yle koalisyon yapmaya hazırım diyeceksin, AK Parti'yi “Eski Türkiye”nin bilumum aktörleriyle el ele verip şeytanlaştırmaya çalışacaksın…
Nedir bu?
Şudur: Son bir yıl boyunca hemen her yazımda belirttiğim üzre darbe hazırlığı yapılıyor.
Daha doğrusu, ya CHP- HDP- MHP koalisyonuyla AK Parti iktidardan düşürülecek ya da darbe yapılacaktır.
Bu meyanda Akşam gazetesi yazarı Kurtuluş Tayiz'in “PKK / HDP B planı mıydı?” başlıklı yazısını herkese önemle tavsiye ederim.
Kurtuluş'un mezkur yazısının her satırını okumanızı isterim ama yine de şu kadarcığını buraya alayım: “Darbenin arkasındaki uluslararası gücün A planı Pensilvanya idi; ama Cemaat başarısız olup deşifre olunca, B planı devreye sokuldu. Pensilvanya merkezli darbe sürecinin yerini HDP ve Kandil merkezli yeni bir darbe süreci aldı. 17-25 Aralık'ta Cemaat'in arkasında toparlanan CHP, MHP, Doğan grubu, Cumhuriyet ve Cemaat medyası bu kez HDP'nin arkasında birleşti. (…) HDP ve PKK'nın B planı olduğunu bana düşündüren gelişme, bu yapının 17-25 Aralık darbe koalisyonuyla hızla bütünleşmesi ve bu güçlerle birlikte hareket etmesi oldu. Gezi ve 17 Aralık darbesi sırasında Öcalan, 'Kürtler darbe ateşine odun taşıyamaz' diyerek örgütün ve HDP'nin pozisyonunu darbe karşıtı olarak belirledi. Ancak Öcalan'ın üzerine gidince bu pozisyonunu koruyamadı. PKK ve HDP, darbe ateşine odun taşıyan bir yapıya dönüştürüldü. PKK ve HDP'nin pozisyonunun tam aksi yönde değişmesi, arkadaki üst aklın varlığına ve yönlendirme gücüne işaret ediyor (…) Üst akıl, Cemaat'i hükümetin üzerine saldırtarak, onu İmralı ve PKK'ya mecbur etmeye zorluyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan tuzağı gördü ve bugüne kadar PKK ve HDP'nin başı sonu bir türlü gelmeyen taleplerine direndi; devleti, PKK ve HDP'ye mecbur kılmayı amaçlayan planı boşa çıkardı. Erdoğan'ı çözüm sürecini bozan kişi olarak suçlamaya başlamalarının sebebi bu.
A planı ağırlıklı olarak derin devletin hukuk üzerinden geliştirdiği bir darbe girişimiydi; B planı ise derin devletin siyaset kurumunu kullanarak geliştirmeye çalıştığı yeni bir darbe sürecidir…”