Kurtlar Vadisi’nin Çakır’ı koyun mu olsun Ahmet?

Oktay Kaynarca son dönemlerdeki dizi karakterlerinin içinde en fenomenini (Çakır) canlandırmış, hafızalara kazınmış bir aktör.
Sevenleri Çakır için gıyabi cenaze namazı bile kıldılar, ötesi var mı?
Geçenlerde “Gezi baştan sona hataydı” deyince kıyamet koptu. Sosyal medyada küfürler, infazlar gırla gitti.
Bu da hiç şaşırtıcı değil tabii.

Yavuz Bingöl'den Şafak Sezer'e kadar kendileri gibi düşünmeyen kim varsa reva gördükleri muamele bu çünkü.
Gezi konusunda en ufak özeleştiriye bile tahammülleri yok.
Hele “sanatçılardan” biri en ufak bir eleştiri getirmesin, bütün kimyaları bozuluyor.
Oktay Kaynarca büsbütün kimyalarını bozdu.

“Gezi baştan sona hataydı” demekle en azından Gezi'nin eleştirilebileceğini göstermiş oldu.
Vaktiyle Gezi'nin ateşli destekçilerindendi.
Her değişim, tekil de olsa, bir çağrı ifadesidir; bir daha düşünmeye, “eleştirel aklı” devreye sokmaya, “ezberciliğe” isyana…
Alabildiğine kırılgan bir heyulaya adeta tapındıkları için illüzyonu bozacak en küçük eleştiriyi kişilik katliyle anında boğmaya çalışıyorlar.

Oktay Kaynarca'ya da yaptıkları bundan ibaret!
Mezkur çıkışını yeni dizisinin oynayacağı kanala (atv) yoran şebelekler var.
Utanmasalar “kömür makarna yardımı aldı” diyecekler.
Tersinden bütün sanatçıları töhmet altında bıraktıklarının farkında bile değiller. Aynı mantıkla hareket edecek olursak, “Gezi'ye omuz veren sanatçılar da malum kanallara uygun tavır koydular” dememiz icap ederdi. (Kaldı ki “sanatçı” makulesini derinden etkileyen bir de reklam şirketleri var ki, Gezi gericiliğiyle nerdeyse iç içe geçmişlerdi.)
Hiç değilse şuncağızı düşünselerdi:

Adı duyulmuş oyuncuların başrolünde oynadığı dizilerin kotarıldığı bir sektörde Oktay Kaynarca çapında bir oyuncu dizi yapmak için neden böylesi bir çıkışlara ihtiyaç duysun?
Sektörden azcık haberdar olanlar bilirler zaten, bu işin piyasası öyle imece usulü çalışmaz.
Haa, bir oyuncunun adı Gezi'yle özdeşleşince seyirci fatura keser, derseniz, o başka tabii.
Lakin verili araştırma olmayınca ben asla böyle bir şey diyemem. Bana sorarsanız seyirci konsepte, hikayeye ve oyuncuların performansına bakar.

Hülasa, seyirci Aydın Doğan'ın elemanları kadar yobaz değil.
Koyun hiç değil.
Gelgelelim, Oktay Kaynarca da öyle düşündüğünü sakınan biri değil.
Bundan tam 2 yıl mukaddem, “akil insanların” saha çalışmaları ve çözüm sürecine katkılarının konuşulduğu dönemde, “Neden yenilmiş bir ülkenin vatandaşı gibi hissediyorum kendimi bilmiyorum ama umarım yanılıyorum…” demişti.
Haliyle kimi çevreler faşistliğini bırakmamışlardı.

A Haber'de Özge Özsağman'ın sunduğu, Avni Özgürel ve Ali Bayramoğlu'yla yaptığımız (Prof. Dr. Ferhat Kentel'in konuk olarak katıldığı) programda bu soru sorulmuş ben de, “Demek ki böyle düşünen insanlar var, bunları yok sayamayız. Çözüm süreci doğası itibariyle resesif bir ifade. Yeniden Büyük Türkiye süreci olarak tanımlanması daha uygun olur. Türkler-Kürtler el ele Yeniden Büyük Türkiye'yi inşa ediyorlar. Oktay Kaynarca gibi kardeşlerimiz boşuna yenilgi psikolojisine girmesinler, kimse yenilmiyor. Nasıl ki Kurtuluş Savaşı'nda birlikte bu ülkeyi kurduk, şimdi de birlikte inşa ediyoruz. Yaşanılan ulus devletin bir rahatsızlığıydı, arızalı dönemdi...” demiştim.
Yani, “nasıl böyle düşünürsün” yerine, dilim döndüğünce söz konusu “feveranı” anlamak gerektiğinin altını çizmeye gayret etmiştim.

Şayet “Gezici” falan olsaydım, “Gezi başlı başına bir hataydı” çıkışını da anlamaya çalışırdım.
Aydın Doğan'ın elemanlarından biri (hadi adını verelim, Ahmet Hakan) Oktay Kaynarca için “saygıyı hak etmiyorsun” dedi.
Sosyal medyada adeta “söyletmen vurun” yobazlığının arzı endam ettiği bir dönemde mahut ifade, küfür yobazlığına katkının dışında anlam taşımaz.

Biz yine de koyunlaştırılmış zekanın ibretlik çaptaki dışavurumunu teşrih masasına yatıralım:
Aydın Doğan'ın elemanı diyor ki: “Gezi sırasında 17 yaşında bir yeniyetme olsaydın… Gezi'nin üzerinden 30 yıl geçmiş olsaydı (…) Mesela, 'Çok gençtik, heyecan doluyduk, yaptık bir hata' deseydin… Seni anlar ve saygı duyardım (…) 50'sine yaklaşmış bir adamsın. Kendi iradenle gidip bir eyleme katılmışsın (…) Üstelik olayın ardından iki sene bile geçmemiş. Çıkmış, 'Gezi hataydı' diyorsun. İşte bu yüzden anlaşılmıyor ve işte bu yüzden saygıyı hak etmiyorsun…”
Doğrusunu isterseniz bu lakırdıların hiçbiri eleştiriyi hak etmiyor.
Neresini eleştireceksin!

Bu kafaya göre bir insan, bir şeyin yanlış olduğunu hemen söyleyebilmesi için, olgun yaşlarda o yanlışa düşmemeli. Bir de, yanlışa karşı çıkmak için o yanlışı belirli bir süre sürdürmek gerekiyor.
Aydın Doğan'ın elemanı bunun ne kadar süre olduğunu net olarak söylemiyor ama 2 yılı da az bulduğu besbelli. Bundan da karine yoluyla da olsa, kullanışlı aptallığın son kullanma tarihinin 2 yıldan kesinlikle fazla olması gerektiğini çıkartmak mümkün.
Demek ki, Aydın Doğan'ın elemanına göre yanlışı görmek yetmiyor, madem ki yanlışa düştün, belirli bir süre o yanlışta ısrarcı olacaksın, yok öyle.
Aslında Oktay Kaynarca'ya “dönek” diyecek de diyemiyor.
Galiba bizzat kendi hikayesini buna engel görüyor. Öyle ya Kanal 7 “enkırmenliğinden” Aydın Doğan'ın elemanlığına düştüğünde kısa pantolon giymiyordu.

Oysa yanaştığı çevrenin ortodoks abileri böylesi bir durumda “dönek” der geçerlerdi.
Cem Karaca'ya da aynı tarifeyi reva görmüşlerdi de, rahmetli de naçar, “Ben döneksem döndüm diye memleketime / Döndüm baba döndüm işte, oh be...” demişti.
Kim ne derse desin, Gezi gericiliğiyle malul yobazların, 73 yaşındaki Şener Şen'e bile kendileri gibi tavır koymadığı için kara propaganda uyguladıkları bir ortamda Oktay Kaynarca'nın “Kral çıplak” mesabesindeki çıkısı, çığır açıcı, cesaret verici, ve elbette son derece saygıdeğerdir.
Helal olsun.