Fitneye meydan okumak

Gerçekten ilginç bir dönemden geçiyoruz.
Uluslararası arenada olduğu gibi ulusal arenada, dahası kendi mahallemizde bile fitnenin kol gezdiği bir dönemden geçiyoruz.
Fitneye karşı tavır almak mümkün mü? Nasıl? 
Bir başına ondan uzak durmaya çaba göstermekle sanırım onun bulaşmasından azade kalınmayabilir. O gene de menfurluğundan, şerrinden geri durmaz, gözüne kestirdiği, kestiremediği herkesi kendi dairesine çekmek ister. Biz Mavera dergisini çıkarırken ortalıktaki fitneden uzak durmak için bu satırların yazarının şu maksimini ilke seçmiştik: biz kendi işimize bakalım...
Allah’ın Resulü fitnecilerin saldırısına karşı Kabil karşısında Habil gibi olmamızı öğütlüyordu. Habil, kendini öldürmeye kasteden kardeşi Kabil’e şöyle demişti: “Sen, beni öldürmek için bana elini uzatsan da, ben öldürmek için sana elimi uzatmam!” 
Bu cümle, üstünde durmaya değer. Bu tavır, öldürme tehdidi karşısında bile ölümü göze alarak karşılık vermemeyi öngörüyor. Her kişinin kârı değil böylesine celadet...
Kardeşler arasındaki ihtilafın nedeni biliniyor. Biri evlenmek istedikleri kız üzerinden ortaya çıkıyor. Kabil, Habil’in seçtiği kızı onun elinden almak istiyor. Başka bir neden de, Allah yolunda fedakârlıkta bulunma... Kurban... Kabil en cılız hayvanını seçmişken, Habil en gösterişli hayvanını kurban olarak sunuyor.. Habil’in kurbanı kabul görüyor, öbürü reddediliyor. Bu da Kabil’in hasedini şiddetlendiriyor. Ve bu nedenle kardeşinin vücudunu ortadan kaldırmak istiyor.
Habil ile Kabil zamanında yeryüzünde belki de topu topuna 30-40 kişilik bir nüfus yaşıyordu. Ne ki, son tahlilde bir insan topluluğu... Fitne, insanın yaşadığı her yerde vuku bulabilir. Fitne; kargaşa, karışıklık, mahreci belli olmayan bir kötülüğün ortalığı sarması ve bu ortamda kimin eli kimin cebinde halinin belli olmaması... Herkes birbirinden kuşkulu, herkes herkesi kötülüğün kaynağı, bulaştırıcısı olarak görüyor... Herkes herkese hain gözüyle bakıyor...
Gerçekten ne yapılabilir böyle bir ortamda?
Zikrettiğimiz hadisi şerifin bir başka versiyonu şöyle: “Fitne zamanı evinizden ayrılmayın! Âdem’in oğlu [Habil] gibi olun!”
Evinden çıkmamak fitne karşısında eylemsiz kalmak anlamına mı gelir? Bilakis. 
Evinden çıkmamayı dar anlamıyla evinden, oturduğu yerden ayrılmama bağlamında algılamamız imkân dâhilinde olduğu gibi; bu öğüdü, dışarının dedikodusuyla meşgul olmadan kendi işine yoğunlaşma biçiminde de algılayabiliriz.
Bu, aslında, fitne karşısında en etkili ve köktenci tavır alıştır.
Dahası, fitneye meydan okuma tavrıdır.
Müslümanlar, Mekke’den Medine’ye hicret ederken Kureyşliler de onları kovalıyordu. Acaba niçin? Doğal olanı, hoşlanmadıkları kimselerin kendilerinden uzaklaşmasına yol vermek olması gerekmez miydi? Ama onlar, bu terk ediş halinin onlara karşı düzenledikleri fitnenin boşa çıkarılması anlamını tazammun ettiğini bilinçaltından kavrayabiliyordu. Bu nedenle de onların kendilerinden uzak durmasını, başka bir söyleyişle, kendi işleriyle meşgul olmaya yönelmesini kabul etmek istemiyorlardı.
İşte bu meydan okuyuş tavrıdır ki, Kureyş’i, yani fitnecileri dize getirmiştir. 
Fitne karşısında eylem, ona kayıtsız kalarak meydan okumayı gerektiriyor.