Gezi patırtısının ikinci yılı

İki yıl önce bazı mihraklar hükümeti devirmek üzere harekete geçmişti.

Olay, kimi saftirik gençlerin Taksim Gezisinin ve etrafının düzenlemesi doğrultusunda sekiz on ağacın kesilmesini protesto etme maksadıyla çadır kurup oraya yerleşmesiyle başlamıştı. Belediyenin, sökülen (daha doğrusu sökülecek olan –dikkat: kesilecek değil, sökülecek-) ağaçların yerine yenilerinin, hem de çok daha fazlasıyla dikileceğini, protestonun maksadının anlaşıldığını, dolayısıyla sebebinin ortadan kalktığını bildirerek çadırlarını toplamaları gerektiğini defalarca ihtar etmesine rağmen; protestocular maksatlarını aşacak biçimde icraatı önlemeye teşebbüs edince, Belediye çadırları sökmeye girişmiş ve böylece sonraki esef verici olaylar başlamış oldu.

Olayların başlamasıyla beklenmedik biçimde büyümesi, “beklenmedik” mihrakların olayda önceden belirlenmiş bir rol paylaşımına girişmesi bir olmuştu. CNN'inden Reuters'ına, Wall Street Journal'dan Washington Post'a, New York Times'a kadar uluslararası mihrakların sözcülüğünü yapan belli başlı medya organları ortalıkta cirit atmaya, kışkırtıcılığa, yalan yanlış kasıtlı haberlerle kamuoyu oluşturmaya soyundular.

O tarihte, bu olayı 31 Mart Olayına benzetmiştim. Şu farkla ki, şimdiden geriye dönüp baktığımızda Gezi olayının daha bilinçli ve daha organize bir tertip olduğu ortaya çıkmaktadır.
Önümüzdeki 7 Haziran genel seçiminde doğrudan ya da dolaylı yoldan işbirliğine girmiş olan siyasal partilerin Gezi olayında da işbirliği içinde olduğu dikkate değer bir olay olarak görünüyor.

Olayın yerli ve yabancı uluslararası mihrakların ortak teşebbüsü olarak kotarıldığı gören gözler için aşikârdı. Olay, kabul edilebilir bir protesto olarak görünmüyordu. Nitekim protestoculara ne istedikleri sorulduğunda talepler şaşkınlık verecek boyutlara uzanmıştı. Üçüncü Boğaz Köprüsü'nün, İstanbul'a yeni yapılacak havaalanının, Karadeniz'den Marmara'ya açılacak olan İstanbul Kanalı'nın, Marmara'nın iki yakasını bağlayan Marmaray projesinin ikmalini ve inşasını istemiyorlarmış. Olayın başlangıcıyla sonunda gelinen böylesi bir kel alaka...

Fakat bu patırtının en kabul edilemez yanı kendini Müslüman veya muhafazakâr olarak tanımlayan bazılarının da odun kırıcının hınk deyicisi pozunda bu olaya katkı sağlamaya teşebbüs etmesinde ortaya çıkıyordu. O tarihte onlardan kimilerinin “yanlış bilinç” üzere hareket ettiklerini söyleyip yazmıştık. Bu tespitimiz bazılarının ağırına gitmiş, bize sitemkâr tarizlerde bulunmuşlardı. O gün bize tarizde bulunanların iki yılı bulmadan nerelere savrulmuş olduğunu görmek bizim için yürek burkucu görünüyor. Onlar, kendilerinin ve halen ihraz ettikleri hazin yerin farkında olmasa da...

Gezi Patırtısı orada bırakıldı mı? Hayır! Ardından 17, 25 Mart (2013) olayları kotarıldı. 30 Mart (2014), arkasından Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde kotarılan patırtılar... Tüm bunlar bir hükümet darbesi planının öncü kaltabanlıkları olarak sahnelendi.

1978 Aralık ayında meşum Kahramanmaraş olayları, 1980 Temmuzunda meşum Çorum olayları... Bu olaylarla Gezi olayı arasındaki paralellikler de gören gözlere aşikârdır...

Gezi patırtısında müşahede edilen yanlış bilincin tezahürü önümüzdeki 7 Haziran seçimlerinde Saadet Partisi ile Büyük Birlik Partisi'nin Ak Parti karşısında işbirliğine girişmiş olmasında görünüyor. Yanlış olan Ak Parti'ye muhalefet etmede değil; bu, herkesin doğal hakkıdır; fakat bu muhalefette, dahası hesaplaşmada yanlış saflarda yanlış mihraklarla aynı kulvarda yer almış olmada tezahür ediyor.

Dikkat edilmesi gereken husus şu: biz, Ak Parti hükümetinin varsa yanlışları ona sahip çıkılsın demiyoruz; mesele bu değil. Bu melhuz yanlışları bahane ederek Gezi'de çapulcularla, diğer olaylar dizisinde onların tertipçileriyle, önümüzdeki bu seçimlerde yanlış saflarda yer almakla bir yanlış bilince sahip çıkıldığını dile getirmek istiyoruz. İşbu yanlışın farkına varılması gerektiğini anlatmak istiyoruz.