Başkanlık topluma nasıl anlatılacak?

Başbakan Davutoğlu, önceki gün görkemli bir törenle AK Parti'nin seçim beyannamesini açıkladı. Beyannameye bakıldığında ise, metnin tamamına; Şeyh Edebali'den ödünç alınmış “insanı yaşat ki devlet yaşasın” sözünün sinmiş olduğu görülüyor. Seçim beyannamelerine şimdiye dek kimse bu açıdan bakmamış olabilir, ama bendeniz metnin dilini, bu tür metinlerin ortalamasına oranla oldukça “edebi” bulduğumu da söylemeliyim.

Beyannamenin tamamıyla ilgili söylenecek bir başka şey; metinde, eski Türkiye'ye dair ne varsa hemen hepsinin değilleniyor olması. Gelenekle çağdaşlığın aynı potada buluşturulmasından tutun, eşit vatandaşlık lafı altındaki dikkatli ve kucaklayıcı söyleme; adalete yapılan vurgudan tutun, demokrasi, özgürlük ve güvenlik dengesine dair hassas bakış açısına kadar hemen her başlık, insanla bir şekilde ilişkilendiriliyor. Kalkınmanın başarısı bile insan odaklı olmakla ölçülüyor. Sözün özü, AK Parti'nin 7 Haziran'a yönelik seçim beyannamesi, eski Türkiye'nin aksine devlet karşısında vatandaşın tarafında duran bir toplumsal sözleşme önerisi gibi gözüküyor.

Bazı yorumların aksine, yeni anayasa ve Başkanlık sistemi de, beyannameyi oluşturan temel faktörlerden biri.
Davutoğlu'nun, Başkanlık sistemi fikrine, bu belli bir süre sonra O'nun görevinin sonu anlamına gelebileceği için mesafeli duracağı, uzun zamandır medyada yazılıyor. Oysa, O'nu uzaktan takip edenlerin bile rahatlıkla görebileceği, kariyerden ziyade ilkelerin önde geldiği. Zaten ilke meselesi, beyannameden de buram buram yükseliyor.
Ancak, önümüzdeki seçim maratonunun; Başkanlık sistemi ve Demirtaş'ın ifadesiyle söylersek “Başkan yaptırtmama” manevraları arasında bir yarışa dönüşeceği de açık.

AK Parti kadroları, ne kadar, bizim seçmene anlatmak için başka argüman ve projelerimiz de var, derse desin; daha şimdiden 7 Haziran'da aslında onaylanacak ya da onaylanmayacak olanın Başkanlık sistemi olduğu net bir şekilde ortada. Hem toplumdaki ortak algı, hem de muhalefetin çalışmaları bu yönde.

İnsan bilmediğine düşmandır, denir. Aslında bu ilke, toplumlar için de geçerlidir. Hiç kimse bilinmeyeni tercih etmek istemez. Bilinmeyenin peşine, ancak kaygısız maceracılar düşer. Ve “kaygısızlık”, sanırım Türkiye toplumu tanımlayacak en son kelimedir.
Üstelik Başkanlık ve Yarı Başkanlık sistemi uygulamaları her ülkede büyük farklılıklar gösteriyor. Yani, seçmenin Başkanlık modelini bilmemesi bir yana, Türkiye'deki muhayyel Başkanlık sisteminin nasıl olacağını kestirmesi de mümkün gözükmüyor.
AK Parti hangi modele yakın bir Başkanlık öneriyor; ABD mi, Meksika mı, Brezilya mı, yoksa Fransa benzeri bir yönetim biçimi mi? Başkanın görevi, yetkileri, sınırlılıkları neler olacak? Check-balance mekanizmaları hangi kurumlar eliyle, nasıl çalıştırılacak? Meclis'in işlevi ne olacak? Başkanlık sistemi parlamenter sistemin yerine getiremediği hangi demokratik işlevlere sahip olacak? Daha da önemlisi bu sistem, toplumda “bölünme” olarak algılanan 'eyaletlere ayrılma' anlamına mı gelecek?
AK Parti kadrolarının yapması gereken, Başkanlık sistemini detaylandırmak ve bunu o meydanlara toplanmış milyonların kafasında soru işareti bırakmayacak şekilde anlatmak.

Beyanname'de Başbakan Davutoğlu'nun bizzat yazdığını söylediği Başkanlık sistemi bölümü, “yetki karmaşasına son vermek” ve “hesap verilebilirliğin gerçek anlamda tesisi” gerekçelerine dayandırılmış; sınırları ise, “anayasal çerçeve”, “yasama-yürütmenin müstakil olması”, ”denge ve kontrol mekanizmalarının varlığı”, “toplumsal farklılıkların temsilinin sağlanması” gibi unsurlarla çizilmiş.

Ancak yine de bu maddelerin somutlaştırılması, detaylandırılması ve izah edilmesi icap ediyor. Seçim başkanlığa endeksli ve AK Parti ile birlikte Başbakan Davutoğlu'nun başarısı da, Başkanlığın doğru ve usulünce anlatılmasına bağlı olacak gibi gözüküyor.