Kurşun bir defa, itibarsızlaştırma bin defa öldürür

Dün gazetelerde gördüm.

Sanatçı Ebru Gündeş, rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda eşi Reza Zerrab''ın tutuklanmasının ardından katıldığı bir televizyon programında gözyaşlarını tutamamış.

Başına her ne gelmiş olursa olsun, bir insanın eşi ve çocuklarının babası olan bir kişi hakkında üzülmemesi mümkün mü?

''Ateş düştüğü yeri yakar'' diye boşuna dememiş atalarımız.

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun gerçekleştirildiği gün katıldığım bir televizyon programında da altını çizdim. Gözaltı işlemlerinin gerçekleştirildiği emniyet binalarının tasarımı hoş değil.

Değil gözaltı işlemi, görüşüne başvurmak için davet edilen insanlar bile çoğu defa gazeteci ordusu arasından geçirilerek emniyet binasına sokuluyor.

Halbuki ifadesine başvurmak için gerçekleşen gözaltı işlemleri sırasında polis araçları emniyet binasının girişinde açık alanda değil de basın mensuplarının alınmadığı kapalı alanlarda araçtan indirilseler, medyanın teşhir ederek ''haysiyet cellatlığı'' yapmasının önüne de geçilmiş olur.

Bir insan emniyet binası önünde bir kare fotoğraf vermeye görsün, bir idam yaftası gibi hakkındaki iddialar alnına yapışıyor. Nihayetinde sorgunuzun ardından serbest bırakılsanız, hatta açılan bir davadan beraat etseniz bile, kamu vicdanında ve algılarda aklanmanız imkansız hale geliyor.

İnsanlara kurşun sıkarsanız bir defa öldürürsünüz, itibarsızlaştırırsanız bin defa öldürürsünüz.

Her türlü iddialarda kişiler hakkında çok kolay hüküm veriyoruz.

Çok kolay yaftalıyoruz.

Çok kolay çiziyoruz.

Bu nedenle herhangi bir nedenle yolu emniyete ve adliye koridorlarına düşenlerin etrafı hızla boşalıyor.

Davaların Yargıtay safhası da dahil kesin bir hükme bağlanması yıllar alıyor ama vicdanlarda mahkum etme süreci anında gerçekleşiyor.

Daha doğrusu buna zemin hazırlanıyor.

Ömrüm boyunca gözaltına alınan, tutuklanan, hatta mahkum olan insanlar hakkında bir kere bile ''oh olsun'' dediğimi hatırlamıyorum.

''İnşaAllah haklarındaki iddialar boş çıkar'' temennimi en ağır suç isnadından tutuklanan, yargılanan insanlar için bile korudum.

Geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği Bakanı Sayın Egemen Bağış Meclis''te kendisine sataşan muhalefet milletvekillerine cevap verirken, ''hiçbirinizin başına gelmemesini dilerim'' demişti. Halk ağzında buna, ''Allah düşmanımın bile başına vermesin'' derler.

Ülke her hangi bir olay karşısında çok kolay saflara ayrılıyor, kitleler çok çabuk ayrışıyor. Sevdiklerimize suç isnadını yakıştıramıyoruz, sevmediklerimizin boynuna dünyaca ağır iddiaları yüklüyoruz.

Hakkaniyet duygusunu kaybetti toplum.

Korkarım ki, Adl-i İlahi hepimizi toptan sarsacak bir gün...

Ve bundan yana çok ciddi endişe yaşıyorum.

HAK katında nazı geçen yaralı bir sinenin ''Yeter artık'' diyecek bir serzenişinin bile yerküreyi sarsacağını, tüm dengeleri değiştirmeye yeteceğini düşünüyorum.

Düşmanın bile bizlere yapmaya cesaret edemediğini birbirimize yapmamayı tavsiye ediyorum.

Herkes biraz sakin olsun lütfen...