Ne kadar da güzel şimdiki ramazanlar

Ramazan ayı bu gece başlıyor.

2012 yılı ramazan ayının ilk teravih ve ilk sahurunu bu gece idrak edeceğiz.

Ramazan ayında eş dost sohbetlerinde en sık telaffuz edilen sözlerden biri de, “ah eski ramazanlar” olur.

“Ah eski ramazanlar” diye hayıflananlar, eski ramazanlarda ülkenin ve ümmetin halinin nice olduğunu bilselerdi, bugünkü ramazanları görmeyi lutfettiği için Allah''a ayrıca şükrederlerdi.

Hayatımda bir kez olsun, “ah eski ramazanlar” diye hayıflandığımı hatırlamıyorum. Genç kuşak eski ramazanları doğal olarak bilemeyebilir. Ama şuna herkes emin olsun ki, eski ramazanların yaşanma biçimi günümüzde idrak ettiğimiz ramazanlardan daha güzel değildi.

Öyleyse bize neden güzel geliyordu meselesini aşağıda izah edeceğim.

Eş dost sohbetlerinde, radyo – televizyon programlarında “ah eski ramazanlar” diye öykünüp duranlar, herhalde 150–200 sene öncesinden söz etmiyorlar. Olsa olsa kendi yaşadıkları eski ramazanları kastediyor olmalılar. Bir kişinin ortalama 10 yaşında oruç tutmaya başlamış olduğunu varsayarsak, “ah eski ramazanlar” diye iç geçirilen süre en yaşlı olanlarımız için bile en fazla 60–70 sene öncesine karşılık geliyor olmalı.

Öyleyse gelin hep birlikte bir bakalım, eski ramazanlarda ortam nasıldı?

Diyelim ki “ah eski ramazanlar” diye öykünüp duran bir kişinin şimdiki yaşı 70-80 olsun...

10 yaşında oruç turmaya başladığını varsayarsak, 60-65 sene öncesinden söz ediyor olmalı.

60 sene önce bu ülkenin minarelerinde aylardan ramazan bile olsa “Allah''ü Ekber” diye ezan okunması yasaktı. Ezanlar “Tanrı uludur, Tanrı Uludur” diye tangır tungur okunurdu. Biri çıksa orijinal haliyle ezan okumaya kalksa kalan ömrü cezaevlerinde heder olurdu. Anadolunun köylerinde ölen Müslümanın cenazesini İslami usullere göre kaldıracak din görevlisi yoktu. Minarelerinden “Allah''ü Ekber” diye ezan okunamayan bir ülkede ramazanın hangi güzelliğinden söz edeceksiniz ki?

Diyelim ki “ah eski ramazanlar” diye öykünüp duran bir kişinin şimdiki yaşı 50-60 olsun...

10-15 yaşlarında oruç tutmaya başladığını varsayarsak, 40-45 sene öncesinden söz ediyoruz demektir.

Değil 40-45 sene, 30-35 sene öncesinde bile bu ülkede 3–5 kişi bir araya gelip dini sohbet yapmaya kalksa, ayin yapıyorlar diye şikâyet konusu olur, derdest edildikleri gibi soluğu en yakın karakolda alırlar ve işkence görürlerdi.

Kolluk kuvvetleri, içinde ne yazdığına bile bakmadan Kur''an-ı Kerim de dahil dini terminolojiyi çağrıştıran eserleri ev ve işyerlerinden birer suç aleti gibi toplar, sahiplerine akıl almaz eza cefa yaparlardı.

Gelelim 20-25 sene öncesine...

AK Parti Hükümetlerinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı da yapan Ali Coşkun, 25 sene önce Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği''ne (TOBB) başkan seçildiğinde, aylardan ramazana denk geldiğinden, TOBB yönetimine giren arkadaşlarına iftar yemeği verdiği için, dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından Çankaya''da hesaba çekilmişti. Şimdilerde Genelkurmay Karargahı''nda bile şehit ailelerine ve yakınlarına iftar veriliyor, Milli Güvenlik Kurulu ve Yüksek Askeri Şura toplantılarında iftar arası veriliyor.

Biraz daha yakına gelelim…

15-20 yıl öncesinde bu ülkenin meydanlarında iftar çadırları, otel ve lokanta gibi halka açık mekanlarında iftar verme gibi adetler ve imkanlar yoktu. “Ramazan etkinlikleri” diye bir kavram bilinmiyordu. Şimdi bırakın İstanbul gibi büyük şehirleri, 3–5 bin nüfuslu kasabalarda bile ihtiyaç sahipleri için iftar çadırları kuruluyor. Her çadır birer sahne, birer konferans salonu gibi çok farklı ramazan etkinliklerine kucak açıyor. Her biri kitle eğitim merkezi misyonu icra ediyor.

Belediyeler tarafından, yoksulluktan çorbası kaynamayan hanelere, bacası tutmayan evlere anında yardımlar uzaklaştırılıyor...

Ya medyada ki durum?

Bu ülkenin medyasında ramazan geldi mi ''oruç tutmayana meydan dayağı'' diye yalan haberler uydurulur, dini değerleri aşağılamak sıradan bir durum olurdu. Buldukları palyoça ilahiyatçılara kurban bayramları öncesinde, ''tavuktan kurban olur mu?'' konusunu tartıştırıp, kendilerince halkın değerleri ile dalga geçerlerdi.

''Eski ramazan eğlenceleri'' diye gayri İslam''i bir eğlence biçimi ramazan geleneği diye yutturulur, insanı dinden soğutan en itici tipler din adamı diye ekranlara, sahnelere ve perdelere taşınırdı. Tek kanallı dönemde TRT''nin akılda kalan tek ramazan etkinliği, Ankara için verilen iftar saatinde iftar duasından ibaret olurdu.

Günümüzde ise durum bambaşka...

Artık ramazanlarda büyük ölçüde ekranlar da ramazanlaşıyor. Özel televizyonlar ise ayrı bir şans. İsteyen istediği kanalda beğenisine uygun dini içerikte program bulabiliyor. İftar saati ekranlardan evlere huzur ve maneviyat akıyor.

Reytinglere dikkat ediyorum, muhafazakârlığıyla öne çıkan kanallarda kandil gecelerinde yayınlanan programlar ve ardından yapılan dualar reytinglerde zirvelerde yer alıyor.

Bazı açılardan eleştirilebilir olsa bile, bu ülkenin en seçkin otel ve restoranlarında hatırı sayılır iftar programları yapılıyor ve kimi zaman her dinden insan bu tür zeminlerde Semavi Din Mensubu olmanın ortak paydasında bir araya gelmenin huzurunu yaşıyor.

20–30 sene öncesine kadar İslami yayınlarda bu kadar çeşitlilik yokken, şimdilerde fuar alanları kitap sevdalıların beğenisine sunulmuş binlerce eserle hizmet vermeye çalışıyor.

Bu yazıyı tam da kaleme alırken ulaşan bir elektronik posta, yazının başından itibaren anlatmak istediğim konuya adeta nokta koyar gibiydi.

Esenler Belediyesi, 5 Bin çocuğun katılımıyla “Çocuk İftarı” organize etmiş. Programın başlangıç saati ise, İstanbul için ilk gün iftar saati olan 20.41 olarak ilan edilmiş. Ramazanın hayatın her alanına nüfuz ettiği ettiği çok kıymetli bir dönemden geçiyoruz. Rabbim bugünleri gösterdiği için ne kadar şükretsek azdır.

Demek istediğim o ki, ramazan, Hz. Peygamber döneminden beri aynı ramazan… Ramazanın kendisinde bir değişiklik yok… Değişen biziz, yani insan…

“Ah eski ramazanlar” diyenler aslında çocukluk günlerinin ramazanlarını özlüyorlar… Yani, duygularının henüz dünya malı ihtirasıyla perdelenmediği, yüksek refah seviyesinin getirdiği sınırsız tüketme anlayışıyla kirlenmediği günleri…

Aslında eskiyen ramazanlar değil, bizim duygularımız…

Biz eski ramazanları değil, aslında eski bizi arıyoruz.

Ah eski ramazanlar demeyiniz, yaşadığınız ramazanın hakkını veriniz.

Tüm insanlığa, 2012 yılı Ramazanı hayırlı olsun.