Mustafa Kemal"in gözlerini ordan silin

Schopenhauer tek başına oturmuş (yani, yanına kimse oturmasın diye iki kişilik yemek ücreti ödemeyi göze almış vaziyette masaya kurulmuş) yemeğini yerken, zıpçıktı birinin (muhtemelen yan masadan) sorusuna, "bilmiyorum" diye karşılık vermiş.

Vay efendim sen misin, "bilmiyorum" diyen!

Sizin anlayacağınız zıpçıktı lavuk arayıp da bulamadığı fırsatı ele geçirmiş ki, sormayın gitsin.

Ne mi yapmış?

Ne yapacak, filozofu mahcup etmek için, "Senin gibi bir bilgenin her şeyi bildiğini sanırdım" diyerek aklınca ayar vermeye çalışmış.

Schopenhauer dediğin Nietzsche"nin bile ilk akıl hocası, hiç lafın altında kalır mı?

Elbette kalmaz: "Hayır, bilgi sınırlıdır" demiş, "Sadece aptallık sınırsızdır."

Yıllar önce bir vesileyle dercetmiştim; şu bizim köşe yazarı makulesinin son günlerdeki halleri hepten bunu çağrıştırdı.

Ulan arkadaş bir taneniz de stratejiden anlamayın, Ortadoğu"yu da bilmeyiz deyin.

Ayıp değil günah değil.

Daha dün "oralar bataklık sakın dönüp bakmayın" diyen ne kadar insan evladı varsa hepsi birden başımıza Ortadoğu uzmanı kesildi.

Bre nedir bu haliniz; ekonomik kriz çıkar cümbür cemaat "ekonomist" olursunuz, deprem olur alayınız "jeolog."

Sırf bu yüzden Sabah gazetesinin Ayşe Özyılmazel"ine veya Hürriyet gazetesinin gurme yazarı Mehmet Yaşin"e çok saygı duyuyorum.

Memlekette gündem "Urfa kebabı" olsun Mehmet Yaşin"e bile laf bırakmazlar diyeyim de ötesini varın siz hesap edin.

Yazarçizer makulesinin hali böyle olunca okur da haliyle her bir şeyi soruyor.

Mesela, Yılmaz Özdil"i yolda çevirip "5 kilo pirinç ne kadar su kaldırır" diye sorsalar yeridir.

Uzun lafın kısası, yazarçizer makulesi her bir şeyi bildiği için her soruya müstahaktır.

Eyvahlar olsun ki, "müstahak" olmayı da "bilgilerinin sınırsız olmaklığına" mündemiç sanıp gurur duyarlar.

Her gazetede bunlardan mebzul miktarda var, Sözcü gazetesi baştan sona böyle.

Bir zamanların "Sakallı bebek doğdu, kıyamet kopacak!" manşetleri atan Tan gazetesinin "siyasi" versiyonu gibi maşallah.

Zaten o gazetenin (ki çıplak kadın fotoğrafları eşliğinde attıkları manşetlerden tek bir örnek vermeye bile utanırım) "yaratıcısı" Rahmi Turan da şimdi Sözcü"nün yazarları arasında.

Bir de utanmadan logolarının yanına "Gazi Paşa Hazretlerinin" gözlerini koymuşlar.

Etyen Mahçupyan"ın demesine bakacak olursak "Yahudi cemaati Sözcü okuyor!"

Aklıma 1934 Trakya Olayları geldi şimdi.

Hani Edirne"de Yahudi esnaf yağmalanmış, "Yahudilere ölüm!" haykırışıyla şehri terk etmeleri istenmişti de Çanakkale Musevilerinden Avram Palto adlı bir vatandaş Edirne"yi ziyaret eden Atatürk"ün önüne atılıp, "Paşam, bizi kovuyorlar; biz ne yapacağız" demişti. Atatürk de "Halk isterse beni de kovar" deyip yürüyüp gitmişti.

Sözcü gazetesi malumunuz Gezicilerin de önde gideniydi.

O dönemde, "SHUT UP TAYYİP!" diye manşet atmışlardı. Kendi ülkelerinin (dönemin) başbakanına İngilizce "çeneni kapat" diyen bir Türk gazetesi yani.

Cem Uzan"ın gazetesi de vaktiyle "TWO SİZE!" manşetini atmıştı. İşte o manşeti atan gazetenin yazı işleri müdürü Yılmaz Özdil"i de Sözcü"ye transfer etmişler.

Hülasa hepsi bir yerde toplandı, Emin Çölaşan"dan Uğur Dündar"a kadar.

Der Spiegel"in sözcülüğünü yapıyorlar şimdi.

Mahut dergi, Türkiye Cumhuriyetini terör örgütü IŞİD"e destek verdi tezviriyle dünya kamuoyunda mahkum ettirmeye çalışıyor, bunlar da "Sözcü"lüğüne soyunuyorlar!

İçlerinden bir "vatan evladı" çıkıp da sormuyor:

Halepçe"de, Almanya"nın Saddam"a verdiği kimyasal silahların dosyasını Der Spiegel (veya Batı"da herhangi bir mevkute) neden açmadı? Ki, o kahrolası silahlarla 16 Mart 1988"de, çoluk çocuk kadın ihtiyar 5 bin Kürt kardeşimiz tüm dünyanın gözleri önünde feci bir şekilde katledilmişti.

Logolarında Abramowitz"den Almanya şansölyesi Merkel"e kadar herkes bakıyor bir tek "Gazi Paşa" bakmıyor ama onun gözlerini koymuşlar.

Silin kardeşim Mustafa Kemal"in gözlerini ordan, koyun Merkel"in gözlerini.

Bu rezil hallerimize ancak o gözler yakışır.