Benim zihnim hiç berrak değil

El attıkları hiçbir yere zerre miskali itimadım kalmadı. Artık kesin inandım, bunların mevzuunun geçtiği yerde bile ot bitmez.
Bunlar dediğim, ABD - İsrail networküne hizmet verenlerle, bu networkü kadir-i mutlak sanan paralelci takımı.
Yok, asla ve kat'a sosyolojik tabanlarını kastetmiyorum.
Allah ile aldatılmışlara, yani, kandırılmanın en korkuncuna duçar olmuşlara ne diyebiliriz ki, güzel sözle uyarmaktan başka.

Hatta…
Sabah akşam bize hakaret etseler de, “Allah sizi tez zamanda bu tasalluttan kurtarsın” diye dua etmekten öteye geçemeyiz.
Lakin bunların bağlı olduğu yapıya veya örgüte veya güruha bir gram ödün vermemeliyiz.
Çürüten, yok eden, ifsat eden bir yapıdan söz ediyoruz. Bu yapının hakim olduğu gazeteleri okumak veya televizyonlarını izlemek bile inanın akla ziyan.
Dünya tarihi bunlar kadar ilkesiz yapı görmedi.
Bu nasıl yapı ki aynı anda hem liberal hem ulusalcı, hem sağcı hem solcu, hem muhafazakar hem yenilikçi, hem darbe karşıtı hem darbeci, hem hoşgörülü hem gaddar, hem yerli hem yabancı, hem Kürt Milliyetçisi hem Türk Milliyetçisi, hem dinli hem dinsiz olabilir?

Daha dün fuhuş taciri
suçlamasıyla içeri bağladıkları adama bilmem ne hocaefendi diye methiyeler yağdırıyorlar şimdi.
Zıpçıktı bir çocuk vardı, Gülen'e demediğini bırakmıyordu. “Nurjuvazi” adlı bir de kitap yazmıştı. Sonra ne olduysa, Karşı (paralelcilerin servis ettiği tapeler yayımlayan) adlı projede hizmete koşuldu.
En sonunda CHP'den milletvekili adayı oldu. Ve, geçen gün paralelcilerin bir televizyon kanalında arzı endam ediyordu.
Bir arkadaşımız vardı. Aslında özünde kötü bir insan değildi. Birazcık omurga sorunu vardı. (Kaç Türk aydınında yok ki?!) Fanatik Fenerliydi. Günün birinde bir tweet attı. Pensilvanya'yı kastederek, “Bu kupa Amerika'ya girsin” dedi. Bu hakaretinden ötürü Star gazetesi yazılarına son verdi.

Bunlar ne yaptı biliyor musunuz?
Bir gazete çıkardılar, Star'ın işine son verdiği bu muhteremi başyazar yaptılar.
Tefessühün müşahhas hali gibiydiler. Toplumda ortak hiçbir hedef, hiçbir heyecan hiçbir coşku bırakmadılar.
Diyalog diye diye halk içinde muteber bütün diyalog kanallarını berhava ettiler.
Birbirimizle irtibat kuracağımız bütün diller zehirlendi.
Bunların zehrinden bir nebze uzak durmak için futbola da kaçmak mümkün değildi artık. Çünkü futbolu da zehirlemişlerdi.
Her yerde kin her yerde nefret varsa baş müsebbibi bunlardır.
Bunları dinleyen de cevap veren de, ne zaman ne şekilde olursa olsun uyaran da görüşen de, velhasıl bunların açtığı gündeme kıyısından köşesinden dönüp bakan da ziyandadır.

Şu hale bakın…
Başbakan Davutoğlu'nun, 2013 yılında, Gülen'le görüştüğünü bu yapıya mensup kalemler dermeyan edince, Sayın Davutoğlu da (uyarmak maksadıyla) görüştüğünü dile getiriyor, dönemin Cumhurbaşkanı Gül'ü de haberdar ettiğini ilave ediyor.
Gelgelelim, mevzu bitmek bilmiyor.
Sayın Gül ben haberdar edilmedim diyor, sonra Sayın Davutoğlu, “zihnim berrak” diyor. Bu sefer Sayın Gül de “benim de zihnim berrak” karşılığını veriyor.

Haliyle benim de zihnim felaket bulanıyor, nasıl bir haldir bu?
Sayın Başbakan neden “görüştüysem ben görüştüm” deyip kestirip atmak yerine, Sayın Gül'ün de bilgisi var deme gereğini duyuyor?
Sayın Gül neden siyasetle aktif ilgilenmesine vesile olmakla övündüğü Sayın Davutoğlu'nu siyasi olarak zora sokacak bir açıklama yapmak yerine, konuyu hiç açmadan daha oracıkta kapatmıyor?
Fehmi Koru köşesinde şöyle yazdı: “Abdullah Gül'ün hoşnutsuzluğu, telefondaki sesine de yansıyordu. Benim de zihnim berrak; ayrıca konu hakkında önceden haberdar edilmediğim için, öğrendiğimde duyduğum ve etrafımla da paylaştığım rahatsızlık yüzünden de unutmam mümkün değil dedi…”

Sayın Gül, dönemin Dışişleri Bakanı'nın Pensilvanya görüşmesinden neden bu denli rahatsız olmuş acaba?
Sorun protokol mevzuatından mı yoksa Pensilvanya'yla muhatap olmaktan mı kaynaklanıyor?
Dışişleri Bakanları öncelikle Başbakan'a karşı sorumlu değil mi? Mesele muhatap meselesiyse, Fehmi Koru'lu o mektup muhabbeti neydi?
Neyse artık…
Şuna dikkat edilsin: “Paralel yapı” temas ettiği her şeyi ifsat ettiği gibi sadece ifsat edici gündemler yaratıyor.