Bir züğürt tesellisi olarak Syriza’nın zaferi

Yunanistan’da seçimleri Syriza’nın kazanması Türkiye’nin solunu heyecana, mutluluğa garketti. Yeni lider, hem radikal sol, hem ateist, hem de genç ve yakışıklıydı. Tam da memleketin ihtiyacı olan profildi bu. Aman Tanrım’dı; bu adamdan bir tane de Türkiye’ye lazımdı. Bu rüzgar neden Haziran’da Türkiye’ye de esmesindi? Belki de Türkiye’yi “dinciler”den kurtaracak bir günün ilk işaret fişeği, ilk habercisiydi bu, o halde çoktandır rafa kaldırılmış olan “Erdoğansız Türkiye” hayali yeniden tedavüle sokulabilirdi. “Hadi yine yeniden, aşk ile bir daha yapalım”dı.

Birkaç gündür Yunanistan seçim sonuçlarını sözümona nesnel bir dille yorumlayanların saklayamadıkları bir heyecanla yazıp-çizdiklerinin, söylediklerinin özeti kabaca bu.

Oysa, Türkiye Yunanistan olmaz. Neden? Şundan:

1-HAYSİYET: Gezi olayları, süreç boyunca ve hala bir haysiyet ayaklanması olarak sunuldu/sunuluyor. Oysa asıl haysiyet tercihi Yunan halkının seçimiydi. Merkel’in Yunanistan’ın bütçe yönetiminin AB’ye devredilmesini, daha açığı ülkenin egemenliğini istemesi, “Yunanistan’a para yok” ve benzeri rencide edici onlarca açıklama yapması, AB’nin kurucu ülkelerinin her fırsatta Yunanistan’a AB’nin bir kamburuymuş gibi muamele çekmesi, Yunan halkını isyan ettirdi. Yunanlılar’ın seçtiği AB’yi de, borçları da reddeden bir lider ama en çok haysiyetleriydi. Türkiye’de ise, “haysiyetimiz için meydanlardayız” diye bağıranlar, Gezi döneminde güya halkın her kesimiyle birlik bütünlük pozlarına duruyor, ama bir yandan da AK Parti’ye oy veren kitleleri kısa bacaklı primitif yaratıklar olarak kodlayan yazılar yazıyor, bu yazıları kendi aralarında neşeyle paylaşıp retweet yapıyorlardı.

2-SOSYAL DEVLET: Türkiye’de 13 yıldır iktidarda olan AK Parti, Syriza’nın lideri Çipras’ın vaat ettiği “sosyal devlet” paketinden çok daha fazlasını zaten yıllardır uyguluyor. Sağlık sistemindeki büyük değişimden tutun, devletin iş kuracaklara, evleneceklere, ev alacaklara, işsizlere, yoksullara yaptığı ve hiç de sembolik olmayan yardımlara kadar, dört başı mamur biçimde hem de... Oysa, Yunanistan’ın solunu çok sevenler, Türkiye’deki işsizi-yoksulu kendini bir paket makarnayla bir çuval kömüre satmakla suçluyor yıllardır. Sonra da, kalkıp derin bir nefretle aşağıladığı o insanların, bir Mehmet Bekaroğlu’nu parti bünyesine katarak, iki de çarşaflıyı üye yaparak, gözünü boyayacağını düşünüyor. Dolayısıyla, olmuyor; ne yapılsa tutmuyor.

3-KİMLİĞİ ÖNCELEMEMEK: Bu ülkede Kemalizmin laiklik sosuyla malul solculuk; onyıllardır dinden, dindardan nefret etmek anlamına geliyor. Ateist olan Çipras’ın inançsızlığa olan inancı gereği İncil’e el basmadan yemin etmesini hiç tuhaf karşılamadım doğrusu. Hatta, aksi durum iki yüzlülük anlamına gelirdi, diye düşünüyorum. Aynı Çipras’ın, Başpiskopos’un huzuruna çıkıp kutsal kitaba el basmama gerekçesini açıklaması da; o ülkede, kendine oy veren insanlar arasında inananların da bulunmasını dikkate alan, ateist olmasının din kurumlarına saygısızlık anlamı ihtiva etmediğini belirten bir jestti kanaatimce. Nitekim, hiçbirimizin aklına Çipras’ın iktidarının ilerleyen zamanlarında Kiliseye gidenleri fişleyeceğine, dua edenleri okuldan attıracağına yönelik bir öngörüde bulunmak gelmez, değil mi? Ama Türkiye’de bu ve benzeri hadiseler onlarca yıl yaşandı. Yani ki; ateist olmak ve seküler bir hayatı tercih etmek başka; fırsatı ele geçirir geçirmez gözü kara bir dindar avcısına evrilmek bambaşka şeyler. İlkini Yunanistan’ın yeni lideri temsil ediyorsa, ikincisi; bugünlerde dünyada ateist olarak varolmanın zorluklarından bahseden, ama birkaç yıl önce televizyonlarda başörtülülerin neden üniversitelerde okumaması gerektiğine dair diskurlar çeken minik totaliterlerdi.

Yunanistan seçiminin sonuçlarına gelince; ulus-devleti aşma ve ulus-üstü bir yapılanma yolunda atılan bir adım olarak AB projesi, milliyetçiliğe karşı da ortak bir itiraz gibi gözükmüştü ve başta çok heyecan vericiydi. Ama hem içerde, hem de dışarıda, etnik ve dini milliyetçiliklere neden oldu. AB yönetimi; Yunanistan ve ekonomik krizdeki diğer ülkelerde, AB fikrine, Almanya ve Fransa’ya yönelik tepkilere neden olacak şekilde kibirli bir para politikası uygularken,  dışarıdaki Türkiye’ye karşı da neredeyse bir Hristiyan birliği gibi davranarak perde arkasından dini milliyetçilik yaptı.

Yunanistan’ın seçimi, AB’nin ilk değil ama şimdiye kadarki en büyük çatırtısının sesiydi. Ve ekonominin, kültürü bilmem ama siyaseti belirleyebileceğinin göstergesiydi. Yunan halkına hayırlı, Türkiye’nin Kürdünden Türküne tüm Kemalist solcularına geçmiş olsun.