Muhalefet için ayna vakti

İç Güvenlik Paketi tartışmaları ve Şah-Fırat operasyonundan sonra bir kez daha gördük ki, Türkiye’de muhalefet filan yok; yenildikçe hırçınlaşan ve hırslanan; kazanmak uğruna isterikleşen büyümüş çocuklar var. Varlıklarını yalanlaya yalanlaya dövüşüyor, düştükleri anda biraz önce söylediklerini değilleyen argümanlara tutuna tutuna ayağa kalkıyorlar. Sonra her şey başa sarıyor. Siyaset bir çelişki sarmalı içinde, debeleniyor. 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Şah-Fırat’la ilgili hükümete yaptığı “vatan toprağını bırakıp kaçtınız” şeklindeki ithamlar Suriye’nin devlet ajansına haber olur; ama Kılıçdaroğlu “200 bin kişinin katili Esed’i mutlu edecek ne yaptım” diye kendine sormaz sözgelimi.

Demirtaş, “Biz barışın kalıcı hale gelmesi için uğraşıyoruz. Türkiye halklarının en acil ihtiyacının barış süreci olduğunun bilinciyle sorumluluk göreviyle bu meseleye yaklaşıyoruz” diye gayet aklı başında gibi gözüken açıklamalar yapar; ama öte yandan arkadaşları iç güvenlik paketinin konuşulduğu Meclis’i tiyatro sahnesine çevirir. Yüzleri örtmeler, oturma eylemleri alır başını gider. O İç Güvenlik Paketi'nin tartışma yaratacak denli sert maddeler içermesine hiçbir katkıları yokmuş gibi. Daha bundan birkaç ay önce Güneydoğu’da halkı sokağa döküp 40’a yakın insanın ölmesine neden olmamışlar gibi. Orada akan kandan dolaylı olarak sorumlu değillermiş gibi...

Bir de MHP var... Bakıyorsunuz, Oktay Vural, Meclis’te oturum yöneten Ayşenur Bahçekapılı’yı kabalığı, cinsiyetçiliği aşan, ancak kahvehane ağzı denebilecek ucuz bir hakaret diliyle paylıyor. Yüzü örtülü HDP’lilerle aynı safta, iş biraz uzasa, onlarla kolkola girip halaya duracak neredeyse... Peki ama, İç Güvenlik Paketi, PKK ve uzantılarının sokakları kana bulama ihtimaline karşı çıkarılmıyor muydu biraz da? HDP’nin ve “halkın direnme hakkı”ndan sözeden Kılıçdaroğlu ve avanelerinin itirazı bir yere kadar anlaşılır; ama “size ne oluyor Sayın Vural?” demezler mi insana? “Çözüm sürecine açıktan karşıyken, Kürt meselesi söylemini bile fitne telakki edecek kadar konudan uzakken, BDP’lilerin Meclis’te bulunmasına bile tahammül edemezken ne oldu da, onlarla aynı kareye girmeyi içinize sindirebildiniz” diye sormazlar mı mesela?

Bahçeli de farklı bir gerçeküstü atmosferde. Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun AKP hükümeti tarafından korkakça yüzüstü bırakıldığını iddia ediyor. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’i hedef alarak “Ey Özel paşa, senin için vatan nedir? Harbiye’de vatan konusu işlenirken dersi mi kırdın? Okuldan mı kaçtın?” ifadelerini kullanıyor. MHP geleneğinde, kamuoyunun gözü önünde açıktan orduyu hedef almak var mıydı mesela? MHP, darbeler döneminde bile çıkıp orduya karşı iki cümle kurmamışken, ne oldu da Özel, 38 askeri sağ salim memlekete getirme operasyonundan sonra Bahçeli’nin azarına maruz kaldı? 

Bilemem. Bildiğim, o türbeye-karakola yapılacak bir saldırıda, 38 askerimiz şehit edilseydi, bu kez de “Arapların topraklarından bize ne, neden Türk askerini, vatan evlatlarını koruyamadınız” diye feverana başlayacaklardı... Bu olaydan sonra Türkiye IŞİD’le savaşmak zorunda kaldığında da, “bize ne Arapların kanlı mücadelesinden” şeklinde başka tür bir milliyetçi dile savrulacaklardı.

Milliyetçilik bu muydu? Sahi milliyetçilik neydi?

İç Güvenlik Paketi'nin suistimale açık maddeleri var, doğrudur. Ama, kaosun değil, vatandaşların canını-malını korumakla yükümlü bir devletin hüküm sürdüğü bir ülkede; 40 kişinin sokak eylemlerinde çeşitli işkencelerle öldürülmesi, o ülkede güvenlik zafiyeti olduğunun göstergesidir ve protesto eylemi düzenlemek ne kadar özgürlükse, yaşamak ondan daha öncelikli bir haktır.

Eline molotof alıp sokağa çıkanların özgürlüğü adına, aynı sokaktaki ortalama vatandaşın güvenliği feda edilebilir mi? 6-7 Ekim’de Güneydoğu’da yaşanan “şey” tam da buydu. Kaldı ki, önümüzdeki baharda ülke çapında Gezi’nin daha şiddetli ve kanlı bir versiyonunun başlatılacağına yönelik sinyaller geliyor. Paralellerin, terör sorunundan nemalanmak isteyenlerin, Başbakan devirme aşkıyla yanıp tutuşanların heyecanla el ovuşturduğu da sır değil. Üstelik, bugünlerde “şeker kız candy” rolüyle twitter sahnesinde övgülere karşı smiling kasan kahin bile, kitap tanıtımından arta kalan zamanlarında verdiği röportajlarda sevinçle öngörülerde bulunduğuna göre, vakit yakın demektir. 

Yenildikçe hırçınlaşanların, histeri nöbetine tutulanların, kendini inkar etmekten bıkmayanların aynaya bakma vakti geldi de geçiyor zannımca...