Başkanlık sistemi için 5 sağlam sebep

Bu ülkede başkanlık sistemini tartışmak zor; çünkü muhalifler Erdoğan’ın siyasi kariyeri için bu sistemi istediğine inanıyor; en iyimseri bile liderin kendisi istesin ya da istemesin bu sistemin iktidarı mutlaklaştıracağını, dolayısıyla parlamenter sistemde mümkün olabileceği düşünülen çoğulcu siyasetin ortadan kalkacağına inanıyor. Öte yandan, Erdoğan için, o kadar uzun bir süredir “despot”, “sultan”, “diktatör” şeklinde tezviratlar yapılıyor ki; Başkanlık sistemi önerisi “acaba”lara sebebiyet veriyor. 
Oysa ne başkanlık sistemi anti-demokratik olmak zorunda diye bir kural var; ne de Türkiye’deki parlamenter sistem demokrasimizin şahikası olarak işlev görüyor. 

Madde madde gidelim:  

1-PARLAMENTER SİSTEM Mİ, YETKİLİ KURUMLAR SİSTEMİ Mİ?: Türkiye’nin parlamenter sistem geleneği ve birikimi olduğu söyleniyor; “başkanlığa ne gerek var” deniyor, oysa Türkiye’de ne parlamenter sistem geleneği, ne de birikimi de var. Hatta demokrasi geleneği de neredeyse yok. Bu ülkede parlamentonun kararlarının siyaseti belirlemesi şunun şurasında 3-5 yıldır mümkün oluyor; o da Erdoğan’ın güçlü ve tavizsiz liderliği sayesinde. Türkiye’de “yetkili kurumlar” eliyle parti kapatmanın, ordu eliyle darbe yapmanın tarihi çok eski olmadığı gibi, frekansı da çok geniş aralıklı değil, nihayetinde ülkemiz birkaç yıl öncesine kadar 10 yılda bir darbe yapılan bir yerdi, 2008’de dahi iktidar partisi kapatılmaya çalışıldı. Bu yüzden de, Türkiye’de parlamenter demokrasi gerçek anlamıyla hiç tecessüm etmedi, sistemimizin adı vesayetti. Ama muhalifler hiçbir zaman “yetkiyi seçilmişler değil, atanmışlar kullanıyor; bu demokrasi mi?” diye sormadı, şimdi kalkıp parlamenter birikimden sözediyorlar, bir birikim oluşmasına hiç izin vermediler ki...

2-DEMOKRASİNİN BİR MEŞRUİYET İLKESİ VARDI?: Demokrasinin temelindeki meşruiyet ilkesi; seçimlerde alınan oy oranı ile yetki&sorumluluğun doğru orantılı olmasıdır. Yani, eski Türkiye’de, yürütmeyi denetleme ve seçilmişlere balans ayarı çekme makamı olarak tasarlanmış eski Cumhurbaşkanlığı tanımı; Erdoğan’ın bizzat halk tarafından seçilerek yüzde 52 oranında oy almasıyla geçersiz oldu, bu makamın hem anlamı, hem de fonksiyonu değişti. Dolayısıyla halihazırdaki sistem aslında fiili olarak Başkanlık. Zaten neredeyse Erdoğan’ın iktidarının başından bu yana Türkiye’nin siyaseti iki artere bölündü. AK Particiler ve anti-AK Particiler; örnek mi? Gezi’de, Paralellerin Darbe girişiminde tüm muhalifler Erdoğanlı AK Parti’ye karşı birleşti; Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Demirtaş’ı saymazsak tüm muhalefet Erdoğan’ın karşısına tek adayla çıktı. Bunlar, tam da Başkanlık sistemi uygulamasıydı.

3-KATEGORİK İTİRAZ YA DA KATKI?: Farklı örneklerde Başkanlık sistemleri, genellikle anti-demokratik, “tek adam” yaratan sistemler değildir. Öyle olsaydı; 2013’te Obama’nın sağlık sisteminde değişiklik öngören tasarısı Kongre’den geçmeyince, ABD hükümeti günlerce kapalı kalmazdı. Bu durumda, ABD’nin “denge ve denetleme mekanizmaları sağlıklı, bizde öyle olmaz” diyenler oldu. Bu endişeyi yersiz bulmuyorum. Ama, bu tür kaygılar taşıyanlar da ne bir “check-balance” teklif etti; ne de “hem işler hızlı yürüsün, hem de diktaya giden yollar kapatılsın” önerisinde bulundu. Kategorik olarak Başkanlık rejimine karşı çıkmakla yetindiler. Oysa hükümet önerilere açıktı, Anayasa Komisyonu Meclis aritmetiğine bakılmaksızın her partiden eşit üyeyle başladı. Sonucu biliyorsunuz.  

4-BAŞKANLIK FEDERASYON ANLAMINA MI GELİYOR?: Sistem değişikliğinin federasyonla sonuçlanacağını düşünenler çoğunlukta. Bu da çözüm sürecinin geldiği nokta göz önüne alındığında “bölünüyoruz” korkusunu güçlendiriyor. Oysa parlamenter sistemle, üniter devlet yapısı doğrudan birbirini gereksinmediği gibi, her Başkanlık’ın devleti mutlaka federatif olmalı gibi bir kural da yok. Yani, federasyon olmadığı halde Başkanlık sistemiyle yönetilen çok sayıda ülke var. Güney Amerika ülkeleri gibi… 

5-ERDOĞAN’IN GÜÇ TAHKİMİ İÇİN BAŞKANLIĞA İHTİYACI VAR MI?: Sanırım herkesin teslim edeceği üzere; Erdoğan, parlamenter sistemde de yeterince güçlü. Yani, 9 seçimden ipi göğüsleyerek çıkmış, memleketin yarısından çoğunun oyunu almış bir liderin daha güçlü olmak için Başkanlık sistemine ihtiyaç duyduğundan emin miyiz? Belki de sebep sadece söylediği gibi, işlerin hızlanması, ekonomik büyümenin katlanması, verimliliğin arttırılmasıdır; olamaz mı?