‘Paralel din’ algısı ve ‘Karısını Şapka Sanan Adam’

Ünlü İngiliz nörolog (ve psikoloji profesörü) Oliver Sacks “Karısını Şapka Sanan Adam” adlı kitabında agnoziden muztarip çok ilginç bir hastasını anlatır.

Agnozi, en basit ifadeyle, görsel algılama bozukluğudur. (Sadece yüzleri tanıyamama bozukluğu da prosopagnazi tesmiye ediliyor.)

Prof. Sacks’ın tanınmış bir şarkıcı olan Dr. P. adlı söz konusu hastası, eşyaları, çevresindeki insanları ve bizzat kendi yüzünü tanıyamaz.

O kadar ki, karısının kafasını şapka zannedip kendi başına takmaya yeltenecek kadar!

Mezkur hastanın gözünde herhangi bir bozukluk yoktur.

Sizin anlayacağınız, uzuv bozukluğundan değil, sinir sistemindeki lezyondan kaynaklanan felaket bir algı kaybına duçar olmuştur. Bu algı kaybının karşılığında duyma / işitme  ve koku alma algısı olağan üstü gelişmiştir.

Neyse, sonuçta bir hastalık bu; karısını şapka sansa da mazereti var.

Gelgelelim vicdan körelmesinin hiçbir mazereti yoktur. Nihayetinde insan kendi ettiğini bulur.

Dolayısıyla, hesaba çekilmekten de kurtulamaz. 

Hele bir vicdan körelmeye dursun, uzuvlar sapasağlam olsa da çalışmaz.

Kur’an, “A’râf Suresi”nde buyurur ya: “ Onların gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır,  işitmezler...”

Dr. P.  görme konusundaki algı bozukluğunu işitme ve koku alma algısını geliştirmekle bir bakıma kapatmaya çalışıyordu.

Vicdan bozukluğunu hiçbir şey kapatmaz.

Vicdan bozuldu mu her şey bozulur.  Sadece fecaat gelişir; yalan, çarpıtma, tezvirat ve iftira.

Dedim ya, mazereti yoktur vicdan bozukluğunun. Zira kaynağı lezyon değil cibilliyetsizliktir.

Vicdanın körleşmesi de envai çeşittir.

Vicdanı kiraya vermek bunlardan biri sadece.

Kimsecikler vicdanını kiraya vermekle vebalden kurtulamaz.  Zira koloniler halinde değil, her nefs tek tek hesaba çekilecektir.

Bütün bunları neyin üzerine mi getirecğim?

Şunun: 

Vicdanını kiraya veren, binlerce takipçisi olan, adı lazım değil azgın bir “mübarek”  Mehmet Ali Şahin’in eşinin vefatı üzerine geçen gün şu twiti attı: “AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in eşi vefat etti. Azrail AKPlilerin arasına dalmış, nerde duracağı belli olmaz..”

Bu müstekreh twiti, “bir meczup işte” veya “münferit bir vakıa” deyip geçebilir miyiz?

Şayet bu “mübareklerin” önde gidenlerinden biri daha evvel, “Bazıları hizmetin üstüne gelmekle memleketi maddi ve manevi felakete sürüklüyor. Muğla-Bodrum, 3.8 büyüklüğünde deprem!” demişse...

Bir diğeri, “Malatya”dan babamla konuştum. Don vurmuş, ‘bu yıl yemeye bile tek kayısı yok’ dedi. ‘30 Martta iftiracılara verilen destektendir’ diyemedim.” şeklinde bir twit atmışsa...

Bir başkası,  “Bu vakitler bembeyaz karlarla kaplı olan Kızılcahamam dağlarında, ormanlarında bu yıl kardan eser yok. Kuraklık her yerde...” diyebilmişse...

Ve, bu “mübareklerin” içinde Today’s Zaman’ın genel yayın yönetmeninden, çok tanınmış gazetecilere kadar birçok “mübarek” varsa elbette münferit deyip geçemeyiz.

Nasıl bir zihniyetle malüldürler ki, dünyaya göktaşı çarpacak olsa sevinçten havaya zıplayıp, “hizmete yanlış yapmanın karşılığı bu” diyecekler.

“Hizmete yanlış yapmanın” bedeli olarak bir vekilin eşinin vefatını görebilen tarifi imkansız bir vicdan bu!

Türbelere çaput bağlayan, mum yakan kocakarıları uyaran Diyanet, dinimize adeta çaput bağlayan bu zihniyete bir şey demeyecek mi?

Diyanet mahut “paralel din” algısını sorgulamayacaksa neyi sorgulayacak? 

“Mübareklerin” hali de hepten içler acısı.

Hiç içler acısı olmasaydı...

Hocamıza saygısızlık yapılınca kayısıya don vuruyor, Azrail (haşa sümme haşa) freni patlamış kamyon gibi AKP'lilere dalıyor da, “Kupa hocamıza girsin” diyen adamı “yandaş medya” dediklerimiz kovarken biz neden baş tacı yapıp köşe yazdırıyoruz, diye sormazlar mıydı?

Sormaz, soramazlar.

Vicdan bir kere (kiraya verildi veya) köreldi mi her şey körelir.

NOT: Oda Tv’ de bir hanımefendi fakirin Yılmaz Özdil’in Hürriyet’ten kovulmasına sevindiğini yazmış. Buna da, Yılmaz Özdil’i eleştirdiğim bir yazıyı (alıntılayıp) kanıt göstermiş.  Alıntıladığı yazım 19.05. 2014 tarihli. Yılmaz Özdil’in Hürriyet’ten kovulduğu tarih 15 Ağustos 2014; yani aylar sonra.  Aylar sonra gazetesinden kovulan birine aylar öncesinden kovuldu diye sevindiğimi söylemek için nasıl bir insan evladı olmak gerekir? “Oda tv” bu kifayetsiz yalancıları çok arıyor mu, yoksa bu yalancılar mı “oda tv”yi buluyor? Hangisi?