Logo... Yazarlar...

Fehmi KORU


Bir yorum denemesi

Y argıtay Cumhuriyet başsavcısı Vural Savaş'ın dünkü basın toplantısında söylediklerini nasıl yorumlayacağız? Kendisi, resmi sıfatıyla değil 'can güvenliği tehlikede olan bir vatandaş' olarak konuştuğunu söylediğine göre, galiba en doğrusu, söylediklerini 'hukuk' çerçevesi dışında ele almak.

Sözlerine 'hukuki bir metin' değeri atfetmek, ülkemiz hukukçuları adına üzücü bir sonuç çıkartabilir çünkü. Esasen "Hayatım tehlikede" diyen bir savcıyla teklifleri üzerinde sağlıklı bir tartışma yürütmenin mümkün olabileceğini sanmıyorum.

İlk söylenebilecek olan, Vural Savaş gibi can güvenliğini tehlikede bilen görevlilerini korumayla devletin mükellef olduğudur. Eğer kendisine verilen korumalar azsa sayıyı artırmakta yarar var; aksi halde, konumu itibarıyla ülkemizin en öndegelen hukukçularından sayılan Vural Savaş'ın 'can korkusu' ile irtibatlı psikolojik sorunlarını işine yansıtması kaçınılmaz olur.

Aslında bu endişemizin bugün için de geçerli olduğunun bir çok işareti alınıyor başsavcının okuduğu metinden... Yargının bağımsız olması 'başıbozukluk' anlamına gelmiyorsa, bir başsavcı, uygulamakla mükellef olduğu yasaları çıkartan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni küçük düşürücü bir tavır sergileyemez. Ya da, devletin bütün meşru organlarını töhmet altında bırakıcı garip tahminlerde bulunamaz. Görevi suçluları yakalamak, gerektiğinde suçun önüne geçmek olan savcılar, ne zamandan beri, "Terör artarak devam edecek" ve "Fâili meçhul cinayetlerin çoğu aydınlanamayacak" gibi korkutucu tehditlerle karşımıza çıkma hakkına sahipler? Belli ki, başsavcı, bugün toplanacak MGK'yı etkilemenin peşinde.

Türkiye hassas bir dönemden geçiyor, bu hassasiyetin bir bölümü Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın hâin bir suikasta kurban gitmesiyle oluşan havayla irtibatlı. Son dokuz yıl içinde teröre kurban verdiğimiz her aydınla, hava biraz daha koyulaşıyor. Fâili bulunamayan her suç ülkenin dengesini bozar, insanlarının ruh sağlığını olumsuz etkiler. Bizler de, her birimiz, bu etkiyi üzerimizde hissediyoruz.

Ancak, Vural Savaş'ın bu durumdan daha fazla etkilendiği açık. Acaba, bu fazlaca etkilenme, içinde yer aldığı yargı sınıfının suçluları tespit edip bulma görevinin sahibi olmasından mı kaynaklanıyor? Prof. Muammer Aksoy'dan Uğur Mumcu'ya uzanan suikastlar zincirinde, hayatını kaybeden her Atatürkçü aydının kanı, biraz da savcıların görevlerini gereği gibi yerine getirmemeleri yüzünden yerde kalmadı mı? Bir savcının, bir acılı eşe, "Devlet isterse bu cinayet çözülür" dediğini biliyoruz; acaba Vural Savaş, o savcının o sözle ne kastetmiş olabileceğini bize de açıklama zahmetine katlanır mı? Belki o zaman, kendisini rahatlatarak 'can güvenliği' korkusunu giderecek tavsiyelerde bulunabiliriz.

Can korkusu içindeki bir kişinin etrafının düşmanlarla çevrili olduğu hissine kapılmasını yadırgayamayız. Vural Savaş'ta bu his çok kuvvetli; konuşmasını, "Cumhuriyetimize sahip çıkmanın tam zamanıdır; bu işi yarına bırakırsanız, inanın çok geç olacak" cümlesiyle bitirmesi buna işaret ediyor. Ülkeyi bir savaş alanı olarak görmek, sayıları gerçekten az bir avuç demokrat aydının sözleri ve yazılarıyla, devleti, Cumhuriyet'i ve Cumhuriyet'in kazanımlarını yok edeceğini düşünmek aynı ruh hâlinin tezâhürleri.

Esasen, Vural Savaş, o ruh halinin yalnız kendisini değil ailesi ve yakınlarını da etkilediğini açıkça bildirmiş. Derdini, konuşamayacak hale gelmeden önce tarihe not düşmek olarak belirtiyor. Konuşmasını yazılı metinden izlerken, hedef aldığı kişi ve grupların kimler olduğunu da öğreniyoruz. "Eskiden devlet ön plandaydı, şimdi bireyi ön plana çıkartmak lazım" diyen Mesut Yılmaz 'yalancı' sıfatıyla bunlar arasında yerini almış... "Bugünkü yapısıyla parlamento" da Vural Savaş'ın beğenmediği bir kurum. Politikacılar, insan hakları dernekleri, bazı yazarlar ve parti liderlerini de kınıyor. "Bazı güçlü devletlerin politikacıları" da ağızlarının payını alıyorlar ondan...

Liderleri 'yalancı', politikacıları âciz bir siyasi sistemde, Vural Savaş'ın açıklamasının sonunda yer alan "Cumhuriyetimize sahip çıkmanın tam zamanıdır, bu işi yarına bırakırsanız, inanın çok geç olacak" çağrısının muhatabı kim olabilir? Her seferinde aynı siyasileri seçen halk değil herhalde. Sonra halk, Vural Savaş'ın istediği yasa değişikliklerini nasıl gerçekleştirebilir ki? 'Cumhuriyet başsavcısı' sıfatını taşıyan bir kişinin, her ne kadar "Ben bunu can güvenliği tehdit altında olan bir vatandaş sıfatıyla yapıyorum" diye önceden ilân etse de, zinde güçlere "Gelin artık" dâvetiyesi çıkartabileceğini ise aklım almıyor.

Güvenliğiyle ilgilenmek ve Vural Savaş'ı yakın koruma altında tutmak şart.
 

fkoru@yenisafak.com

  27 Ekim 1999 Çarşamba

Geri



Can korkusu içindeki bir kişinin etrafının düşmanlarla çevrili olduğu hissine kapılmasını yadırgayamayız. Vural Savaş'ta bu his çok kuvvetli; konuşmasını, "Cumhuriyetimize sahip çıkmanın tam zamanıdır; bu işi yarına bırakırsanız, inanın çok geç olacak" cümlesiyle bitirmesi buna işaret ediyor. Ülkeyi bir savaş alanı olarak görmek, sayıları gerçekten az bir avuç demokrat aydının sözleri ve yazılarıyla, devleti, Cumhuriyet'i ve Cumhuriyet'in kazanımlarını yok edeceğini düşünmek aynı ruh hâlinin tezâhürleri.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || KÜLTÜR ||
|| YAZARLAR || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED