ünkü yazımızın asıl amacı, "icra sorumluluğu" omuzlarına yük gibi binen MHP'ye, kendi konumuna ilişkin sağlıklı bir durum değerlendirmesi yapabilmesi için fırsat tanınması idi. Bu fırsat MHP'ye tanınmazsa, kadro ve tabanlarında mevcut olan savunma refleksleri şiddetle harekete geçebilir, içine girilen bazı hatalı yolların, "inat da bir murattır" bâbından içselleştirilmesine kapı aralanabilirdi.
Onun için MHP'ye kendi özeleştirisini yapma fırsatı tanınmalı; hükümet politikaları noktasında parti organlarının, meselâ Küçük Kurultay'ın, il örgüt ve tabanların görüşlerini dile getirmelerine imkân sağlanabilmelidir.
Kamuoyuna açılma ihtiyacı
Kaldı ki şu günkü günde, MHP'li bakanlar ve parti yönetim kadroları, kendilerini ciddi biçimde ifade güçlüğü çekiyorlar. Devlet Bahçeli anlaşıldığı kadarıyla fazla konuşmayı sevmiyor. Buna karşılık diğer MHP'li bakanlar da, kamuoyuna karşı umûmî bir sükût tavrıyla yaklaşıyorlar. Bu noktada onların ne düşündüğünü tabiî ki bilmiyoruz. Fakat bizim tesbitlerimiz, MHP'li bakanların, kamuoyuna dönük konuşmalar noktasında aşırı ihtiyatlı bir tutum takındıkları şeklindedir. Bakanlıklarını tanımak, önemli atamaları gerçekleştirmek ve ondan sonra konuşmaya başlamak vs.
Eğer hadise böyle ise, bu tavrı anlayışla karşılamak mümkündür. Fakat Plan Bütçe Komisyonu'nda MHP'li üyelerin sergilediği tavra bakılacak olursa, meselenin daha farklı ele alınması iktiza eder. MHP'nin eski, klasik, taşra tavrı, keskin bir eleştiriden güç alırken; şimdi bu uslûp ve kişilik, Bakanlık koltuğunda kendi konumunu ayarlamakta âdeta güçlük çekmektedir.
Ayrıca MHP'nin DSP'li bir hükümette ne derece ısrarlı olduğunu biliyoruz. MHP'nin bu dönemi hem bir meşrûlaşma, hem hükümet tecrübesi edinme ve kendini kanıtlama fırsatı olarak gördüğünü de biliyoruz. Muhalefetin durumunu ve ANAP'ın DYP'ye ilişkin tavrını bildiğimiz için de, MHP'nin bu yöndeki tercihini asla yadırgamadık.
MHP'nin ikilemi ve genel sekreterlik
İşte bu noktada MHP ciddi bir ikilem yaşadı: Kamuoyu ve siyasî çevreler, MHP'nin bu ikilemini yeterince fark edemedi. MHP güven uyandırmak ve meşrûluk temini bakımından, bazı devlet organlarında "danışmanlık (!)" yapmış elemanlarını ziyadesiyle öne çıkardı. Onların tecrübesini, her nedense devleti tanıma ve devletle işbirliği bakımından ziyadesiyle önemsedi. Yani partinin, örgütsel dayanışma ruhunu ayakta tutan asıl kadroları biraz ihmale uğradı.
MHP buradan arzu ettiği bir faydaya erer mi? Hiç sanmıyoruz. Ayrıca bunu önümüzdeki zamanlar gösterecek. Zira son derece lokal alanlara inhisar eden bazı danışmanlık görevlerinin, devleti ve icrayı tanımak bakımından, insana yeterli bir donanım kazandıramadığını çoğu örneklerden yeterince biliyoruz.
Nitekim bugün toplanacak MHP Merkez Yürütme Kurulu, bu bakımdan ziyadesiyle önem kazanmaktadır. Parti yönetim kadrosundan bakan olan ve grup başkan vekilliğine seçilen 8 kişinin yerine, yenileri belirlenecek. Bu seçimler, MHP taban ve örgütlerinin inisiyatif üretme kabiliyetini de ortaya koyacak. Bu gelişmeyi dikkatle izleyeceğiz. Özellikle genel sekreterlik!.. Siyasette özünü yitirmiş demagojik tavırların toplumu fıtık ettiğini bilmekle beraber; MHP'nin kamuoyu önünde konuşma tecrübesini hâiz, toplumsal ve siyasal sorumlulukla içiçe yeni bürokrat tipleri ve parti temsilcileri üretmek ihtiyacında olduğunu buradan hatırlatmak istiyoruz.
Bu arada birkaç yazımızda da işaret ettiğimiz gibi, muhalefetin MHP'ye yönelik eleştirilerinde ciddi bir dozaj ayarlamasına ihtiyaç olduğu kadar; MHP'nin de önümüzdeki yıl başına kadar kendisini az çok kanıtlaması iktiza ediyor.
ABD MHP'den rahatsız olacak
Nitekim Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi (CSİS) tarafından hazırlanan bir raporda, ABD çevrelerinin, MHP'li bir hükümeti kolay kolay içlerine sindiremedikleri ortaya çıkıyor. Onların hesabı, DYP'de Çiller'in devrilmesini takiben, MHP yerine hükümete DYP'nin sokulması olduğu anlaşılıyor. Bu sonucu hasıl edebilmek için icad ettikleri manivela; aksi halde MHP'nin, hem ANAP'ın hem DYP'nin içini boşaltacağı tahrikidir. Ecevit'in de böyle bir tercihe yatacağı kesindir. Bu zaten belli değil mi? İş çevreleri, Musevi lobileri ve medya!.. Öyleyse MHP, topluma bakan yüzü ile, devlet temayüllerini dikkate alan ihtiyatlı tutumu arasındaki dengeyi iyi ayarlamak durumundadır. Yani sırf bir tarafa bel bağlayamaz MHP. Bu partinin de, aynen Refah Partisi'nde olduğu gibi, pörsütülerek bir kenara bırakılıvermesine gönlümüz razı olmadığı için bunları yazıyoruz.
MHP'nin artık utangaç Anadolu delikanlısı rollerini aşması gerekiyor.
16 Haziran 1999 Çarşamba