Logo... Yazarlar...

NAZLI ILICAK

Mc Carthy zihniyeti

B ugün sütunlarımda hukukun siyasallaşmasının bir örneğini vermek isterim:

Hepimiz hatırlıyoruz: 2 Mayıs günü, Merve Kavakçı'nın yemin etme teşebbüsü, DSP'li milletvekillerinin tepkisi ile karşılaşmış, Ecevit kürsüye fırlayıp "Bu hanıma haddini bildirin" diye bağırmış ve Parlamento önüne gelen 40-50 kişi, Kavakçı aleyhine izinsiz gösteri yapmıştı.

Mehmet Er adında bir avukat, bu eylemin Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na aykırı olduğunu ileri sürerek, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu.

Söz konusu kanun, TBMM'ye bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamayacağını öngörüyor.

Takipsizlik gerekçesi

Ankara Cumhuriyet Savcısı Metin Sezgin başvuruyu inceledi; takipsizlik kararı verdi. Verebilir ama, gerekçesini yadırgadık doğrusu.

Kanunsuz gösteri yürüyüşü hakkında takibata geçmeyen savcı, bu protestonun alkışlanacak bir eylem olduğu görüşünü ileri sürüyor: "Merve Kavakçı'nın laiklik ilkesine aykırı tavrı karşısında, gerek TBMM üyeleri ve gerekse Anayasamıza içtenlikle bağlı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, büyük bir öfke ve infiale kapılmışlardır. Bu öfke ve infial içinde, 30-40 kişilik vatandaş topluluğunun kendiliklerinden TBMM önüne gelerek, Anayasamızın laik niteliğine aykırı bir eylemi protesto için toplanmaları, ALKIŞLANACAK bir davranıştır. Duyarlı vatandaş örneği gösteren bu kişiler hakkında takibata geçmeye mahal yoktur."

Cumhuriyet savcısının, şahsi kanaatine, sempati veyahut antipatisine göre hareket etmek yerine, kararını kanun hükümlerine dayandırması gerekmez miydi?

İtiraz

Bu noktadan hareketle avukat Mehmet Er takipsizlik kararına itiraz etti:

"...Sayın Cumhuriyet savcısının mantığının kabulü halinde, yakalanan örgüt mensubu veya suçlunun sorguda veya işkenceyle öldürülmesi halinde, ölenlerin suçlu olmaları nedeniyle, haklarında dava açılmaması gerekmektedir ki, hukuk devletinde bu mantığın kabul edilmesi mümkün değildir... Sayın Cumhuriyet Savcısı, Merve Kavakçı'ya tepki gösterenleri, Anayasamıza içtenlikle bağlı vatandaşlar, tepki göstermeyenleri ise, mefhumu muhalifinden, Anayasamıza içtenlikle bağlı olmayan insanlar kategorisine sokmak suretiyle, bizzat kendisi, TCK'nın 312'nci maddesinde belirtilen ayrımcılık suçunu işlemiştir."

Ağırakça'nın başına gelenler

Ülkemizde, başörtüsü eksenli laiklik tartışmaları, tam da arzu edilmeyen sonuçlar doğuruyor. Memleket ikiye bölünüyor; düşman kamplar yaratılıyor. Haksızlığa uğrayan insanlar iyice bileniyor.

Bir başka örnek vereyim: Profesör Ahmet Ağırakça'nın İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden atılması. Bu hususta daha önce Fehmi Koru da yazmıştı.

Ağırakça, İstanbul Üniversite Rektörü Kemal Alemdaroğlu'nun gayretleri neticesinde, başörtüsünü desteklediği gerekçesiyle, yıllarca emek verdiği fakültesinden ve talebelerinden uzaklaştırıldı.

Soruşturma Komisyonu, Ağırakça'nın "suçunu" tesbit etti. "Kız öğrencilerin başörtüsüyle üniversiteye girmesini desteklemek amacıyla kurulmuş Özgür-Der'e 'Hayırlı olsun' demekle, Ahmet Ağırakça, öğrencileri suç işlemeye teşvik etmiştir."

Suçun (!) mahiyeti

Ağırakça, savunmasında Özgür-Der'in iftarına bir tesadüf neticesinde, Tufan Mengi adında bir işadamının daveti üzerine gittiğini söylüyor ve gelişmeleri şöyle anlatıyor: "O iftarda tanımadığım biri, kürsüye çıkarak Özgür-Der adında bir dernek kurulduğunu belirtti. Sonra da davetliler arasında bulunanlar, kısa birer selâmlama konuşması yapmaları için kürsüye çağrıldı. Ben de bu sırada, bir dakikayı geçmeyen bir selâmlama konuşması yaptım. Kurulacağını ve mahiyetini o gün iftar sırasında öğrendiğim dernek hakkındaki görüşlerimi şöyle dile getirmiştim: 'Hayırlı olsun. Düşünce özgürlüğünden yana olan herkesin değişik de olsa, meşru zeminlerde örgütlenip bir sivil toplum kuruluşu olarak çalışabilmeleri, tıpkı diğer konularda olduğu gibi anayasal haklarıdır. Eğitim ve düşüncede özgürlüğü gerçekleştirmek için örgütlenebilmek de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilgili maddesinde kabul edilmiş temel bir haktır. Eğitimde, insan hak ve özgürlüklerini korumaya çalışacak olan arkadaşlara başarılar dilerim."

Prof. Ahmet Ağırakça, "Hayırlı bir teşebbüs" dediğini kabul etmekle, kendi kuyusunu kazmış. Başörtüsünü laik cumhuriyete yönelik baş tehdit gibi gören Mc. Carthyci zihniyet, bu mantık dışı faraziyeden hareketle, başörtüsünü savunan bir derneğe, "Hayırlı olsun" dediği için, Ağırakça'yı da rejim düşmanı saymıştır.

Zincirleme

Bu iş, zincirleme gidiyor. Ben de Ağırakça'yı savunuyorum. Dolayısıyla Başsavcı Vural Savaş'ın eline bir delil daha vermiş oluyorum!!! Suçum, Özgür-Der'e "Hayırlı olsun" diyen profesöre arka çıkmak.

Özgür-Der'in suçu ise, başörtüsünü müdafaa etmek. Başörtüsünün suçu, laik cumhuriyeti yıkmak.

Ama gene de çağdaş(!) Mc Carthy'ler bize kendimizi kurtaracak bir imkân tanıyorlar: "Efendim ben, çene altından bağlanan geleneksel başörtüsünü savundum; rejim düşmanı olan siyasi başörtüsünü değil" dersek belki paçayı kurtarabiliriz.

Böyle saçma sapan şeylerle bizi uğraştırdığınız için Allah müstahakınızı versin.


 


  16 Haziran 1999 Çarşamba


Özgür-Der başörtüsünü savunuyor. Prof. Ağırakça Özgür-Der'e "Hayırlı olsun" deyince laik cumhuriyete karşı gelmiş ad'edildi. Ben Ağırakça'yı müdafaa edince, aynı kategoriye konuluyorum. Peki, ya, "Bizim savunduğumuz çene altından bağlanan geleneksel başörtüsü" desek ne olacak?


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜŞÜNCE || YAZARLAR || SERBEST KÜRSÜ ||
|| AÇIK OTURUM || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED