|
|
 |
Milenyum duası!..

Saf değildik, masum değildik, umut verici değildik ama oradaydık. O sorunun cevabını bulamamıştık.. "Hakkımızda hayırlı olan neydi?"
Çok şey biliyoruz ama, bu kaçıncısı, bin yılların üzerimizdeki kaç bininci gölgesi bilemiyoruz. Biz bilenler; bildikleriyle övünenler, bilmediklerinin sırrına eremeyenler, bildik zannettiğimizi ne kadar bildiğimizi bilmeyenler. Bizler...
Biz insanlar, kulların... Milyonlarca yıldan beri icat ettik. Bütün icat ettiklerimizden daha fazlasını şimdi ardından buğulu bir bakışla yolcu ettiğimiz binyılın, son yüzyılına sığdırdık. Tırnak makasını, elektriği, telefonu, mikchipi, televizyonu, fiberoptik kabloları, otomobili, radyoyu, jeani, aspirini, havai fişeği, nükleer enerjiyi, Barbi bebeği... Hepsini, gizlediğin kıvrımlardan bulup çıkardık. Keşfettik!.. Her keşfimizi bir günahın payandası yaptık. Çünkü biz, insandık, kul'duk...
Aradık, ararken kimimiz seni buldu; büyük çoğunluğumuz ise her bulunanın aslında senin ihsan ettiğin rızıktan başka bir şey olmadığını anlayamadı, kendisini kaybetti, şirken davetkâr kollarının esiri oldu.
Affet bizi Allah'ım, ıslah et!..
Bize; şükretmesini bilenlerimize, bilmeyenlerimize, hepimize... Hayatı, nefes alıp vermeyi, dostluğu, kardeşliği ve aşkı bahşettin. Bir insanın "elbet bir gün" hakikati bulma umudunu bahşettin. Yüreklerimize doldurduğun umudu, biz karattıkça sen nurlandırdın; biz kaçtıkça sen uyardın. Biz aldırmadıkça sen gazabanı gönderdin. Çünkü kalplerimiz onarılsın diye, çürük binalarımızı bir gecede başımıza yıktın.
Rahmetin sabah kadar sessiz, gazabın gece kadar ürperticiydi. Allahım... Bize yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce binyıl bahşettin. Hiçbirisini şimdi ardından pişmanlıkla bakarak uğurlamakta olduğumuz binyıl kadar kirletmedik, karartmadık. Hiç şüphesiz son "kara bir gecede kara bir taşın üzerindeki karıncayı gören" sen; bizi bu karanlıkta da görüyordun. Gülünçtük, zavallıydık, acınasıydık. Bizden sonrakilere kalacak birer ibret vesikasından başka birşey değildik. Kulluğumuzu bize bir kez daha bahşet Allah'ım. Akıl ve mantığın emrine verdiğimiz kalplerimizi yeniden imanımızın buyruğuna tabi kıl Allah'ım.
Şimdi ardından gafletle selam durduğumuz binyılı, yenisi için ibret kıl. Mesajının görkemini, vahyinin şefkatini kalplerimize nakş et Allah'ım...
Bizler, buldukça, bildikçe cehaletini gören acizler. Rahmetinden şımaran, gazabından ürperen kullar. Ne çok şey ürettik! Hayatlarımızı kolaylaştırmak, seni unutmak için. Başkalarınının ömürlerinden çalıp kendi ömürlerimizi uzatmayı bile başardık. Bir parça ekmek için toprak olan canların üzerine kocaman uygarlıklar kurduk. Acımasızdık, salimdik, dehşet vericiydik... Hepsini bin yıla, defalarca, bıkmadan, akıllanmadan tekrar tekrar sığdırdık. Şimdi, ardından yaşlı ve kanlı gözlerle bakarak uğurladığımız binyıla.
Ve sonra...
Topladığımız bütün veriler, yaş, boy, kilo, eğitim, maaş, sosyal ilişkiler, eğilimler, hastalıklar, zaaflar vs. Hepsini bir araya topladık, hepsini milyonlarca kez bir bilgisayarda harmanladık, ama o meş'um sorunun cevabını bulamadık. İşte o an başladığımız yere döndük. Saf değildik, masum değildik, umut verici değildik ama oradaydık. O sorunun cevabını bulamamıştık.. "Hakkımızda hayırlı olan neydi?"
Bize hayat verdiğin milyonlarca yıl içinde bir zerreden ibaret olan ve şimdi soğuk bir kış gecesinin sisli karanlığı gibi belli belirsiz, eski bir dost olarak uğurlamakta olduğumuz binyılın ardından; bir daha, günahkar ruhlar için, zavallı kalpler için, mü'minler için, müşrikler için bir daha yakarıyoruz...
"Bize hakkımızda hayırlı olanı nasip et Allahım"
1 OCAK 2000
|
 |
|