| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
1 Ocak 2000
Bir yönüyle bakıldığında, 'bugün'ün 'dün'den hiçbir farkı yok; aynı ömür tüketen tempoyla geçirilen 24 saatlik zaman dilimi işte. Öte yandan, 31 Aralık 1999 ile 1 Ocak 2000 arasında dünyalar kadar fark var. Sadece yeni bir yıla girmedik, yepyeni bir yüzyıla girdiğimiz gibi bizler için 'ebediyet' gibi gelen koskoca bir binyılın da ilk günü bugün. Sanki bir günde yüz yıl, hatta bin yıl yaşlandı dünyamız... Böyle zaman dönümlerinde insanların heyecanlanması doğaldır; nitekim epey uzun zamandan beri, dünyanın özellikle müreffeh ülkelerinde 'yeni binyıl' heyecanı yaşanıyor. Konuyla ilgili yüzlerce kitap yayımlandı, binlerce dergiye kapak konusu oldu 'yeni binyıl' oralarda... Bilgisayarların bir azizliği 2000 yılının ilk gününün yürekler pıt pıt atarak karşılanmasını gerektirecek bir de krize sebep oldu. Dünyanın 2000 yılını görmeyeceğine inananlar var bazı dinlerin sâlikleri arasında; onların heyecanını düşünün bir de... Bu zaman dönümünü bizler yeterince tefekkür ve tezekkür konusu yapabilmiş değiliz. Oysa, şu sıralar düşünmenin tam zamanı. Geçtiğimiz bir yılın, yüzyılın ve binyılın etkileri, gelecek yıl ve önümüzdeki yüz yıl üzerinde derinden hissedilecek. Dünyanın şu son döneminde birbiri ardına yaşanan değişimler, bir ara ünlenen 'tarihin sonu' iddialarına yol açacak kadar köklüydü, unutmayalım... Şunu düşünelim: Son yüzyılın neredeyse bütünü totaliter eğilimlerin egemenlik mücadelesiyle geçti; iki uçlu ve ikisi de 'baskıcı ve dayatmacı' ögeler taşıyan eğilimlerdi bunlar. Bir ucunda faşizm/nazizm biçiminde kendini ifade eden görüş ve onun devlet felsefesi, öteki ucunda da komünizm ve onun insanlığın önemli bir bölümünü etkisi altına almış hegemonyası vardı. Yeni bir yüzyıla 'açık totaliter' eğilimlerin yenilgiye uğraması gerçeğiyle girdik. Ancak, insanlık tarihi kadar eski baskıcı eğilimler acaba bütünüyle ortadan kalktı mı? Şimdi zaferi kutlanan 'yeni düzen', bir süre sonra, bu üstünlüğünü, belki başka bir üslupta ama yine baskıcı ögelerle ifade etmeye kalkışmasın sakın? Bu soruyu, yenildiğini hissetmeyenlerin, hatta, gâlipler safında yer aldıkları için şenliklere katılanların da zihinlerinde taşımasında yarar var. Çünkü, insanlık tarihi özgürlüklerin istisna olduğu uzun bir yürüyüştür ve eline egemenliği geçiren, bir süre sonra, daha kolay olduğu için, egemenliğini baskıcı yöntemlere başvurarak sürdürmeyi yeğleyebilmektedir. Komünizm de başlangıçta 'totaliter' olmayı hedeflemiyordu, sözde 'gerçek demokrasi' o olacaktı; sonradan ne biçim aldığını hepimiz gördük. Umarız, geçen yüzyılın gâlipleri bu konumlarını dünyaya ödetmeye kalkmazlar... En acınası durumda olanlar belli: İslâm Dünyası'nı oluşturan geniş coğrafya ile kalabalık Müslüman yığınlar... İslâm Dünyası, 20. yüzyıla 'daha kötüsü' düşünülemeyecek bir zavallılıkla girmiş, yüzyılın ikinci yarısından itibaren kendine gelerek dünyayı biçimlendiren bir güce kavuşacağı umudunu vermişti. Yüzyılı, İslâm Dünyası'nın moral yenilgisiyle kapattık. Örnek gösterilebilecek siyasi, sosyal, ekonomik, bilimsel ve sanatla ilgili bir varlığı yok; Global Sistem içinde, belirleyici olmak bir yana, esâmisi bile okunmuyor İslâm Dünyası'nın... Daha da kötüsü, geleceğe dönük umut filizleri de ortalıkta görünmüyor. Yüzyıl sonra, 20. yüzyıla başladığımız 'zavallı' noktadayız. Küçük de olsa bir umut ışığı bizim ayaklarımızın bastığı bu topraklarda hüzmelerini etrafa yayıyor. Geride bıraktığımız yüzyılın gâliplerinin ihmal edilemeyecek bir 'değer' olduğunu itiraf etmesiyle de önemi belli Türkiye'nin; başkaları suskun kalsa da, haritaya bakan, genç ve dinamik insan unsuruna âşinâ olanların gözardı edemeyeceği bir ülke burası. Yeni yüzyıla, sadece Avrupa Birliği adaylığı sayesinde değil, kendi köhne sistemini, güvensizlik üzerine oturan siyasi yapısını değiştirme niyeti sebebiyle de umudun diri olduğu bir ülke olarak giriyoruz... Bundan 50 yıl önce doğmuş, kendini bilmeye başladığı günlerde yeni bir yüzyılı idraki bir 'hayal' olarak bile aklından geçirmemiş birinin de kendisi ve yakın çevresiyle ilgili umutları olması doğal. Umut tek başına yeterli olmasa bile, bizi ayakta tutan yine de umutlarımız: Geçen yüzyılı iyi değerlendiremedik, bu tamam, ama bizi bekleyen yepyeni bir yüzyılın ilk gününden başlayarak geleceğe damga vurmanın yollarını niye aramayalım? Yeni yüzyılın (ve tabii binyılın da) bu ilk gününde ben umutlarımı kuşandım; siz de öyle yapın...
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|