| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Geçim ücreti bile üretilemedi
Asgarî Ücret Yönetmeliği'nin 1. maddesinde "asgarî ücret"in tanımı şöyle yapılmaktadır: "...Asgarî ücret, işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgarî düzeyde karşılamaya yetecek ücrettir." Bu tanıma uygun asgarî ücretin üretilmesi için Asgarî Ücret Tespit Komisyonu tarafından çalışmalar yapılmaktadır, bilindiği üzere. Ancak yıllardır Komisyon'un belirlediği asgarî ücretlere "yoksulluk ücreti", "sefalet ücreti" gibi nitelemelerle eleştiriler yapılmıştır. Mevcut şartlarda bu eleştirilerin önünü almak ta mümkün olmayacaktır. Tanımda da yer aldığı üzere, asgarî ücret, sadece işçinin bireysel ihtiyaçlarına asgarî düzeyde yetecek bir ücrettir. Asgarî ücretin aile giderleri gerekçe gösterilerek eleştirilmesi, paradigmatik kusur içerir, bu nedenle. İşçinin aile reisi olarak öngörülmüş ya da bilimsel olarak hesaplanmış ücreti değil, asgarî ücret. Bireyin geçimi yönünden baktığımızda bile geçim ücreti olduğu tartışılabilir bir ücret düzeyi olan asgarî ücretin vergiden bağışık olmaması, daha teknik bir ifadeyle en az geçim indiriminin asgarî ücret düzeyine çıkarılması da bugüne kadar mümkün olmadığı gibi, yakın dönemde bu konuda ümit bile beslenemeyeceği ortaya çıkmış bulunmaktadır. Asgarî ücreti, birey işçinin zor geçim ücreti olarak algılarsak, sanırım doğru bir anlayış geliştirmiş oluruz. Birey işçiyi bekârlığa mahkum etmek mümkün olmadığı gibi, aileyi asgarî ücretle geçindirmek te mümkün değildir. Zaten bu husus, asgarî ücretin tanımından da anlaşılıyor. Türkiye normallerine göre ortalama aile bireyi sayısı en az "dört (4)"tür. Bu durumda asgarî ücretin bilimsel verileri dikkate alındığında, aile gelirinin zor geçim şartlarında asgarî ücretin dört katı olması gerekmektedir. Asgarî Ücretin Tespitinde paradigmatik değişime gidilmediğine göre, ailede çalışan sayısının en az dört kişi olması gereği ortaya çıkmaktadır. Türkiye normallerine göre bu gerekliğe ulaşılması mümkün gözükmemektedir. Çünkü evin tedvirinden sorumlu ev hanımının çalışması halinde iki çocuğun bakımında etkin maliyetler ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar toplumsal dayanışma çerçevesinde evin yaşlıları çocukların bakımına belirli bir yaştan sonra yardımcı olsalar bile müesseseleşme içermediği için ideal bir çözüm gibi bakılamaz. Öyleyse evin dört bireyinden ikisi çocuk, biri ev hanımı olduğuna göre, fiilen birim ailede çalışma ehliyeti sadece bir bireye, yani aile babasına düşen bir yükümlülük olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durumda asgarî ücretli işçinin bekârlığa mahkum olduğu gerçeği tartışılmaz hale gelmektedir. Asgarî ücretin tahakkuku sırasında sigorta primi faktörünün önemli bir işveren maliyeti olmaya devam edeceği de belirginleşmiştir. Çünkü yılbaşından itibaren sigorta pirimine esas taban matrahı, günlük 4.000.000.-TL, aylık 120.000.000.-TL. olarak uygulanacaktır. Bu durumda sigorta primi işveren hissesi yanında, (120.000.000-109.800.000= 10.200.000 liranın) 10 milyon 200 bin liranın da sigorta primi işçi hissesini de işverenin ödemesi gerekmektedir. Bu durumdan dolayı birçok işveren, ücret bordrolarını 120 milyon brüt aylık ücreti esas alarak düzenleyecektir. Böylece 109.800.000.-TL/aylık asgarî ücretin sigorta taban matrahından düşük kalması, yine iktisadî bir ayıp olarak ortadadır. İşte bu nedenle bile kamuoyu, asgari ücretin 120 milyonu aşması umudunu taşıyordu. Enflasyonu düşürme politikasının ve Stand-By anlaşmasının bir pratiği olarak ortaya konan Dokuz Aralık Kararları'nın ve bilhassa 2000 yılı Bütçesi gerçeklerinin asgarî ücretin paçasına kötü yapıştığı veya işçinin istikrar politikasının önemli yükünü omuzlayacağı iyice anlaşılmış bulunuyor. Zorgeçim ücreti olarak asgarî ücreti yeniden tanımlama dürüstlüğü gösterilebilmelidir, artık.
tsinav@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|