| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
"Gâvur" HattatÇocukluğumuzdaki bayramları unutulmaz kılan şey neydi? Benim için; mahmur gözlerle sabahın erken saatinde içeridebir yer kapmak için gittiğim mahallemizin "kaloriferli" camisinde kıldığım bayram namazlarıdır. Bükülmekten uyuşmuş dizlerin üstünde oturarak Salim Hoca'nın herkesi tek tek muhatap alır gibi yavaş üsluplu vaazıdır. Biraz uyku, biraz da az sonra dağılmanın heyecanı. Kafamı yukarı kaldırıp, bir mahalle camii için fazla bir itinanın göstergesi hatları okumaya çalışmak. Kubbeyi çepeçevre saran Ayetel Kürsî'yi sökmeye çalışarak namaz vaktini beklemek.Yıllar sonra yine aynı camide bayram namazı kılmak en az çocukluk günlerim kadar heyecan verici. Duvara işlenmiş, usta bir hattat elinden çıkma orijinal hatlar her şeyin yerli yerinde durduğu izlenimini veriyor. Ama nafile. Yine bir vaaz vardı ama Salim Hoca yoktu. Hatta vaaz veren hoca da yoktu. Ama görünmeyen cemaate seslenen görünmez bir hoca vardı. Cümleler havada uçuşuyor, mekanik bir uğultuya dönüşüyordu. 10 km. uzaktaki büyük camiden naklen vaaz dinletiliyordu. "Big Brother"ı görür gibi oldum. Oysa içeri girer girmez bana ilk gülümseyen o imza olmuştu: "Vema erselnake... yazısının altına atılmış; "Gülepik" imzası. LİSE YILLARI
İngilizce hocasının ünü çok önceden duyulmuş, bizi bir korku sarmıştı. Çok az not veren, sert bir hocaymış. Üstelik Ermeni mi neymiş. Hiçbir zaman ismini söylemedi. Ama biz onun "yerli gavur"lardan olduğunu biliyorduk. Bir gün nedendir bilinmez kendinden bahsetme ihtiyacı hissetti. Kendisinin Kayseri'nin köklü ailelerinden geldiğinden, babasından söz açtı. Babasının Şeker Camii'nin hatlarını yazdığını söyleyiverdi. O an başka bir gözle baktığım İngilizce hocasıyla aramda gizli bir iletişimin kurulduğunu hissettim. Camiyi kaplayan kubbenin etrafını üç yüz altmış derece saran Ayetel Kürsî sonsuzluğa açılan gökkubbenin şifreleri gibi gözümün önüne geldi. Büyük camilerin bile kötü baskı, zevksiz dua levhalarıyla duvarlarının "süslendiği" dönemde bizim mahalle camiinin duvarları nefis hatlarla bezenmişti. Kutsal olanla estetik zevkimin çocuk ruhumda gelişmesinde derin izler bıraktı bu hatlar. Türkiye'nin ilk kaloriferli camisi olduğunu söylerdi babam, övünerek. Ama o ana kadar kimse bu levhaların hattatından bahsetmedi. 16 MART 2000
Bayram namazı için sabahın erken saatinde camie adım attığımda en az çocukluk günlerindeki kadar heyecanlandım. İlk gözüme çarpan yine hatlar oldu. Hattat Gülepik'le selamlaştık. Tanıdık yüzler ararken, tanıdıklarımın artık iyice yaşlanmış olduğunu farkettim. Çoğu gitmişti. Salim Hoca da yoktu. Mekanik bir ses soğuk bir hava estiriyordu. Oysa uykumu getiren o ağır vaazlardan daha akıcı konuşuyordu. Sanki bir gölge oyunu oynanıyordu. Bir de daha önce olmayan, birtakım aksesuarlar caminin dört duvarına rastgele iliştirilmişti. Saatler, zevksiz lambalar... Ama benim hattımın levhaları ve Osmanlıca attığı imzası yerli yerindeydi hâlâ. Bu sırrı cemaatten kaç kişi biliyordu? Şehri gezerken eski evlerle birlikte eski Ermeni evleri ve Rum evlerinin açılan büyük caddelere feda edildiğini gördükçe biraz daha üzüldüm. Ama İngilizce hocam Güleksan Dayı Gülepik'in babası camide duruyordu. Sevinmem için hâlâ bazı nedenlerim var.
aemre@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|