| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Okumadıysanız, ben ne yapayım?
İzzet Akçal Demokrat Parti dönemi politikacılarındandı. Hukukçu kökenliydi. Büyük deprem sırasında Erzincan'da savcı olduğu biliniyor. Fazla bir iz bırakmasa da, döneminde cerbezeli bir politikacı olarak bilinirdi. DP'li politikacıyı günümüzle irtibatlandıran bir küçük ayrıntı daha var: Soyadları farklı olsa da, ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın öz amcasıdır İzzet Akçal... Aile fertleri, soyadı alırlarken, kardeşlerden biri Yılmaz diğeri Akçal'ı tercih etmiş... 12 Mart'ta Süleyman Demirel'e rağmen bakan olmayı kabul edince gözden düşen AP dönemi politik kadrolarından Erol Yılmaz Akçal, bilen biliyor, İzzet Bey'in oğluydu; onun aile soyağacının iki tarafını da adında taşıdığı görülüyor... Bunlar bilinen şeyler, sizler de duymuşsunuzdur; ama daha önce duymadığınıza dair bahse girebileceğim yeni bir bilgi var bende: İzzet Akçal İmam Hatip Okulu'nda okumuş... CHP döneminde öğrencisizlik yüzünden kapanan Rize İmam Hatip Okulu öğrencisiymiş... Kısa süren üçüncü başbakanlığı döneminde, zorunlu eğitimi kesintisiz sekiz yıla çıkararak bu okulların yıllar sonra bir kez daha kapanmasına yol açan Mesut Yılmaz'ın öz amcasının İmam Hatip menşeli olduğunu öğrenmek benim için müthiş bir keşif! Geçen pazar, burada, bayramda okumanız için bir dizi kitap tavsiye etmiştim; onlardan biri olan "Kutuz Hoca'nın Hatıraları: Cumhuriyet Devrinde Bir Köy Hocası" adlı kitapta (Dergâh Yayınları) yer alıyor bu bilgi. Kutuz Hoca lâkabıyla meşhur Mehmet Kara, kendisine dinî ilimlerde el veren hocalarının hayatlarına değinirken, Rize müftüsü de olmuş Yusuf Karali'den söz ediyor. Konu kitapta bir cümle içinde geçiyor: "DP milletvekillerinden İzzet Akçal Rize İmam Hatip mektebi'nde talebesi olmuştu..." Vesile de, vaktiyle öğretmeni olmuş Yusuf Hoca'nın Rize müftülüğüne gelmesine İzzet Akçal'ın tavassut etmesi... Kitaptan, Yusuf Hoca'nın öğretmenlik döneminin sadece bir yıl (1 Eylül 1340 - 15 Eylül 1341; yeni tarihle 1924 - 1925) sürdüğünü de öğreniyoruz... Kutuz Hoca'nın anılarından, hâfızlık çalıştığı, hocalık yaptığı dönemlerde karşılaştığı zorlukları da öğreniyoruz... Tek parti döneminde jandarma korkusu en ücra köşedeki köylerde bile hissedilmekte, tedbirler alınmaktadır... Ancak bir gerçeği daha öğreniyoruz kitaptan: O dönemin neredeyse bütün hocaları o baskıların mimarı olan siyasi partiyi, CHP'yi, desteklemektedir... Bu şaşırtıcı bilgiyi de kitaptan aktarayım: "1950 seçimlerinden önce köyümüzdeki hocaların çoğu Halk Partili idi. Bunlar İnönü'yü ileri derecede sever, mühim bir kısmı Mustafa Kemal Paşa'dan hoşlanmazlardı. (..) Hocalardan bir kısmı CHP'ne delege de olmuştu. (..) Hocalarda bir parça Halk Partililik damarı olduğunda şüphe yoktur. Demokratları umumiyetle hafifmeşrep, devletin hazinesini müsrifçe kullanan, devlet adamlıkları zayıf insanlardan müteşekkil görürlerdi." (s. 144). Şaşırdınız değil mi? Beni sevindiren bir ayrıntı da, tek parti döneminde silâh altında dört yıl geçiren Kutuz Hoca'nın asker ocağında dindarlığı sebebiyle el üstünde tutulması, komutanlarının himâyesine mazhar olması... Görevi olmadığı halde teravih namazı kıldırdığını öğrenen komutanı Yüzbaşı Niyazi Görgün'ün tâlimatı şu olmuş: "Bu hâfız yalnız tâlime çıkacak, nöbet dahil başka hizmetler ona kimse vermeyecek, vakit namazlarını da kıldıracak, üstü başı temiz olacak." Azar beklerken karşılaştığı bu muamele için Kutuz Hoca'nın düştüğü not şu: "Kur'an-ı Kerim'in lütfu idi bu." Kutuz Hoca görevle gittiği şehirde de mimbere geçiyormuş. Bölük komutanı görmüş bunu ve ertesi gün derste, "Bir askerin asker kıyafetiyle o kalabalık cemaatin önüne geçirilmesinden çok memnun kaldığını ve gurur duyduğunu söylemiş..." (s. 109). Yıllar sonra, emekliliğe erken hak kazanmak için dört yıllık askerlik süresini hizmetlerine ekletme teklifiyle karşılaşınca, bütün ısrarlara rağmen bunu kabul etmemiş Kutuz Hoca. Neden? "O sıkıntıların ve hizmetlerin mükâfatını öteki dünyada bulmayı ümit ediyorum." (s. 111) Görüntü değil, insanların iç dünyası bizi mest ederdi. Düz ve sanatsız bir dille kaleme alınmış sade bir hocaefendinin Cumhuriyet döneminin neredeyse bütününü kapsayan (Hoca 1918 doğumlu) bazılarına basit gelebilecek hayat hikâyesini okurken duyduğum keyfi anlatmam mümkün değil. Bizde hayatların ne kadar renkli olduğunu, her insandan bir roman kahramanı çıkabileceğini görmek için de bu kitabı okumak gerekiyor... Caminin ve din görevlilerinin ihtiyaçlarını karşılamak için toplanan paranın fâizde tutulması (s. 19), gerektiğinde rayları yağlamak için âmir ve memurlara 'hediye' verilmesi (s. 116), tek parti döneminde hatiplerin askere alınmamaları (s. 135), alaturka saat yüzünden namaz vakitleri için 'irtifa' ilminde ustalaşmak gerektiği (s. 139) gibi günlük hayatın içinden tablolar... Unutmayın ki, Prof. Mustafa Kara, Dr. İsmail Kara, Prof. Hüseyin Atay'ı çıkaran köy burası... Karahasanoğlu, Karaalioğlu gibi aile adları da dikkat çekiyor anlatımda. Yabancı olmayan bir köy ortamı sizin anlayacağınız... 'Ofli Hoca' ağzıyla tamamlayayım bu yazıyı: "Oku dedum, oku dedum, okumadinizsa ben ne yapayum!"
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|