YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Afrikalılar da bin yıl yaşayabilecek mi?

Genler üzerinde yapılan çalışmalar, insanoğlunun, varoluşu anlama çabasının bir parçası. Bir şifre çözme çalışması.

Bu, insan varolduğundan beri devam eden bir çaba. İnsan evreni çözmeye çalışıyor, canlıyı-cansızı çözmeye çalışıyor ve toplumu çözmeye çalışıyor.

Stephan Hawking'in evrenin tabi olduğu kanunları anlamaya yönelik gayretini konuşmuştu dünya geçtiğimiz yıllarda... Çünkü bizatihi evren bilinmeyenlerle dolu.

Toplumun tabi olduğu kanunlar var mı acaba? Ya medeniyetlerin kanuniyeti? Yükseliş ve düşüş belli ilkelere mi tabi? Sosyoloji, tarih felsefesi buna kafa yoruyor.

Bitkilerin hayvanların varlık bilgileri neler?

İnsan bünyesi üzerinde yapılan çalışmalar da yeni değil. Hemen tüm tıbbi gelişmeler, insan anatomisi üzerinde yapılan çalışmalara bağlı. Gözü bilmezseniz, gözü tedavi edemezsiniz. Ya da anatomik bilgi olmadan herhangi bir ameliyat yapılamazdı herhalde.

Tüm bunlar varolanın kanuniyetlerini anlamaya yönelik faaliyetlerdir. Diğer bir ifadeyle "yaratılan"ı anlama çalışması. Bir yaratıcılık değil yani.

Bu, Allah'ın insanlardan istediği bir şey. Yaratılan üzerinde "düşünmek"

Genler üzerinde çalışma, önümüzde gerçekten ürpertici bir derinlik bulunduğunu gösteriyor. "İnsan DNA'sı 3.2 milyar yapı taşından oluşan bir bilgi hazinesi, bir kitaptır. Bu kitaptaki harfleri yanyana dizecek olursak, biner sahifelik 10 bin kitaptaki bilgiye eş değer gelir." (Prof. Dr. Nazlı Başak, B.Ü. Öğretim üyesi, Milliyet, 30 haziran 2000, Şahin Alpay'la mülakat)

Şimdi insanlar, genlerin şifresini çözme yolunda önemli adımlar atmış bulunuyor. Stephan Hawking, "evreni anlayabilseydik, Tanrı'nın şifresini anlardık" diyordu. Evren derinliğine henüz ulaşılabilmiş değil. Genlerle ilgili buluşların ardından da, ABD Başkanı Clinton, "Tanrı'nın insan hayatındaki şifresini çözmeye çalışıyoruz" yolunda bir değerlendirme yaptı.

Bütün bunlar, içten içe, insanın Allah'ı tanıma, bilme ve arama çabalarının da bir ürünü. Hep metafizik bir boyutu var. Belki bir noktada gençliği uzatma, ölümü yenme çabası bulunuyor içinde. O da insanın inanç ilişkilerinin bir uzantısı. Ölümü yenerse belki, Allah'la ilişkisini bir kere daha masa üzerine yatıracak (!) insanoğlu.

Gen bilimindeki ilerlemelerin, insana bin yıllık ömürlerin kapısını aralayacağı öne sürülüyor. Bu mümkün mü?

Biz, Hazreti Nuh'un bin yıl yaşadığı bilgisine sahibiz.

Ashab-ı Kehf'in 309 yıl uyutulduğu kaydediliyor Kur'an'da yine...

Demek ki böyle bir ufuk var insan için...

Tayyı-ı zaman (zamanı aşıp ileri ve geri zamanlara ulaşmak) Tayy-ı mekan (mekanı aşmak) kavramları da İslam kültürünün tanıdığı bir alan...

"Ömrün bereketlenmesi" yine İslam kültürünün anlamlı bulduğu bir kavram...

Önemli olan, hayatın içine sığdırabildikleriniz... Bin yıl yaşayıp, boş bir ömür sürdüyseniz, ne anlamı olurdu bunun? Ya da bin yıllık zalimler ne feci bir son hazırlardı insanoğluna...

Gen bilgisi alanındaki atılımlar yeni değil. Daha önce hayvanlar ve bitkiler üzerinde gen bilgisinden elde edilen sonuçlar tatbik edildi ve kimi sonuçlara ulaşıldı. Hormonlar, kolonlamalar bu çerçevede uygulamalar. Bunların sonuçları henüz yeterince bilinemiyor. Mesela hep hormonlu yiyecek yiyen bir insanda ne gibi fizyolojik-psikolojik gelişmeler olur? Buna ilişkin sonuçları belki yıllar içinde almış olacağız...

Şu kesin: İnsanın bilgisi ve imkanı-iktidarı arttıkça, ahlaki sorumluluğu daha da yükseliyor. Çünkü risk büyüyor.

Risk: Gen bilgisi, tıp alanında sağladığı müthiş imkanların yanında, belki atom bombasından daha büyük risk de getiriyor. Hitler'in "İnsan Harası" gibi, ya da tavuk çiftlikleri gibi insan üretilen platformlar oluşturulduğunu düşünün... Atom bombası üretimi nasıl denetlenemiyorsa, gen çalışmalarının da denetlenemediğini düşünün... Bilim kurgu filmlerindekine benzer insan türleri üretildiğini düşünün.

Nasıl atom bombası, aynı zamanda potansiyel bir kıyamet bombası özelliği taşıyorsa, gen bilimindeki imkanlar da hayatla ölümü bir arada getiriyor. Tek sigortası var bunun: Sorumluluk duygusu... Bize göre Allah'a karşı sorumluluk duygusu...

Gen bilimi alanındaki atılımlar, insana uzun ömürler sağlayacak. Çünkü hastalıklar, daha doğum öncesinde tedavi edilebilecek.

Acaba diyorum, bu gen bilimi, şu anda Afrika'da kitleler halinde vuku bulan ölümleri de azaltacak mı?

Bu soru neden anlamlı: Çünkü şu anda, gelişmiş ülke insanları uzun ve sağlıklı bir ömür yaşıyorlar. Bilimin ulaştığı sonuçlar, gelişmiş ülke insanlarına büyük hizmetler veriyor ama bu, Afrika'lının kitle halinde ölümlerine engel olamıyor. Acaba gen bilimi, Afrika'lının bu kollektif dramına ilgi için bir zemin oluşturacak mı? Yoksa ortaya, Kuzey-Güney ikilemi gibi, belki daha derinleştirilmiş bir ikilem mi çıkacak? Bin yıl yaşayan Batılılar ve karıncalar gibi onların ayakları altında ezilip giden kara adamlar... Az gelişmiş ülke çocukları...

İnsanoğlu, her bilgiden, her iktidardan önce bir ahlak umdesi ile donatılmadıkça, gelecek, ümitten çok korkuları besliyor. Çünkü bir dolma tüfek bir kişiyi öldürürdü, atom bombası milyonları buharlaştırıyor.


1 TEMMUZ 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...