|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
28 Şubat'ta, bir yandan siyaset alanına 'askeri müdahale'nin yanında yer alıp, ordu içindeki 'darbeci' bir fraksiyonun 'boru-trampet takımı' gibi davranırken, diğer yandan 'demokratlık'tan vazgeçmeyenler için 'garnizon demokratları' sıfatını kullanmıştım. O 'garnizon demokratları', şimdi 'Mesut Yılmaz'ı diriltme kampanyası'nın da ön saflarındalar. Onlara katılımlar oldu. Katılımlarla birlikte sayıları genişledi ve 'Mesut Yılmaz demokratları' grubunu oluşturdular. 'Yeni katılımcılar'ın ne de olsa 'entelektüel gradolar'ı, 'garnizon demokratları'ndan fazla. Yaldızlı tezler üretiyorlar. 'Tartışmayı Yılmaz'ın kimliğine kilitlemek' veya 'Mesut Yılmaz'ın kişisel hesabı, geçmiş performansı ne olursa olsun, açtığı kapı önemlidir' vs. gibilerinden... Sürekli olarak 'Mesut Yılmaz'ı bir yana bırakın; ortaya koyduğu fikirler doğru mu, değil mi; gelin bunu tartışalım' hevesindeler. Siyaset, liselerdeki 'münazara kolu' faaliyetlerine benzemez. Mesut Yılmaz'ın 'açtığı kapı'yı, kapıyı açandan, açanın niyetlerinden, zamanlamasından ayırıp tartışmak, Mesut Yılmaz'ın taraf olduğu 'iktidar mücadelesi'nde, isteseniz de istemeseniz de, kendinizi onun 'yedek gücü' haline getirmekten başka bir sonuç vermez. Vermiyor da zaten... Mesut Yılmaz'ın çaldığı kavalın ardında yürüyüşe geçmeyenleri 'iktidar kavgasına hapsolmakla' nitelemek ise gerçeği tersyüz etmektir; çünkü olan-biten tümüyle Mesut Yılmaz'ın 'iktidar kavgası' ile ilgilidir. Dolayısıyla, 'meseleyi kişiselleştirmeyelim, fikre bakalım' sloganıyla yola çıkanlar, kendilerini tam da Mesut Yılmaz'ın iktidar kavgasına hapsetmiş haldeler. Başkalarına yakıştırdıkları durum, tam tamına kendilerine uyuyor. Tartışmayalım mı? Neyi? 'Ulusal güvenlik kavramı'nı mı? Yıllardır bu 'kavram'ın içeriğine giren her konuyu tartışıyoruz biz. Hem de, bugün Mesut Yılmaz'ın yanında saf tutanların büyük bölümünün hakaretleri ve saldırıları altında. Yeni olan nedir? Bunu Mesut Yılmaz'ın istemesi mi?. Mesut Yılmaz, Başbakan Yardımcısı değil mi? Bu konuyu hangi hükümet toplantısına getirdi? Hangi MGK toplantısında 'mesele' yaptı? AB ile ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak, o ucube 'Ulusal Program'ın hazırlık safhasında hangi konuyu kamuoyunun tartışma platformuna sundu? ANAP'ın hangi belgesinde, 'ulusal güvenlik kavramı'na ilişkin farklı bir yorum ve yaklaşım var? Peki, Mesut Yılmaz'a ve onu överek kalem oynatanlara soralım bakalım: 1. Avrupa Birliği standartlarına ulaşabilmek ve 'Kopenhag kriterleri'ni yerine getirebilmek için, MGK'nın bugünkü haliyle devamı mümkün değildir. Sorun, MGK'daki sivil sayısını artırmak da değildir. Zaten, Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, '100 sivil getirin, karşı çıkmayız' gibilerinden alaycı bir dil kullanmıştı. Sorun, MGK'daki sivil adedinde değil; MGK'nın kendisinde. MGK'nın bugünkü statüsünün tümüyle ortadan kaldırılmasından ve AB ülkelerindeki örnekleriyle hizalanmasından yana mısınız? 2. Türkiye'nin AB yolunda en büyük engellerin başında, Kıbrıs geliyor. Helsinki Belgesi uyarınca, Kıbrıs sorununun 2004'e dek çözülememesi halinde, Lahey Uluslararası Adalet Divanı'na gidilmesinden yana mısınız, değil misiniz? Çözümü imkansız kılan ve Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs Türkleri'nin çıkarlarını tehdit eden 'konfederasyon' tezini savunuyor musunuz? Bundan vazgeçilmesinden yana mısınız? 3. Katılım Ortaklığı Belgesi'nde ifade edildiği gibi, 'ana dili Türkçe olmayan vatandaşların ana dillerinde basın-yayın ve eğitim hakları'nı engelleyen yasal düzenlemelerden yana mısınız, değil misiniz? 4. 'Kopenhag kriterleri'nin lafzına ve ruhuna uygun olarak, Lozan'da net bir tanıma kavuşturulmamış olsa bile, gayrımüslim azınlıkların (örneğin Süryaniler) tümünün sınırsız ibadet haklarını sağlayacak mısınız? 'Ulusal Program'da kuşa çevrilmiş ve saptırılmış olan bu hükmün yeniden yazılmasından ve değiştirilmesinden yana mısınız? 5. Bu doğrultuda bir 'yeni Anayasa' yapılmasını ve tüm 'hukuk sistemi'nin değiştirilmesini savunuyor musunuz? Şu sıradaki 'tartışma'nın bu konularla herhangi bir ilgisi, ilişkisi var mı? Yok. Aslında, 'tartışma' yok. 'Tartışmalı mı, tartışmamalı' mı 'tartışması' var. Mesut Yılmaz, işi ustaca bu noktaya sürükledi ve üstelik kendisini 'demokrat hakemliği'ne atadı. Sabah'a verdiği demeçte, "Bu tartışma demokratlarla sahte demokratları ortaya çıkarıyor. Tartışma turnusol kağıdı gibi oldu. Konuyu tartışanlar bana destek veriyor" diyor. Yani, ona buna 'tartışmayı Mesut Yılmaz'ın kişiliğine kilitlemek' eleştirisi yapanları, 'silah altına almış' bile. Onlar, Mesut Yılmaz'ın 'iktidar mücadelesi'nde, aksine ne derlerse desinler, saftalar... Evet, bu bir 'iktidar mücadelesi'. 'Devlet çatısı'nda, 'üst katlar'da cereyan ediyor. Zaten tepedeki 'iktidar mücadelesi'nde taraflardan birinin en büyük 'kozları'ndan biri, arş-ı alaya çıkmış yolsuzluklar ve banka hortumculuğu. Mesut Yılmaz gibilerin yol açtığı 'siyasi kriz'le beslenen 'ekonomik kriz'in perişan ettiği vatandaşların, yani 'insan'ın müthiş gazabı, bu noktaya odaklanıyor. Söz konusu 'kozlar' ateşlendiğinde, birden büyük kitle desteğini arkasına alacak. Boğazına kadar yolsuzluklara battığı şaibesi altında olanlarla, soyguncuları koruduğu, hortumcuları kolladığı belli olanlar, aniden, 'demokrasi ve Avrupa Birliği' diye bağırmaya başlarlarsa, 'amigonun önemi yok; biz de arkasına dizilip bağırmaya başlayalım' mı diyeceğiz? 'Demokrasi' ve 'Türkiye'nin AB perspektifleri'ni ucuzlatmamak için, biz demeyeceğiz...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |