|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gerçeküstü akımın ünlü sanatçılarından ressam René Magritte, çok sayıda değişik pipo resimleri yaparak, hepsini "Bu bir pipo değildir" adı altında toplamış. Böylece resimlere bakıp da, hiç kimse bunlar "birer pipodur" demeye kalkmasın diye uyarmış. Türk siyasi hayatında toplumun seçtiği temsilcilerin bulunduğu Meclis'e en az beş defa ordu tarafından müdahale edildi. Ancak bu değişik yoğunluklu mücadelelere, başta siyasi partiler olmak üzere, bütün kesimler "yönetimin bir balans ayarı" olarak gördü. Kimse "bu bir darbedir" demedi. Türkiye bir "Üçüncü Dünya ülkesi" gibi, darbeler ülkesi oldu. Ancak hiç kimse ortaya çıkıp da "Bu bir demokrasi değildir" deme cesaretini göstermedi. Siyaset, iş dünyası, üniversite ve medya "darbeli" de olsa "Bu bir demokrasidir" demekten hiç geri kalmadı. Dayatmacıların en büyük destekçisi Yılmaz, tasfiye sırasının kendine geldiğini görünce "demokrasi havarisi" kesildi. Daha önce iktidar olmak için "demokrasi"yi kurban etmişti. Şimdi de kendini kurtarmak için, bütün ülkeyi kurban etmeye çalışıyor. Türkiye'yi iflastan kurtarmak için siyasetten ekonomiye her alanda yeniden yapılanma çalışmaları birbirini izliyor. Artık herkes gördü ki, siyasi partiler baştan sona değişmedikçe, Türkiye'deki sivil ve askeri kurumların görev ve sorumluluklarının birbirine karışmasını önlemek mümkün değildir. Türkiye'de ordu siyasetin peşinden değil, siyaset ordunun peşinden gittiği için, demokratik yapı yerli yerine oturmadı. Bu yüzden, ülkede darbeler birbirini izledi. Ayrıca siyaset gibi, ekonomi de ordunun peşine takılınca, Türkiye büyük bir krize düştü. Korkuyla kurulan yönetimlerin, kendileri korku kaynağı oldular. Batı dünyasını içeriden gözleme imkanı bulan Utah Üniversitesi öğretim üyesi Hakan Yavuz, bir sohbette Türkiye'deki yeni oluşumları değerlendirdi. Batı dünyası Türkiye'deki siyasi gelişmeleri dikkatle izliyor. Bütün gözler Tayyip Erdoğan'ın öncülüğünü yaptığı yeni oluşumda. Batılı gözlemcilerin her gün biri gelip, diğeri gidiyor. Yavuz, Batılılar'ın Erdoğan'dan, "pazar ekonomisi", "çoğulcu demokrasi" ve "inançlara saygılı laikliklik" konusunda açık mesajlar vermesini beklediklerini söyledi. Aslında Türk kamuoyu gibi, Batı kamuoyu da Erdoğan'ın Türkiye'nin siyasi yapısının yenilenmesine öncülük yapmasını bekliyor. Çünkü Türkiye'siz bir Avrupa düşünülemez. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra "demokrasi" bütün dünyada genelgeçer bir yönetim biçimi olarak benimsendi. Dayatmacı ülkelerde bile demokrasi coşku verici bir yönetim olarak karşılandı. Ancak onlar, demokrasiye rağmen baskı ve şiddet içeren yönetimlerinden vazgeçmediler. Bu bağlamda Türkiye hiçbir zaman kendisine Batı dünyasında sağlam bir yer edinemedi. Dünyanın her ülkesinde hükümet, ordu, büyük şirketler, medya, üniversiteler, sendikalar ve sivil toplum örgütleri'nden oluşan güç odakları vardır. Güç odaklarının her birinin faaliyeti, diğerinin gücüyle sınırlandırılır. Gerçek güç, diğerleriyle birlikte ortaya çıkan güçler toplamıdır. Ordunun belirleyici olduğu ülkelerde, "darbesiz demokrasi" olmaz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |