T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Türkiye 28 Şubat'la hesaplaşıyor

28 Şubat 1997'deki MGK toplantısında "ülke için birinci öncelikli iç tehdidin irtica olduğu" ifade edilmiş ve ona karşı devlet "topyekün savaş" başlatmıştı. O toplantıda "yolsuzluk ekonomisi"nden söz eden olmamıştı.

Dört yıl sonraki MGK toplantılarında "yolsuzluk ekonomisi" kıyamet koparıyor. Devlet ana gündem maddesi olarak devlet bünyesindeki yolsuzlukları alıyor.

MGK, dört yıl önce de yolsuzluklar bu kadar vahim boyutlara ulaşmış olduğu halde bunu gündeme almamazlık etmiş olmayacağına göre demek ki, yolsuzluklar tehdit seviyesine bu dört yıl içinde gelmiş.

Nasıl oldu bu?

Afrika'nın sömürgeleşmesine ilişkin bir anekdot anlatılır. Yerli insan, ilk Hristiyan misyonerinin Afrika topraklarına gelmesinden birkaç yıl sonra karşılaştığı papaza şunu söylemiş:

-Afrika'ya geldiğinizde sizin elinizde İncil vardı, bizim elimizde toprak, oysa şimdi bizim elimizde İncil var, sizinkinde toprak...

Evet, 28 Şubat sürecinden sonra halkın elinde irtica ve laiklik, birilerinin elinde ise, devletten hortumlanmış servetler var.

Nasıl oldu bu?

Bunu doğru okumak lâzım bu 28 Şubat yıldönümünde...

Başka şeyleri de okumak lâzım:

-28 Şubat'ın el bebek-gül bebek önümüze koyduğu hükümetin ekonomik performansını meselâ... Krizler içinde yüzen Türkiye'yi... IMF ile, Dünya Bankası ile, 7 Kocalı Hürmüz tarzında sürdürülen ekonomik politikanın iflâsını...

-Ve siyasî tıkanmayı... Zaafı anıtlaştıran bir hükümetin alternatifsizliğini... Ana muhalefet partisinin siyasi ambargo altında işlevsiz hale getirilişini... Diğer muhalefet partisinin, Refah'la kurduğu koalisyonun bedeli olarak meşruiyeyyet dışına itilmesini, ondan sonra da demokrasinin nasıl bir demokrasi olduğu sorgulamasını...

-Siyasallaşan hukukun aldığı yarayı...

-Devlet-halk ilişkilerinde ortaya çıkan sancıyı... TESEV'in en son araştırmasında, hep en güvenilir kurum olarak görülen ve itibar notu 9'larda seyreden TSK'nın güven çıtasının bile 7.7'lerde kaldığını... Diğer devlet kurumlarının ise, artık rüşvetle birlikte anılır olduğunu...

-Toplumun sistemden ve kurumsal işleyişten ümidini kesip, bireysel "kurtarıcı" beklentisi içine sürüklendiğini, ve her gün yeni bir kurtarıcı arayışına girdiğini... Bir gün Avrupa'nın-Amerika'nın, bir gün bir savcının, bir gün bir bakanın, bir gün bir Cumhurbaşkanı'nın kurtarıcı olarak alkışlandığını...

-Yüksek öğretimde YÖK heyûlasının gelip gençlerin geleceği üzerine ambargo koymasını, ilk ve orta öğretimin önce meslek lisesi kıyımı, sonra, yoz eğitim düzeni ile ülke gençliğini tam bir ıskartaya çıkarma düzeni haline gelişini...

-Toplumsal küskünlüğün had safhaya çıktığını... Önemli bir toplum kesiminin dînî hayata devlet müdahalesi noktasından tek parti dönemi duyguları içine itildiğini, İHL ve Kur'an Kursları'nın tasfiye sürecine itilmesi sonucu dînî eğitimin hoyratça budanması karşısında derin toplumsal kırgınlıkların oluştuğunu...

-Başörtüsü dramının günden güne genişleyerek hemen tüm toplumsal katmanları yaralayacak çerçeveye ulaşmasını... Gençliğin özgür eğitim ve çalışma hakkının akıl almaz biçimde gaspedilişini... Özgürlüğün anıtlaştığı bir çağda, kılık-kıyafet seçimine varıncaya kadar tam bir boyun eğme düzeninin icra edilişini...

-Dış poltikadaki sarsaklığı... Ermeni operasyonu gündeme gelip de, dünyada yapayalnız kaldığımız görüldüğünde, İslâm ülkelerini yeniden keşfetme gereğini ya da, Amerika-İsrail ekseninde rötuşlar yapma zaruretini... Avrupa ile ilişkilerde yaşanan kafa karışıklığını... Siyasi irade dağınıklığını...

"28 Şubat sürecinde iyi olan ne vardır" sorusu hiç de anlamsız değildir. İyi olan bir şey olsaydı, bugün Türkiye'de "kriz" çığlıkları değil, huzurun sesi yükselirdi.

28 Şubat dînî alana yönelik kaba bir müdahaledir ve bu ekonomiden dış politikaya, insan ilişkilerinden siyasete kadar tüm alanları altüst etmiştir. Çağdaş düzeylere ulaşması için daha da gelişmesi beklenen inanç özgürlüğü konusunu yeniden ve derinleşmiş bir problem haline getirmiştir. "İç tehdit" kavramı propaganda malzemesi yapıldığı ölçüde, toplum katmanları arasında düşmanlık tohumları ekilmiştir. Çok ciddi bir yaralanma söz konusudur.

Onun için çok sür'atli bir restorasyon ihtiyacı vardır. Türkiye'yi doğru okuyanlar, bu ihtiyacı gayet net göreceklerdir. Doğru okuyamayanlar ise, 28 Şubat'larda kriz sayımları yapacaklardır.

Yanlış stratejik değerlendirmelerin bedelini Türkiye'ye ödetmeye kimsenin hakkı yoktur.

DEMİREL İÇİN TANIKLIK: Bir süre önce eski Başsavcı Vural Savaş tanıklık etmişti Demirel'in 28 Şubat sürecindeki önemli misyonuna... İkinci tanıklık 28 Şubat'ın önemli ismi bir süre önce vefat eden Güven Erkaya'dan geldi. Erkaya'nın sırdaşı olduğunu söyleyen Taner Baytok'a göre 28 Şubatçı komutanın Demirel hakkındaki değerlendirmesi şöyle:

"Demirel irtica ile mücadele konusunda fevkalade büyük rol oynamıştır. Başımızda onun gibi tecrübeli biri olmasaydı belki bizler irtica ile mücadeleyi bu kadar başarıyla götüremezdik." (Hürriyet, 28 Şubat 2001)

Bu, Demirel'in hayat kitabına giren önemli bir tanıklık.

Baytok'a göre 28 Şubatçı komutanlar "ihtilâl korkusunu da caydırıcılık olarak kullanmışlar." Bu da önemli bir tanıklık çünkü, Demirel'in 28 Şubat misyonu ile bütünleşmesi, genellikle, "çok daha vahim şeyleri önlemek" adına meşru gösterilmeye çalışılır. Demek ki "korkutma taktiği" başta Demirel, herkes için belirleyici olmuş.


1 Mart 2001
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED