T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

28 Şubat'ın kaybettirdiği yılların hesabı

28 Şubat 1997 tarihindeki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında start alan süreç bugün beşinci yılına girmiş bulunuyor. Tam dört yıldır adına "postmodern darbe" denilen bu olağandışı ve olağanüstü müdahale şartlarındaki gelişmeleri yaşıyor, sonuçlarını hissediyor, olup bitenler karşısında şaşkınlık içerisinde bulunuyoruz.

Dört yıllık bir süre, bir toplumun hayatında elbette çok uzun bir süre değil. Ama bir kararın ve bu kararla ilgili gelişmelerin değerlendirilmesi için ise bu sürenin yeterli olduğunda şüphe yok. Artık 28 Şubat Süreci denen bu uygulamayı değerlendirmemiz gerekir.

Öncelikle şu sorunun her insan tarafından sorulması gerekiyor: 28 Şubat 1997'deki durumumuzla aradan geçen dört yıl sonraki 28 Şubat 2001 tarihindeki durumumuz kıyaslandığında bu zaman zarfında elde ettiğimiz ne gibi kazanımlar vardır?

Somut ekonomik kritere bakalım. Toplam milli gelir, fert başına düşen milli gelir, ihracat miktarı, üretim miktarı, yatırımlara ayrılan pay ve benzeri kalemlerde bir artış var mıdır? Belki bazıları hemen kendilerini şöyle savunacaklardır: 28 Şubat ülkenin ekonomik sorunlarını düzeltmek için yürürlüğe sokulan bir proje değil ki, onun hedefleri siyasal, toplumsal ve ideolojikti. Bu yaklaşım ilk etapta doğru gibi gözükse de toplumsal hayatta bütün sektörler arasında çok yakın bir ilişkinin olduğu unutulmamalıdır. Bugün artık bir projenin başarısı mevcut ekonomik sorunlara getirdiği çözümlerle ölçülebilmektedir.

28 Şubat sürecinde çözümlenen herhangi bir toplumsal sorun var mı?

Kaldı ki 28 Şubat'ın eğitimde, toplumsal hayatta, siyasal alanda, ideolojide ve bütün diğer alanlarda Türkiye'ye getirdiği katkı nedir sorusunun açık yüreklilikle sorulması gerekir. Eğitimde ne getirdi? Daha doğrusu bu süreç içerisinde eğitim sorunumuzun hangi yanı çözümlendi? Okur yazar oranı ne kadar yükseldi? Toplumun eğitim öğretim sorunlarına doğrudan katkısı ne oldu? Türkiye bu zaman içerisinde hangi uluslararası bilimsel çalışma ile öne geçti? Üniversitelerde üretilen bilimsel çalışmalarda ne gibi artış kaydedildi?

Toplumsal sorunların ne kadarı çözümlendi? Toplumsal kesimler birbirine daha mı yaklaştı? İnsanlar daha mı başı dik, sırtı pek, mutlu ve güvenli hale geldi?

En önemlisi mevcut siyasal rejimimiz ve uygulamalarımız daha demokratik, daha hukuki, daha insani ve dünya ölçeğinde daha modern bir hale mi geldi? Mesela 28 Şubat öncesindeki siyasal sistemimiz otoriter nitelikte, insan haklarına saygı duymayan, hukuk devleti ilkelerini gözetmeyen, anti demokratik nitelikleri belirgin idi de bu süreçle evrensel anlamda insan haklarını gözeten, hukukun üstünlüğüne inanan, halk oyuna saygı duyan demokrasi dışı uygulamaları önleyen, seçilmişlerin siyasal kararların alınmasında öne geçtiği bir sisteme mi dönüştü?

Biliyorum sanal tehdit ve tehlikelere karşı şartlandırılmış pekçok kişi "irtica" tehlikesinden ve geçen dört yıl içerisinde bu tehlikenin nasıl bertaraf edildğinden söz edecektir. Bu söyleyeceklere küçük bir önerim var: Dört yıldır her gün tartıştığımız, her gün medyanın adeta gözümüze sokarcasına aynı görüntüleri evirip çevirip bize sundukları bu görüntülerden bir an için kendimizi kurtararak gerçekten sözü edilen "irtica tehlikesi"nin ne olduğunu salim bir kafayla bir düşünemez miyiz? Şu Fadime Şahinleri, Ali Kalkancıları, Müslüm Gündüzleri, Başbakanlık'taki o meşhur yemeği, Sincan'daki Kudüs Gecesi'ni bir kez daha düşünüp ülkenin siyasal rejimini değiştirme yönündeki etkisinin muhasebesini yapamaz mıyız?

Şunu söylemek istemiyoruz: 28 Şubat'tan önce her şey çok iyi idi, bu uygulama ile her şey kötü oldu. Evet 28 Şubat 1997'den önce de siyasal sistemimiz, ekonomik yapımızda sorunlar vardı. Ama bu süreç mevcut sorunları çözmeyi bir tarafa bırakalım daha da kronikleştirdi, içinden çıkılmaz hale getirdi.

"İrtica tehlikesi" gerçekten ne kadar "tehlike" idi?

"İrtica tehlikesi" diye tarif edilen toplumsal gelişmenin ve bunun önünün kesilmesiyle ilgili uygulamaların bizi nerelere getirdiğinin hesabını yapmamız gerekiyor. Bu uygulamaların toplumsal hayatta yarattığı derin bölünmüşlük, mutsuzluk, umutsuzluk, karamsarlık ve güvensizlik unutulmamalı. Eğitim kurumlarında yaşattığı kaos, çöken eğitim ve öğretim faaliyeti, küstürülen gencecik çocuklar ve toplumun önemli bir kesimi bu topluma nasıl entegre edilecektir?

Bugün bütün toplum kesimlerinin adeta içinde çırpındığı şu ekonomik kriz ve bunalım tek başına 28 Şubat sürecinin nasıl bir tahribat yaptığını anlamamız için yeterlidir.

Dört yıl içerisinde siyasal alanda meydana gelen tahribat ve temsili sistemde oluşan işlevsizlik zaten başlı başına bu sürecin ne olduğunu ortaya koymaktadır.

Burada temel soru şudur: Toplumu adeta bir fabrika gibi yeniden kurmak için 28 Şubat'ta toplumsal mühendislik projesini devreye koyanlar ve dört yıldır azimle uygulayanlar, bugün gelinen sonucu önceden görebilmişler midir? Yoksa yanılmışlar mıdır?

İster önceden görmüş, isterse yanılmış olsunlar Türkiye'ye bu sıkıntıyı yaşatanların kaybettirdikleri yılların hesabını vermeleri gerekir. Siyaset yaptığına inanan temsil sisteminin aktörlerinin bu hesabı sormaları en öncelikli görevi olmalıdır.


1 Mart 2001
Perşembe
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED