|
|
|
|
Dün, 28 Şubat'tı. Baktım, İttihat Terakki Bülteni'nde tık yok. Köşe yazarları da başka konulara eğilmiş. 28 Şubat destekçisi bütün basın kuruluşları, bir ayıbın üstünü örtmek istercesine, hadiseyi yok farz ediyor. Alçak yoğunluklu savaş
Oysa bugün yaşananların temelinde, siyaseti alternatifsiz bırakmak ve "alçak yoğunluklu savaş" kapsamında medya güçlerini kullanmak yatmıyor mu? 28 Şubat kısa sürede, irtica korkusu üzerine bina edilen bir çıkar alışverişine dönüştü. Bunca kusura, acz ve basiretsizliğe rağmen, Ecevit, Yılmaz ve Bahçeli, alternatifsiz olmanın keyfini sürüyorsa, bunu, Fazilet'i devreden çıkaran, DYP'yi cezalandıran o günkü sözde irtica karşıtı harekâta borçlular. İnterbank'ta Org. Teoman Koman "görev ihmali" dolayısıyla yargılanıyor. Oramiral Güven Erkaya, Korkmaz Yiğit'in danışmanıydı; Vural Bayazıt Paşa'nın ismi Etibank dosyasında yer aldı. Refahyol'un yıkımı için başı çeken Cavit Çağlar İnterpol kanalıyla aranıyor; Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin ve Zafer Mutlu sanık sandalyesinde; Demirel'in aile fotoğrafındaki isimlerin pek çoğu şaibe altında. 20 milyar dolar "görev zararı(!)" veren kamu bankaları, mükellefiyetlerini karşılayamaz duruma düştü. Kaynana, kardeş vs'nin isimleriyle, piyasa çalkalanıyor... Türkiye yolsuzluk konusunda birincilik koltuğuna oturdu. Biz, bu yozlaşmayı 28 Şubat'ın beslediği ahpap-çavuş ilişkilerine borçluyuz. Alternatifsiz ve asker destekli bir siyaset, yolsuzluk yapanları iyice pervasız hale getirdi. Zirvede oturanlar, kendilerine hesap sorulamayacağı psikolojisi içinde, soyguna ve vurguna yumuldular. Ve işte bugünlere geldik. Halâ, suistimalle suçlanan bakanlar koltuğunu koruyor. Hâlâ, Etibank dosyasını geciktirmek için binbir çaba sarfediliyor. Cumhurbaşkanı'nın Devlet Denetleme Kurulu'nu devreye sokmasıyla başlayan telâş ve öfke de, açığa çıkma korkusundan kaynaklanıyor. Fon'daki bankalar
Ecevit "Denetlemenin denetlemesi olur mu?" diye soruyor. Ama olması daha iyi. Elimize bir belge geçti. Bu belge, Mevduat Sigorta Fonu kapsamında faaliyet gösteren Egebank ile bir avukatın yaptığı sözleşme. Egebank, icra takibindeki alacaklarının tahsil edilen miktarı üzerinden avukat İhsan Coşkun'a % 6, takipteki alacaklarının ise -tahsil edilemese bile- % 2'si nispetinde bir ücret ödeneceğini belirtiyor. (100 trilyon liralık bir borç takip edilse, avukat, 2 trilyon lira kazanacak. 100 trilyon tahsil edilse 6 trilyon kazanacak.) Mevduat Tasarruf Sigorta Fonu'nun başhukuk müşaviri Mehmet Tural. Egebank ile İhsan Coşkun arasındaki sözleşmenin onun eseri olduğu belirtiliyor. Devlet Denetleme Kurulu İhsan Coşkun ile Mehmet Tural arasında bir iş ilişkisi var mı bunu araştırıversin. Zira, normalde, icra takibindeki yüksek meblağlar için avukatlara sadece, binde bir gibi ufak oranlar uygulanıyor. Fon yönetimindeki Egebank, borçlu olduğu kişilere paraları ödeyeceğine, kaynakların bir miktarını icra takibi yapan avukata kaptırıyor. Acaba Mehmet Tural, halâ Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu'nun hukuk müşaviri mi? Yoksa ayrıldı mı? Ayrıldıysa sebebi ne? Fon'a devredilen diğer bankalarda da kimbilir ne kaçaklar meydana geliyor! Ben yukarıda sadece bir örnek verdim. Anayasa Mahkemesi ve suç tarihi
Bu arada, gazeteler Anayasa Mahkemesi'nin af tarihini, -eşitlik gerekçesiyle- ileri çekebileceğinden söz ediyor. İşte o zaman tam bir felâket yaşanır. Anayasa Mahkemesi, 30 Temmuz 1999 tarihli ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'na göre yargılanan "banka soyguncularını" kurtarmak istemiyorsa, tarihte bir değişiklik yapmamalı. Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu 30 Temmuz 1999'da, -23 Nisan 1999'dan sonra- kabul edildi. Bu yüzden, affın istisnaları arasında yer almadı. Her halükârda, neşir tarihi dolayısıyla istisna kapsamında olacağı düşünüldü. Çünkü şartla salıverme sadece 23 Nisan 1999'dan önceki suçları kapsıyordu. Belki de iktidar -hiç değilse bazı hükûmet üyeleri- affın tarihinin ilerletilebileceği hesabını yapmıştı. Kimbilir! Anayasa Mahkemesi'ni uyarmak isterim. Tarihi -eşitlik uğruna-, 23 Nisan 1999'dan daha ileriye taşırlarsa, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'ndan yargılanan bütün Egebank - Etibank - Yurtbank vs gibi bankaların sahipleri ve yöneticileri, ceza indiriminden yararlanıyor. Ayrıca suçun niteliği değişiyor; bu yüzden DGM'de yargılanmaktan da kurtuluyorlar. Tarihin 23 Nisan 1999'da başlaması, eşitlik ilkesini bozmaz. Ve her afta mutlaka bir başlangıç tarihi vardır. Bu tarihin, ilk affın çıkarıldığı ve beklentinin doğduğu güne rastlaması doğrudur. Demirel'in vetosundan sonra, affın yeniden gündeme gelmesi gecikti. O süreyi de içine alacak şekilde şartla salıverme yasasının düzenlenmesini, Parlamento suça teşvik biçiminde değerlendirdi. Çıkar amaçlı suç örgütü kurmaktan dolayı yargılananlar da, Anayasa Mahkemesi kararıyla salıverilirlerse, yolsuzlukla mücadele, Cumhurbaşkanı'na rağmen büyük darbe yiyecektir. Necdet Sezer, Anayasa Mahkemesi'nin eski başkanı. Telkinde bulunmasa bile, bu gerçeği Yüksek Mahkeme üyelerine hatırlatmalıdır. Geceyle ittifak yapanlar
Evet dün, bir 28 Şubat'ı daha geride bıraktık. 28 Şubat, baskıları yasalaştırıp, kurumsallaştırdı, ama bir yandan da, ipliği iyice pazara çıktı. Baksanıza hiçbir kalem erbabı, sahiplenmek bir yana, bu tarihi hatırlamak bile istemiyor. 28 Şubat, devlet ile milletin arasının açıldığı gün. Mevcut olmayan bir irtica tehdidine start verildiği gün. Siyasetin, dar geçide sokulduğu gün. Vatandaş şunu düşünsün: "28 Şubat 1997'de mi iyi durumdaydım, bugün mü?" 4 yıl önce başlayan 28 Şubat süreci, yolsuzluğu ile, arsızlığı ile, pervasızlığı ile Türkiye'de kara bir sayfa açmıştır. Demokrasinin raydan çıkmasıyla birlikte, her şey rayından çıkmıştır. Ve taşeron hükûmet, ekonomik enkazın altında kalmasına rağmen, hâlâ sun'î teneffüsle yaşatılmak isteniyor. Bunda da 28 Şubat'ın tesiri var. Kısacası 28 Şubat halkın bugünkü umutsuzluğunun kaynağıdır. 28 Şubat'ın en civcivli günlerinde kaleme aldığım makalelerimin birini şu cümlelerle tamamlamıştım: "Her gece iki gündüz arasındadır. Yeter ki siz geceyle değil, gündüzle ittifak yapın. Yoksa güneş doğduğunda, demokrasinin üzerine düşen simsiyah bir leke gibi kilometrelerce uzaktan teşhis edileceksiniz. Ve bu ayıbı mahşere kadar alnınızda taşıyacaksınız." 28 Şubat'ın yıl dönümünde kendilerini saklamaya çalışan darbe destekçileri bu tesbitimizin ne kadar doğru olduğunu kanıtlamıyor mu?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |