|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye, giderek bir "uluslararası konu başlığı" oluyor. Bir "uluslararası komplo"ya kurban gittiği için değil. "Ekonomik kriz"in altından nasıl kalkacağı dünyada yeni bir örnek teşkil edeceği için. Dünyanın herhangi bir köşesindeki her uluslararası toplantıda, Türkiye, "ekonomik kriz"inden ötürü önemli bir "gündem maddesi" halinde görüşülüyor. Sadece Türkiye değil, Arjantin ve Endonezya da. The Washington Post'ta önceki gün yer alan bir makale, Amerika açısından bu üç ülkenin "jeopolitik önemleri"ni şöyle vurguluyor: "… Üç kilit ülkenin mali erimenin eşiğinde sallandığı bir sırada, bunlara yardım edebilecek olan uluslararası kurumların açık desteği çok acil bir önceliktir. Aralarında ilk sendeleyen Türkiye'dir. Bir NATO üyesi ve Amerika'nın güvenilir ortaklardan yoksun olduğu bir bölgedeki önemli bir müttefik. Ardından, Amerikan yönetiminin Latin Amerika ile yakın ilişkilere sahip olma ihtirasında merkezi önemde ve uluslararası yatırımcıların ellerinde tuttukları yükselen pazarlardaki devlet tahvillerinin beşte birini çıkaran Arjantin geliyor. Üçüncü sendeleyen ise Endonezya. 200 milyondan fazla nüfusu ile Çin'in karşısındaki potansiyel karşı-ağırlığı teşkil ediyor." Şu satırlar ise bu üç ülkeden birinde işlerin çok kötü gitmesinin yol açabileceği uluslararası boyutlardaki sonuçları gösteriyor: "… Bu üç sendeleyen ülkeden herhangi birindeki tükeniş ciddi sonuçlar verir. Birinin çöküşü diğerlerini de uçurumun kenarına götürür. İtiraf etmek gerekirse, böyle bir durumun yayılma ihtimali 1997-98 krizine oranla daha zayıf gözüküyor. Bugünlerde bankalar Endonezya gibi ülkelere daha az bağımlı durumdalar. Bu nedenle bir ülkedeki çöküş diğer riskli yerlerden paralarını kaçırmak için onları paniğe sevkedeceğe benzemiyor. Herşeye rağmen, mali (kriz) bulaşıcılığından endişelenmek için iki büyük sebep bulunuyor: İlki, 1997-98'in aksine Amerikan ekonomisi müthiş bir büyüme içinde değil. O dönemde Amerikan tüketicileri krizin çarptığı ülkelerden ihracat fazlalarını satın alarak onların kendilerine gelmelerine yardımcı olmuş oluyorlardı. Şimdi, Amerikan tüketicileri içe çekiliyorlar… Batan pazarların yol açabileceği mali kriz bulaşıcılığı ihtimalinden endişe etmek için ikinci sebep ise, yine 1997-98 krizinin aksine Amerikan önderliği dikkat çekici biçimde ortada yok. O dönemde, Amerikan Hazine yetkilileri, Dünya Bankası ve IMF ve bu arada sanayileşmiş ülkelerden taze para elde ederek kurtarma paketleri hazırlıyordu. Şimdi, Hazine, uluslararası kurtarma paketlerinden kuşku duyan kişiler tarafından yönetiliyor. Ve, Beyaz Saray'da Başkan'ın Ekonomi Başdanışmanı olan Lawrence Lindsey de, uluslararası kurtarma paketlerine düşmanca bakıyor. Başkan Bush… ekibinin mali krizler konusundaki tutumunu değiştirebilir… Dünya ekonomisinin selameti için kurtarma paketleri konusunda kendisinden öncekilerin yaptığını yapmak zorunda kalabilir… Sınav, Türkiye olacaktır. Arjantinliler ve Endonezyalılar'ın aksine, Türkler zorlu bir ekonomik reform programın desteklenmesi için açıkça dış yardım talep ediyorlar. Türk hükümeti, bir kısmı Dünya Bankası ve IMF'den sağlanacak 10-12 milyar dolara ihtiyaç olduğunu bildiriyor. Fakat sıcak paranın bir bölümünün G7 hükümetlerinden gelmesi gerekiyor. Amerikan liderliği olmadan, bunun olması mümkün değil ve öyle bir durumda Türkler boğulmaya terkedilmiş olacaklar." Bu arada Avrupa Birliği Maliye Bakanları, İsveç'in Malmö kentinde yaptıkları iki günlük toplantıdan sonra, Türkiye'de yeni açıklanan "ekonomik program"ı desteklediklerini açıklayıp, Türkiye'nin "kriz"den çıkarılması için yardım yapılması gereğini belirterek, IMF ve Dünya Bankası'na çağrıda bulundular. AB'nin en güçlü ülkesi ve Türkiye ile özel olarak ilgilenen Almanya'nın, yardıma niyetli olduğu ama diğer G7 ülkelerinin "ellerini ceplerine atmasını" beklediği sinyalleri alınıyor. G7'ler arasında ise Fransa ve İtalya'nın ön alabileceği umuluyor. Ne büyük bir ironi; şunun şurasında iki buçuk yıl önce Apo nedeniyle malları Türkiye sokaklarında üstlerinde tepinilerek parçalanan İtalya ile Ermeni meselesi yüzünden boykot ve ambargo hedefi yapılan Fransa! Manzara şu: Türkiye, herkesin, tüm "uluslararası sistem"in elinden tutup kaldırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı bir "konu başlığı". Ne var ki, herkes topu bir diğerine atıyor. Türkiye'nin işi zor. Yasemin Çongar önceki gün Washington'dan yazdığı yazıda yazıyordu: "Geçen ay, Derviş'in kendisine ilettiği mali destek talebine ilk tepkisi, (Derviş öncesini kastederek) "Bugüne kadar Türkiye'ye verilen paralar ne oldu, son krizde IMF'den aldığınız milyarlar niye derde deva etmedi" diye sormak olan O'Neill" satırlarıyla Amerikan Hazinesi'nin "güvensizliği"ni yansıtıyordu. Amerika, değişik uluslararası merkezleri örgütleyip yönetmeden, Türkiye'nin ekonomik programını uygulamak için gerekli dış desteği oluşmayacak. Yeni Amerikan Hazine yönetiminin felsefesi ise buna aykırı. Türkiye'nin açmazı bu. Faillerini bulamayacağınız, bulabilseniz de cezalandıramayacağınız "uluslararası komplo" teorileriyle zihinlerinizi körelteceğinize, "uluslararası gerçekler"i görün, gözlerinizi açın ve tarihiyle mütemadiyen şişindiğimiz Türkiye'nin bu hale gelmesinde, böyle bir "açmaz"a düşmesindeki "Türk sorumluları" teşhis edin. Türkiye, başka türlü değişmez.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |