T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Tartışmak şart

Genelkurmay başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun "Askerî harcamalardan şikâyet ediliyor; peki Türkiye'yi kim koruyacak?" sorusu da, "Hortumlama olmasaydı ekonomik krize girilmezdi" tespiti de, ilk bakışta ikna edici görünüyor. Ancak, ilk bakışta göze hoş gelmesine aldırmayıp her iki hüküm cümlesini açarak tartışmakta yarar var.

Türkiye NATO ittifakı içerisinde sayıca en güçlü ikinci orduya sahip; silâh altında bulundurduğu asker sayısı 650 binin üzerinde. Yeni teknoloji yakından izleniyor ve ihtiyaç olduğuna inanılan silâh ve teçhizata sahip olmaya özen gösteriliyor. Bütçeye bağlı askerî harcamalar, eğitime ve sağlığa binde oranlarında pay ayırabilen bir ülke için bayağı yüksek: Milli gelirin yüzde 8,5'u... Bütçe dışı fonlar ve dolaylı harcamalarla bu oran daha da yükseliyor.

Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin (TSK) 'güçlü' olma arzusu 'tehdit değerlendirmesi' ile yakından ilgili. Etrafındaki ülkelerle ilişkilerinin iyi veya kötü olmasını 'konjonktürel' olarak gören ve her zaman düşmanlıklara hazır bulunmak gerektiği üzerine oturan bir savunma doktrini var Türkiye'nin... PKK terörü yüzünden 'iç düşman' kavramı da uç verdi. 1996'da kabul edilen tehdit değerlendirmesi, PKK'ya yeni iki 'iç düşman' daha ekledi: İrtica ve ırkçı milliyetçilik... TSK, iç ve dış düşmanlara karşı hazır olabilmek ve gerektiğinde savaşa girişebilmek için her an hazır olma ihtiyacında.

PKK terörünün ortadan kalkmasından sonra 'iç düşman' kavramı değerini yitirse, 'yeni tehditler' ilân edilen irtica ve ırkçılığı bilinen anlamda 'düşman' saymakta zorlansak bile, askerin değerlendirmelerini anlayışla karşılamamız gerekiyor. Aslında, askerî harcamaları azaltmak da siyasetin görevini yerine getirmesinden geçiyor. Türkiye'yi "Etrafı düşmanlarla çevrili" bir ülke olmaktan kurtarmanın yolu olumlu ve yapıcı bir dış politika uygulamasıdır; 'iç düşman' tedirginliğini gidermek ise demokrasinin kanallarını genişletmekle yakından ilişkilidir. Askerlerin 'yolsuzluk' konusunda hassasiyet belirtme ihtiyacı duydukları bir ortamda, siyasilerin de askerî harcamalar konusunda çekinmeden görüş açıklamaları beklenir.

Türkiye'nin savunma ihtiyaçlarını göz ardı etmeden askerî harcamaları kısmanın yolları mutlaka vardır; ancak o yolları düşünüp teklif etmek sivillerin de görevidir.

Türkiye'nin içinde debelendiği ekonomik kriz ile devlet kaynaklarının hortumlanması arasında ilişki kurulması yeni değil. Kendi hesabıma, ben, daha emâreleri belirmişken, "Fukaralığın sebebi hortum" tespitini yapmıştım; o tespiti açan pek çok yazının altında imzam var. 12 milyar dolar bulunursa krizden çıkılabileceği yetkili ağızlar tarafından söyleniyor; 12 milyar dolar son bir yıl içerisinde fon yönetimine alınan özel bankalarda buharlaşan paranın miktarına eşittir. Kamu bankalarına siyasilerin yaptırdığı 'görev zararı' da buna eklenince, Türk ekonomisinin düşmanının 'hortum mekanizması' olduğu daha iyi anlaşılır...

Ancak, biraz daha yakından mercek altına yatırıldığında, 'hortumcular'ın ülkede mevcut çarpık sistemden cesaret aldıkları görülür. Hemen her medya grubunun bankacılık sevdasına düşmesi bir tesadüf olamaz. Hortumla içleri boşaltılan bankalarda halkın mevduatını buharlaştıranlar, bu cür'eti nereden buldular dersiniz? Bazı banka genel müdürlerinin üzerlerinde olduğu hissedilen 'dokunulmazlık' zırhı hangi etiketi taşıyor? Yolsuzluklar ortaya çıkartıldı, ama top hâlâ taca atılıyorsa, bunda hangi gerçekleri gözlerden gizleme endişesi rol oynuyor? Vural Bayazıt, Teoman Koman, Muhittin Fisunoğlu'nun batan bankalarda ne işleri vardı; onların ilişkili oldukları bankalarla ilgili yargı süreci doğal akışını izliyor mu?

Bu soruları artırsak da ortak gerçek değişmeyecek: Türkiye, ekonomik krize, hortumlama mekanizması yüzünden düşmüştür, ancak bu, kendiliğinden oluşuvermiş, bir kaç hırsız ve uğursuzun cür'eti üzerine oturan bir mekanizma değildir. Türkiye'nin 'demokratik' olma iddiasını zedeleyen her özellik toplumu fukaralaştıran ekonomik krize bir biçimde katkıda bulunmuştur.

Genelkurmay başkanının askerî harcamalar ve yolsuzluklara açıkça değinmesi, konuyu tartışma gündemine taşımış oldu. Başta siyasiler olmak üzere, herkes, krizden çıkmaya yardımı dokunacak görüş ve tekliflerle bu tartışmaya katılmalıdır.


25 Nisan 2001
Çarşamba
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED