|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dış yardımın aksamaması için ölüm oruçlarını sona erdirecek bir formül bulmak... Türkiye'nin turizm gelirlerine darbe vurmaması için İstanbul'daki Çeçen yanlısı eylemi kınamak... Dünyadaki imajımızın bozulmaması için ortaya atılan formüllerin giderek araçsal bir karakter kazanmaya başlaması çok dikkat çekici... Sahneye baktığınızda Çeçenler'den çok, onların düşmanlarına yarayan bir eylem gerçekleşti İstanbul'da. Bu eylemi yapanların niyeti ne olursa olsun, yaptıklarının, eylemin amacı olarak dillendirdiklerinin tam tersi bir yere hizmet ettiği çok açık. Rus-Çeçen ilişkilerindeki karmaşıklık, eylemi absürd bir eylem haline sokuverdi hemen, bu olmasa bile masum insanların kafasına silah dayayarak ses duyurmaya çalışmanın, sadece terörizm olduğu çırılçıplak ortada zaten. Bu işin bir yönü. Olayın diğer yönü ise Türkiye'nin terör eylemleri için serbest bölge görüntüsüne bürünmüş olması veya büründürülmeye çalışılması. Bunun son perdesinin 23 Nisan'a denk gelmesi ve ekonomik krizi derinleştirecek sonuçlar doğuracak biçimde yönlenmesi de ortada. Bu bakımlardan eylemin saçmalığı çok açık. Fakat insanların kafasına silah dayama şeklindeki eylemin, turizm gelirlerinin baltalanmaması eksenine indirgenerek değerlendirilmesi, ilk anda "gerçekçi" ve "haklı" görünse de, orta vadede bir zihniyet kırılmasına işaret ediyor. Krizden çıkmak için makul düşünmek ve soğukkanlı davranmak yerine, politik oyunlarla taçlanan bir sertlik var bütün söylemlerde. Krizi derinleştireceği düşünülen her şey ve herkes, aslında bu kadar rolü ve işlevi olmasa bile, toplumun kendi sorumsuzluklarını ve yöneticilerin yetersizliklerini akıttığı bir kanal oluveriyor. Böylece, toplum ve yönetim katı, kriz bölgesini bir an evvel terkedebilmek için olanca hızla uzaklaşmaya çalışırken nelere çarptığını farkedemeyecek kadar körleşiyor. Çarpılan şeyler arasında, bir toplumun temel değeri olabilecek, bir ülkenin hayatını devam ettirmesi için vazgeçilmez sayılabilecek dinamikler olup olmadığını ayırt edecek bir bakış aranması ise çok lüks sayılıyor. En son İstanbul'daki saçma ve kabul edilemez eyleme dönük değerlendirmelerde görünürleşen "araçsallaştırıcı" tutum aslında çok dikkat çekici. Genel olarak bir "araçsallaştırma" seferberliği, son zamanlarda özellikle liberal görüşü savunan politikacıların dilinden son derece sofistike tarzlarla sunuluyor. Klasik merkez sağ ve sol politikacıların araçsallaştırıcı sömürüsünden çok daha incelikli olduğu için ve sürekli insanların "cep"leri ile dolayımlandığı için, büyük bir alkış fonu da buluyor bu söylemler. Fakat kademe kademe toplumun neye alıştırıldığını görmek gerekiyor. İnsanların kendi yanında oturanı, öncelikle "rakip" görmesine dayanan ve her türlü değer üretimini indirgemeciliğe hapseden bir anlayış egemen oluyor ülkenin hücrelerine. F-Tipi cezaevlerinde gerçekleşen ölümler karşısındaki ürkütücü ve korkunç suskunluk bu açıdan değerlendirilmeli öncelikle. Her geçen gün artan ölümler, vicdanlarda, ekonomik kriz yüzünden yaşanan iflaslar kadar yer bulmuyorsa, yaşananların bir çılgınlık, ondan öte toplumun kendi kendine uyguladığı bir vahşet olduğunu ilan etmek gerekir. Üstelik bu vahşetin son perdesinde, kaybedilen canlara değil, o canların kaybedilmesinin dünyada duyulmasıyla beraber, dış dünyadan gelecek yardımların aksamasına dikkat çeken bir vurgu ortaya çıkabiliyorsa, vahşetinin üstünde demlenen insanların biraradalığına toplum dediğimizi idrak etmeye başlamalıyız. Unutmamak gerekir; bir toplum bir krizi hangi yöntemlerle aşmaya çalışırsa, kriz sonrasında o önceki yöntemler toplumun karakteri haline gelir. Ahlak ve insan hayatı adına ihmal edilmemesi gereken şey, tek bir "kelime"den bile ibaret olsa, onun ihmal edilmesi, toplumun o ihmal edilen kelimeden yüzlerce-binlerce cilt daha eksildiğini gösterir. İnsanların hayatlarını kaybetmeleri karşısındaki vurgu, dış yardımların aksaması düzeyine sıkıştırılabiliyorsa, o toplumun egemen algısı vahşet üzerine kurulmuş demektir. İstanbul'daki son terörist eylemi kınamak için bulunan en geçerli gerekçe, turizm gelirlerinin baltalanmamasına indirgeniyorsa, açık şiddeti kınarken, gizli bir şiddetin nasıl gündelikleştirildiğini görmek gerekir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |