|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Genelkurmay 2. başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, "Epeydir görüşemedik, nasılsınız?" diye sorduktan sonra, etrafımızı çeviren meslektaşlara açıklama yapma ihtiyacı hissetti: "Genel sekreterliğim döneminden tanırım; hatta ben Akademi komutanıyken, bir olumsuz yayın sırasında, beni savunan bir yazı da yazmıştı..." Sanki tarih öncesi gibi geliyor insana... Bir keresinde, Gazi Orduevi'nde, Büyükanıt Paşa'nın dâvetiyle, dar kapsamlı bir yemek yemiştik. Masanın etrafında sadece beş kişiydik: İlk üçü rahmetli olmuş Uğur Mumcu, Teoman Erel, Muammer Yaşar Bostancı, sonra Emin Çölaşan ve ben... O yemeğin ardından, araya 28 Şubat süreci ve 'akreditasyon' uygulaması girdi; şimdi ancak Meclis başkanının dâvetinde, o da biraz uzaktan selâmlaşıyoruz... "Acaba, göz göze gelmekle münasebetsiz bir iş mi yapmış olurum" tedirginliği de işin cabası... Org. Büyükanıt'ın, dâvette, benim de aralarında bulunduğum gazetecilerin yanına gelmesinin sebebi, hemen arkamızda sohbeti koyulaştırmış Genelkurmay başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun ne dediğini öğrenme merakıydı. Org. Kıvrıkoğlu, önce tanıdığı bazı politikacılarla basından uzak sohbet etmiş, daha sonra gazetecilerden gelen soruları cevaplandırmıştı. Dediği ağzından çıktıktan az sonra bütün salonun dilindeydi. "Hortumlama olmasaydı, Türkiye krizle karşılaşmazdı" demiş ve eklemişti Org. Kıvrıkoğlu: "Siyasetle ekonominin göbek bağını koparmak gerekiyor..." Siyasetçiler durumun vehametinin farkında değiller. Bir DYP milletvekili, "Bizim genel başkanı dinlediniz mi? Müthiş kibar bir eleştiri yaptı" derken, aynı konuşmayı, Meclis başkanvekillerinden biri, "Meclis'i hafife almak" olarak yorumluyordu. FP milletvekillerinden biri ise, "Siyaseti yeniden yapılandırmaktan söz ediyorlar, lider sultasından yakınıyorlar, bizde lider sultası nerde?" diye soruyordu bana. Başbakan Bülent Ecevit salona girdiğinde iktidar milletvekillerinin gözlerine baktım; herkesteki acıma duygusu onlarda da seziliyordu. Ancak, biri bile çıkıp, "Bu kriz ânında bize canlı bir başbakan lâzım" deme cesaretini gösteremiyor... Bir Avrupa Birliği (AB) büyükelçisi, "Verdikleri sözleri tutmuyor, ancak bizi suçlamaktan da geri durmuyorlar" diye özetledi hükümetin AB ile olan ilişkisini. Cezaevleriyle ilgili yapılmak istenen yasal düzenlemelerin tatmin edici bulunmadığını da aynı büyükelçiden dinledim. Yabancı başkentler Türkiye'deki özgürlük ihlâllerini yakından izliyorlar, bunu biliyorum. Büyükelçi, "Son ihlâl haberi hem hoş, hem olağanüstü vahim" dedi. İnternet sitelerinden birinde çıkan bir değerlendirme yüzünden, o değerlendirmeyle hiç ilgisi bulunmayan site yöneticisi hakkında DGM'de dâvâ açılmış... 23 Nisan dâveti devlet zirvesinin buluşmasına vesile olur. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in salona girdiğini etrafını saranların ilgisinden fark ettim; ancak, Sezer'in bu gece de konuşmak niyetinde olmadığı anlaşılınca etrafındaki gazeteci kalabalığı çekildi. Başbakan Bülent Ecevit de eşiyle geldi ve bir kaç kare fotoğrafta yer aldı... Mesut Yılmaz da gelmiş galiba, ama hiç kimseye görünmeden ayrılmış olmalı. Salonda en fazla merak edilen "ANAPlılar neden yok?" sorusunun cevabı oldu. Bir süre görünen tek ANAP'lı, hakkında 'fezleke' hazırlandığı söylenen enerji bakanı Cumhur Ersümer'di... Biri, "Savcılar bakanların adını fezlekede anamıyor; Talat Şalk'ın Ersümer'le ilgili bütün yapabileceği, TBMM başkanlığına suç duyurusunda bulunmak" dedi... 30 Mart 2001 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısından dışarıya, "Yine irtica hassasiyeti" haberi yansımıştı ya, o tamamen bir gündem çarpıtmacaymış... Kurulun asker üyeleri 'irtica' konusunda tek bir söz bile etmemişler; dosyaya konulduğu anlaşılan rapordan haberli görünmemişler... Sadettin Tantan'a hazırlattığı 'irtica raporu' ile MGK'ya gelen, toplantı bittikten sonra "İçeride irtica raporu görüşüldü" bilgisini yandaşı basına sızdıran Hüsamettin Özkan imiş... Askerlerle görüşen bir politikacı, "Geçen MGK'da 'Bu dönem iki düşmana karşı mücadele veriyoruz: Yoksulluk ve yolsuzluk' diyen askerleri sivil üyeler duymazdan geldiler; oysa, bürokratlar çıktıktan sonra yapılan samimi sohbette de, askerler, yolsuzlukların üzerine gidilmesini nâzik bir dille ifade ettiler. Yarınki MGK çetin geçebilir" dedi bana. Org. Kıvrıkoğlu, "Hortumlama olmasaydı ekonomik kriz yaşanmazdı" sözleriyle bir gün sonraki MGK'nın provasını yapıyor gibi geldi bana... Herkes, 'anayasa fırlatma' anısı yüzünden cumhurbaşkanı ile başbakanın yanyana gelip el sıkışmasıyla ilgiliydi. Geldiler, hatta Ecevit "O günler geride kaldı" bile dedi. Ben ise, Ahmet Necdet Sezer ile komutanların birlikteliğini gözlüyordum. Kulağım, "Çankaya ile arslanlı yolun arası açık" haberiyle çınlıyordu çünkü. Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay başkanı dâvette yanyana gelmediler. Meclis'in kıdemli görevlilerinden biri, neredeyse son konuk olarak ayrılırken, "Komutanlar 23 Nisan dâvetlerine hep gelir, 10-15 dakika kalırlar; bu defaki süre bir rekor" dedi bana. Komutanlar salonda 1,5 saatten fazla kaldılar; saat tuttum, Org. Kıvrıkoğlu'nun sohbeti 40 dakika kadar sürdü... Basınla konuşmaktan keyif aldı gibi geldi bana... Bir politikacı, "İyi bir şey mi bu?" diye bana sordu.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |