|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ak Parti iyi götürüyor. İletişimi iyi. Farklı toplum kesimleriyle diyalogu iyi. Parlamentonun öteki ucu ile, sivil toplum kuruluşları ile, hatta seçim kaybetmiş parti liderleri ile (mesela Mesut Yılmaz'ı AB ile ilişkilerde devreye sokmak gibi) "ülke için" elele verme jestleri toplumun duygusal bankasına müthiş bir yatırım olarak algılanıyor. Hala korku üretmeye devam edenler, kelaynak görüntüsü veriyorlar. En riskli olabilecekleri alan olarak kabul edilen ekonomideki performansları, alana sürdükleri yepyeni simalarla ümit üretiyor. Ali Coşkun, Ali Babacan, Reha Denemeç, Kürşat Tüzmen şu ana kadar sergiledikleri imaj ile, çoktan, diyelim Derviş'li modelleri gölgelediler. Üstelik, kapasitenin bu kadarla da sınırlı olmadığı intibaı veriyorlar. Seçimler öncesinde benim "vizyon sunma çağrımı" cevaplandıran AKP'nin Ar-Ge bölümü sorumlusu Hilmi Güler'in "İktidara çok ciddi olarak hazırlanıyoruz" sözünün doğrulandığını görüyorum. Dış politika alanında, özellikle AB ile ilişkilerde sergilenen tempolu girişimler, herhalde içerde dışarda herkesi şaşırtıyordur... Bütün bunlar iyi güzel, umut verici görüntüler ama... Anadolu'da bir söz var: Göle su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlayacak, der halkımız, acil müdahaleleri beklerken... Böyle acil bir müdahale konusu var bu ülkede... Bunu en iyi, siyaset esnafı içinde "insani boyut"un "sofranın dili"nin farkında olan Tayyip Erdoğan anlar diye düşünüyorum ...... Şöyle bir enstantane düşünün: Bayanlara yönelik bir tv programı... İzleyiciye şifreler veriliyor ve şifreyi bilenlere kolye, bilezik gibi küçük armağanlar sunuluyor. Bu arada Ramazan dolayısıyla bir Hocaefendi çağırılmış, ona da oruçla ilgili sorular yöneltiliyor. Telefonda hıçkırık karışımı sesiyle bir bayan: -Hocam, diyor, ben emzikli bir anneyim. Çocuğuma mama alacak paramız yok. Oruç tuttuğumda da göğsümden süt gelmiyor. Bu durumda oruc tutmayabilir miyim? Türkiye manzarasına bakın. Çocuğuna sütünden başka verecek bir şeyi bulunmayan bir anne. Dramın arkası geliyor. Acaba kendi karnını doyuracak kadar paraları var mı? Şifreyi bilecek ve ödül kazanacak. Sunucu şifreyi soruyor. Telefondaki annenin şifre mifre derdi yok, onun yüreğinde bebeğinin karnını doyurma sorunu var. Sunucu yardım ediyor şifre biliniyor ve ödüle hak kazanıyor. Emzikli anne sesleniyor: -Bana o kolyeyi verin lütfen. Satıp evimize yiyecek alacağız. Gerisi tahmin edebileceğiniz gibi... Acaba bu duruma Türkiye'de kaç ailede yaşanıyor dersiniz? Bizzat Tayyip Bey'in ifadesiyle sadece son krizde işini kaybeden 2 milyon insanın evinde mi? Yoksa daha çok, daha çok mu? Türkiye'de rakamlar, nüfusun yüzde 20'sinin, yani 14 milyonunun açlık sınırının altında yaşadığını söylüyor. Acaba bu 14 milyon insan, hakikaten şu kısa hikayesini sunduğum emzikli annenin dramı içinde midir ve eğer böyle ise, yarısı böyle ise, dörtte biri böyle ise, onda biri böyle ise bu ülkede nasıl acılar yaşanıyordur? Bir acil eylem planı asıl bu dünya için gerekli diye düşünüyorum. Bizde Ramazanlar önemlidir, Bayramlar önemlidir. Eminim ki şu anda, Ramazan'ın rahmet iklimi içinde pek çok yıkılmış hanenin kapısı çalınmış, yaralara merhem olunmuştur. Ama bu yetmez. Ulaşılmamış nice evler vardır ahü eninden başka sesi çıkmayan... Ben, Erdoğan'ların fukara evlerindeki iftarlarını şefkate öncülük açısından çok önemsiyorum, ama yetmez... Belediyelerin Ramazan çadırları önemlidir, bir tek Üsküdar çadırından 15 bin kişinin yemek aldığını ve yediğini öğrendim, ne kadar güzel, ama yetmez. Diyorum ki, bir devlet tavrı konmalı ortaya. Belki milletle devletin Ramazan rahmetiyle buluştuğu bir seferberlik geliştirilmeli... Diyelim bir bayram ikramiyesi organize edilmeli yoksul yuvalar için... Ak Parti'nin ekonomistleri, Ar-Ge birimleri, devletle milletin imkanlarını koordine etmeli ve belki Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Fonu kanalıyla, belki onu da geliştirecek başka formüllerle, diyelim Ramazan Bayramı'na, hiç kimsenin onurunu zedelemeyecek bir çerçeve içinde yoksul yuvalara bayram taşımalı... Tayyip Erdoğan'ın AB için elele verdiği sivil toplum kuruluşları ile, belki daha geniş bir sivil kuruluş buluşmasını sağlayarak yapacağı bir çağrı, Türkiye'yi deprem sonrası seferberliği içine sokabilir. Evet deprem sonrası... Şu an Anadolu'da yoksulluk adına deprem sonrasından daha iyi şartlar yaşanmıyor dense yeridir. İnanın AB kadar acildir bu alana müdahale gereği... Sorun sadece görme sorunudur, görüp geçme değil, gerçekten farkında olma sorunudur. Çocuğuna mama alamayan ve bebeğinin tek beslenme kaynağı olan memesine süt taşıyacak beslenmeden yoksun emzikli anneleri düşünün. Evine ekmek getiremeyen işsiz babaları düşünün. Ben Ali Babacan'ı, Ali Coşkun'u ve tüm diğer Ak Parti ekonomistlerini yoksul ailelerin bayramları için acil eylem planı yapmaya çağırıyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |