T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Umut penceresi

AK Parti lideri Tayyip Erdoğan partisi en yüksek oyu aldığı için iktidara geldiği halde başbakan olamıyor; buna karşılık, arkasındaki halk desteğini gören yabancı ülkelerin dâvetli listelerinin en başında yer alıyor. Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği şansını artırmayı amaçlayan yurtdışı gezilere başlayacak. Önümüzdeki günlerde Roma, Atina ve Madrit'i ziyaret edecek Ak Parti lideri.

Siyasi hayatta adını 'yerel' düzeyde (İstanbul belediye başkanlığı) duyurmuş, ilk 'ulusal' çıkışını 3 Kasım seçimiyle gerçekleştirmiş bir politikacı Tayyip Erdoğan; bu sebeple 'uluslararası ilişkiler'in çarkları arasında unufak olmasını bekleyenler var. Oysa, partisinin büyük başarısından bugüne kadar geçen zaman diliminde, dış politika konusunda yaptığı açıklamalar, Türkiye açısından, bir umut penceresi araladı. Sorun, Erdoğan'ın açıklamalarından değil, 'yerleşik politikalar' adına ona tepki verenlerden kaynaklanıyor.

Ak Parti hükümetinin en büyük sınavı, sıkıntıların had safhaya vardığı 'ekonomi' alanında değil aslında; ekonomide düzelmenin de anahtarı sayılması gereken dış politikada atılacak 'doğru' adımlar Ak Parti için ilk sınav sorusunu teşkil edecek. Türkiye AB'ye girecekse, Kıbrıs'ta 'âdil ve barışçı' bir çözüm bulunacak ve ABD'nin başlattığı 'terörle mücadele savaşı' mâkul bir zemine oturacaksa, bütün bunlarda Ak Parti en önemli rolü oynayacak.

Türkiye'deki 'yerleşik düzen' ile belirlenecek politikaların sürtüşme noktası olayı 'sınav' haline sokuyor. Neredeyse her uluslararası sorunda, Türkiye, 'çözümsüzlük' formulünü benimsemiş durumda. Kıbrıs'ta 1974'te oluşan dengelere ek olarak 1983 Kasım'ında kurulan KKTC üzerine oturan bir politikasızlık, bugüne kadar 'çözüm' olarak takdim edildi. Oysa, uluslararası düzenin kabul etmediği, gündeminden düşürmediği hiçbir sorun, bugünün dünyasında 'çözülmüş' sayılmıyor.

Kıbrıs'ın önemini artıran bir de âcil durum var: AB'nin genişleme süreci içerisinde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (Türk tarafıyla veya tek başına) yer alacak olması. Yılbaşında başlayacak müzakere süreci sonunda, Kıbrıs, AB'ye tam üye haline gelecek. Doğru olan, Türkiye'nin de Kıbrıs'la birlikte 'AB üyesi' olmasaydı elbette; ancak, birbiri ardına gelen hükümetlerin AB gereklerini yerine getirmede sergiledikleri zâfiyet Türkiye'yi ilk halkadan kopardı. Türkiye ile Kıbrıs AB'ye birlikte üye olabilselerdi, Kıbrıs ve Ege gibi ikili ve çoklu sorunlar sorun olmaktan çıkacaktı.

Şimdiye kadar başarılamayanı Ak Parti iktidarı başarabilir ve Kıbrıs'ta varolan egemenlik haklarını zedelemeden, Türkiye'nin 'garantör' sıfatını devam ettirerek bir çözüme ulaşmayı sağlayabilir mi? Bugünün sorusu bu. Tayyip Erdoğan'ın dış politika alanında yaptığı açıklamalar, partinin dış politika sözcüsü Abdullah Gül'ün bilinen tavrı, bu soruya olumlu bir cevap verilebileceğine işaret ediyor.

Arada 'dikenli konular' bulunduğunu biliyoruz. Rum tarafı, 1974 müdahalesine götüren şartları bütünüyle görmezden gelerek göçü tersine döndürmenin peşinde; 1974'le birlikte güneye göçen kuzeyli Rumlar'ın geri dönmesini istiyor. Olamayacağı defalarca söylenmiş olmasına rağmen, Türk kesiminin 'egemenlik hakkı'nı da duymazdan geliyor Rumlar...

Ancak, bu 'ayrıntılar' bile, akıllıca yaklaşıldığında, iyi niyetle çözülebilir. 'Belçika modeli' diye şimdilerde öne çıkan, iki egemen bölgenin uluslararası tanınan bir üst devlette biraraya gelmesi formulü müzakereler için iyi bir başlangıç noktası sağlıyor. Egemenlik hakları üzerinde titiz kantonlardan oluşan 'ulusal bir parlamento' ile 'ortak hükümet' formulüne dayanan 'İsviçre modeli' de bir başka 'esin kaynağı' oluşturuyor. Türk ve Rum tarafları, Türkiye ve Yunanistan'ın sağlayacağı destekle, BM gözetiminde, sorunu en sağlıklı biçimde çözebilirler.

ABD'nin 11 Eylül sonrası benimsediği 'çatışmacı tavır' bir gerçeği gizliyor; oysa değişen dünyada sorunların 'barışçı yollar' ile çözülmesi esası hâlâ geçerli. Türkiye, Kıbrıs konusunda bunu başarır ve AB üyeliği yolunda ciddi bir sıçramayı bu vesileyle gerçekleştirirse, Irak'la başlayıp başka ülkelere de uzanma istidadı gösteren 'çatışmacı politikalar'ın yeniden gözden geçirilmesine de vesile olabilir.

Ak Parti bu sınavı başarmak zorunda.


11 Kasım 2002
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED