|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Benim için en 'kışkırtıcı' mevsim geldi! Sonbahar geldi ve Ahmet Haşim'in "Melâl"ini bir kez daha kapımıza bıraktı.. Rachmaninov'un ritmik vehimlerini yüzümüze savurdu.. Necip Fazıl'ın hafakanlarını uyandırdı.. Schopenhauer'in "Pesimizm"ini tazeledi.. İlhami Çiçek'i özletti, Nilgün Marmara'nın acısına ortak etti.. Sadık Hidayet'in peşine düşürdü.. Camus'nün bir kazaya kurban gidişini yeniden hatırlattı.. Sonbahar, "İmkânsız"ı dilimize dolayarak geldi.. "Yeniden başlamak"ı lügatimizden çıkardı.. "Asla!" diyememenin bedelini ödetmek adına, evet belki de sırf bunun adına, ta buralara kadar ulaştı.. Sonbahar; melânkolinin açık ve görkemli davetiydi.. Eşyanın alabildiğine donuklaştığı, sebepsiz terkedilmelerin hızlandığı, yalnızlığın çoğaldığı, akşamların daha da tuhaflaştığı, muhayyile gücünün uzun ve ıstıraplı yolculuklara çıktığı, keder saatlerinin derinleşip insanın içine işlediği, dünyanın çaptan düştüğü bu mevsim; biliyorum ki, "Gel gidelim sahralara" çağrısını insanın genzine tıkayarak, ses tellerini işlemez kılan bir boyun eğişin son ikramı olacak.. Sonbahar geldi! Sonbahar, bütün rûhların tek bir "Rûh"a üşüşmüşlüğünü izhâr etmek için geldi.. Hayatın çeperlerine harflerle dokunmanın en sahih hâlini son/bir kez daha yaşayabilirim artık. Kelimelerin kapaklandığı yaşama izleklerini umutsuzca resmedebilirim.. Mutsuzluğuma şapka çıkarabilir, hayâllerimi sahralara gömebilirim.. Kalbimi kalbimden sakınabilirim!..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |