|
|
|
Değişimin hafızası

"Ne kaybettiğinin farkında olmamak bizi daha büyük yenilgilere hazırlıyor. Artık içimiz bütün rüzgarlara açık. Ne bir sınır, ne bir elek var dünyayla aramızda. Bizi saklı tutan perdeyi yine biz yırttık..."
Arastanın Son Çırağı ve Naz Bitti isimli şiir kitaplarından tanıdığımız Ali Ayçil'in denemelerinden oluşan son kitabı çıktı; "Ceviz Sandıklar ve Para Kasaları". Son zamanlarda okuduklarım içinde, insanın temel meseleleriyle bu denli irtibatlı çok az kitaba rastladım. Bu bir ayrıntılar kitabı. İnsanların eşyayla, tabiatla, birbirleriyle ve inançlarıyla aralarındaki ilişkilerin her dalda çatırdamaya başladığı bir dönemde, değişimin hafızası olmaya çalışan bir kitap.
Değişimin hafızası olabilmek önemli, çünkü modern hayatın elimizden kapıp götürdüğü onca şeyden neredeyse hiçbirini hatırlamıyoruz. Ne kaybettiğinin farkında olmamak ise bizi daha büyük yenilgilere hazırlıyor. Ali Ayçil'in ifadesiyle "Artık içimiz bütün rüzgarlara açık. Ne bir sınır ne bir elek var dünyayla aramızda. Bizi saklı tutan perdeyi yine biz yırttık..."
Hafıza tazeleniyor, ruh hissediyor
Kitabın kapağında kar üzerine bırakılmış demirden bir kapan var. Para kasaları böyle bir şey olsa gerek. Beyazla kontrast oluşturacak kadar siyah ve ortada ama ehlileştirilmiş vahşi hayvanlar kadar sevimli bize. Bu yüzden acı duymuyoruz yakalandığımız halde. Ve bu yüzden "Ceviz Sandıklar ve Para Kasaları"nı okurken hafızamız tazelenmeye, ruhumuz hissetmeye başlıyor yeniden. Can havliyle ellerimize ayaklarımıza bakıyor ve kapanların sivri dişleriyle karşılaşıyoruz.
Ali Ayçil'in kitabı altı bölüme ayrılmış otuz sekiz denemeden oluşuyor. "Son Vapurun Pusulası Hiçbir Yeri Göstermez"le başlayıp "Efendim"e kadar devam eden bu yolculukta Ayçil altı ayrı pencereden inanılmaz manzaralar sunuyor belleğimize. Dağların şehre vuran gölgelerinden, yola kurban edilmiş bayramlardan, uzun samsun içenler aşiretinden, süpermarkete dönüşen babalardan, intihar edenlerin beden dilinden, çirkinin aynada unutulan yüzünden, Seyis Behram'ın genç çırağından söz ediyor...
İşte burada ceviz sandıklar bütün kadirşinaslığı, munisliği, çelebiliği ve kanaatkarlığıyla karşımıza çıkıyor ve biz gecikmiş bir buluşmanın heyecanıyla geçmişimizi yerleştiriyoruz içine.
Yirmi yıllık bir panaroma
Ali Ayçil, bu kitapta kendi gençliğinden bahsettiğinde, son yirmi yılın Türkiye panoramasını çıkarıyor. Geçmişten özlemle bahsetse de buna nostalji deyip geçemeyiz; çünkü geçmişe fırlattığı halatla ayrıntılardan çıkardığı insan kalma imkanlarını çekip getiriyor günümüze. İlham coşkusu ve sahiciliğini zeka atına bindirerek getiriyor. Sahici bir metni ne kadar özlemişim. Hiçbir denemede bedeli ödenmemiş bir duruşun iğretiliği yok. Şehirlerin kirlettiği kanımızı Anadoluínun akciğerlerinde temizleyip dolaşıma sokuyor. Kederli; ama hiçbir şey yapmayanların yüzsüz karamsarlığı yok bu yazılarda. Hiçbir cümlesini diğerlerine tercih edip alıntılayamayacağım kadar özel bir kitap.
Bilgi tel: 0 212 528 11 46
Çözülmeyin, direnin!
Yayın hayatına Ekim ayında başlayan Bilgi ve Düşünce Dergisi, kasım ayında "Çözülmenin ve Direnmenin Yüzyılı" başlığı altında yirminci yüzyılın genel bir değerlendirmesini yapıyor. İlk sayısında geçmişe yönelik muhasebeyi işleyen Bilgi ve Düşünce'nin piyasaya çıkan ikinci sayısında da muhasebenin devamı olarak, İslamcılık, şeriat-örf, toplum-devlet, modernleşme, tarih ve gelenek konularında Prof. Dr. Mehmet S. Aydın, Ali Bulaç, Atasoy Müftüoğlu, Dr. Kadir Canatan, Dr. Adnan Aslan, Nazife Şişman, Raşid el-Gannuşi, Doç. Dr. Durmuş Hocaoğlu'nun makaleleri dikkat çekiyor.
Derginin aynı zamanda Genel Yayın Yönetmenliğini üstlenmiş olan Ali Bulaç'ın yazısı, günümüzde sıkça polemik konusu yapılan kavramları kendi zemininde yorumluyor. İhsan Eliaçık'ın "Üçüncü Cumhuriyet" başlıklı yazısı ve uzun bir röportajına yer verilen Fatih Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Çizakça'nın "Üçüncü Seçkinler Uzlaşması" önerileri Türkiye'nin siyasal yapısı alanında önemli tartışmalara yol açacak iddialar taşıyor. "Siyasi Düşünce" başlığını taşıyan bu bölümde ayrıca Dr. Yalçın Akdoğan, Mustafa Şen ve Ahmet Harputlu'nun yazıları yer alıyor. İkinci sayı ile birlikte yazar kadrosuna Ahmet Mercan, Ahmet Baydar, Ramazan Kayan gibi isimlerin katıldığı dergide Ahmet Kekeç, şair Özdemir İnce'nin gelenekten yararlanma konusundaki yaklaşımını eleştiriyor. "Felsefe Okumaları" bölümünde T.W. Adorno ve N. Luhmann var. Tel: 0 212 532 47 61
|
|
Yazmakla geçen bir ömür
Murad Bey'le 1952'de tanışmıştık.. Romancı Ethem İzzet Benice'nin çıkardığı (Son Telgraf) gazetesinin hem yazı işleri müdürü hem de günlük fıkra yazarıydı.. Daha evvel CHP'li olan Ethem İzzet Bey, Demokrat Parti, iktidara geçtikten sonra, gazetesini Demokrat Parti'ye mütemâyil bir rotaya çevirmişti.. Ben de rahmetli Sâmed Ağaoğlu'nun teklif ve tavassutu ile Son Telgraf'ta yazmaya başlamıştım. Daha sonra, Tercüman Gazetesi'nin değişik devrelerinde birlikte çalıştık..
Murad Bey, günlük politika ile hiç ilgilenmemişti. O, sadece yazı yazardı.. Yazar, yazar, boyuna yazardı.. Sol elinde nargilenin sapı, sağ elinde kalem, hem yazar hem de nargile içerdi.. Entellektüel meclislerinin renkli konuşmacılarından İsmail Ünalmış; bir gün, "o tefrîkaları Murad Bey yazmıyor, nargile yazıyor" demişti. Bayazıt'taki, Lâleli'deki, Gülhane ve Emirgân'daki nargile kırâathanelerinin devamlı ve meşhur bir sâkini, bir demirbaşı idi.. İş arayanlar, hastası olanlar, hattâ parasız kalanlar, onu bu nargile mekânlarında kolayca bulurlardı..
Murad Bey iyi adamdı, mülâyim insandı. Kimseyi kırdığı görülmemiştir.. Öbür dünyâya göçerken onu Şişli Câmii'nden, dostları ve meslektaşları, hep berâber uğurlamıştık.. Câminin merdiveninde 30 yıllık arkadaşı Ahmet Kabaklı'ya "hakkındaki kanâatiniz nedir?" dediğimi hatırlıyorum.. Ahmet Bey, "iyi adamdı, Allah yardımcısı olsun, Allah, hepimizin yardımcısı olsun!" demişti.
Murad Sertoğlu, gece-gündüz yazdığı için, eserleri neredeyse boyunu aşmıştır. Şimdiye kadar Murad Sertoğlu'nun sayısız eserlerini bugünkü nesillere okutacak, tefrîkalarını kitaplaştıracak bir teşebbüs, bir hareket görülmemiştir.. Çocuklarının da bu işle ilgilendiği yoktur.. Bu, roman ve dil ustasının dilindeki güzellik, târihin ilgi çekici olaylarını bulmaktaki mahâreti, tahkiye (hikâye etme) san'atındaki başarısı; Türk halkının edebî zevkini, târih sevgisini, Türkçe sevgisini geliştirmiştir, dersek, mübâlâğa etmiş olmayız.. Vasıfları onlardan ayrı olsa da, Murad Bey adı velûdiyet (çok eser verme) bakımından, Ahmet Mithat Efendi, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Peyâmi Safâ, Ziya Şâkir, M. Turhan Tan gibi isimlerle anılacak kalemlerden biridir.. 27 Eylül 1993'te ebedî âleme göçen merhuma Allah'tan rahmetler dileyelim!..
|
|
|
|