|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Genellikle gazete yazarlığı hayatımda hep eleştirel olmaya özen gösterdim. Hatta "taraf" olduğum siyasi eğilimi eleştirmekten ayrıca "gizli" bir zevk aldım. Daha doğrusu, yazı yazmanın en "fiyakalı" tarafının eleştirinin kerametinden kaynaklandığına inandım hep. Bu yüzden de özellikle seçim öncesi yazdığım yazılarda, eleştiriyle birlikte karamsarlığın dozu da biraz abartılmıştı. 4 Kasım sonrasında eleştiriye ve karamsarlığa ara vermiş bulunuyorum. Gerçekten de 4 Kasım'dan bu yana, inanması biraz zor ama "rüya gibi" günler yaşıyoruz. Her şey o kadar iyi gidiyor ki, doğrusu biraz da korkuyorum. Ülkede oluşan iyimserlik ve "güven" havasıyla birlikte milletçe sanki hepimizin yüzünde güller açıyor. Önceki gün bir dostum, akrabalarından birisiyle ilgili kısa bir anekdot anlattı. Arkadaşımın akrabası olan kadın, biraz da kocasının haylazlığı yüzünden acılı ve fakrü zaruret içinde günler yaşıyormuş. Hemen itirazınızı duyar gibiyim, "ülkede böyle binlerce insan var", evet doğru... Ama bir fark var, bu kadın diyor ki: "4 Kasım sonrasında kendimi sahipli hissediyorum." Doğrusu müthiş bir cümle, insanın içinden ağlamak geliyor. Bu cümle bir bakıma, hepimizin 3 Kasım sonrasındaki umutlarını özetliyor. İşte bu "güven" ve umut arayışı, toplumu 4 Kasım'da yeni bir Türkiye rüyasıyla buluşturdu. Bu yüzden, Anadolu'nun en ücra köşelerindeki teyzeler, ablalar, gençler Tayyip Erdoğan'da kendilerini buldular, ilk kez kimsesiz ve sahipsiz olmadıklarını anladılar. İster abartma, isterse çok "şık" olmayan bir ifadeyle "yağcılık" deyin ama yazmak zorundayım, bu Tayyip Erdoğan 4 Kasım'dan bu yana müthiş bir liderlik performansı sergiliyor. Ve açıkça belirtmek gerekiyor ki, AK Parti'nin "3 Kasım senedi" kesinlikle karşılıksız değil. Bir kere, medya plazaların kıyısında köşesinde pinekleyen, okuma yazması kıt bazı "mızıkçı yazarlar"ı çıkarırsanız, hemen ülkenin tamamında "3 Kasım baharı" yaşanıyor. Lütfen Tayyip Erdoğan'ın dün Bilkent Otel'de milletvekillerine söylediği şu cümlelerini dikkatle okuyun: "Geçici bir süre için başkentte millet tarafından görevlendirildiniz. Çok çalışmak zorundasınız. Hiçbir siyasi husumetle kaybedecek vaktimiz yoktur. Toplumun vicdanını yaralayacak hiçbir uygulamanın içinde olmayınız. Kendinizi Ankara'ya ve Meclis kampüsüne ait hissetmeyin. Bizler geldiğimiz yere aitiz. Amacımız Türkiye'ye iş, aş ve özgürlük getirmektir." Daha da önemlisi Erdoğan Ankara siyasetinde bir ilki gerçekleştiriyor ve milletvekillerinden lojmanlarda oturmamalarını istiyor. Bu talebinin yoğun alkışla karşılanması üzerine Erdoğan, "Bu alkışlardan oturmamaya karar verdiğinizi anlıyorum. Milletimizin huzurunda bu kararı verdik, bu karar hayırlı olsun. Millet sizinle komşu olmak, sizin elinizi sıkmak ve size taleplerini doğrudan iletmek istiyor. Milletin bu isteğine ilk adımı attık" diyor. Şimdi, bu ülkede yaşayan ve birazcık olsun sağduyu sahibi olan herkesin böylesi bir kararı alkışlaması gerekir. Daha henüz hükümet kurma görevini bile almamış bir partinin, şimdiden başlattığı icraatlar Türkiye'nin geleceğine ilişkin olumlu işaretler veriyor. Evet Türkiye, zaman zaman demokrasinin başına gelen 'yol kazaları'na rağmen, bu kuruma olan umudunu yitirmemiş ve bütün olumsuzlukları büyük bir olgunlukla atlatmayı başarmış bir ülke. Bu yüzden, 3 Kasım seçimleri yarım yüzyıllık demokrasi deneyimimiz açısından çok önemli bir kilometre taşı oldu. Neredeyse siyasetten bütün umutların kesildiği bir dönemde, millet iradesinin gücü siyasetin ve ülkenin kaderine bir kez daha el koymuş bulunuyor. Evet Türkiye ciddi problemler yaşadı, ancak hiçbir zaman çaresiz değildi. Yeter ki siyaset, bir irade ortaya koyabilsin ve milleti arkasına alma cesaretini gösterebilsin. Çünkü bu toplum, en umutsuz dönemlerde bile önüne yeni hedefler koyabilen "adam gibi" siyasetçileri bağrına basmayı bilmiştir. İşte bu yüzden, şimdi Türk halkı Tayyip Erdoğan'a önemli bir kredi açmış bulunuyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |