|
|
|
|
Kafayı Lorant'a taktığımı söyleyenler, Galatasaray maçından sonra seslerini biraz daha yükseltmişlerdi. "Bırak artık şu Lorant takıntısını" diye. Onlara önce şunu söylemek istiyorum; Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı tarihi bir skorla yenmesinin Lorant ile uzaktan yakından ilgisi yok. Yeter ki futbolcu istesin. Yeter ki, şu takım iyi motive olsun. İddia ediyorum, o çarşamba akşamı Fenerbahçe Galatasaray karşısına Lorant'sız çıksaydı fark 6 değil, 12 bile olabilirdi. Ve Samsunspor karşısında Fenerbahçe'yi izlerken özellikle ilk yarıda ve Musa'nın golünden sonra yine umutsuzluğa düşen bizdik. Yine kimin ne yaptığı, nerede oynadığı belli değildi. Ne oyunu paylaşabildiler, ne de olgun bir atak geliştirebildiler. Koca 45 dakikada kaleyi bulan tek şut Serhat'tan geldi. Zaten o da Shorunmu için adeta "kaleci çalıştırması" niteliğinden öteye gitmedi. Oyuncuları teker teker eleştirmeyi sevmiyorum. Ama merak ediyorum, acaba Tuncay'a savunmanın sağ kanadından hücumdaki sol kanat ucuna kadar geniş bir oyun alanı özgürlüğünü bu oyuncuya kim verdi? Yusuf'a, Serhat'a "aman birbirinize pas vermeyin, kaleyi görünceye kadar çalım yapın" diyen kimdi? Dün, Fenerbahçe Galatasaray masalıyla uyuduğu uykudan geç uyandı. 70. dakikadan sonra oyuna Washington ve Rapaiç'in girmesi, ardından Cem Karaca'nın da katılımı ile Samsun kalesine yapılan muz ortalar maçın kazanılmasında önemli rol oynadı. Ceyhun, Rapaiç ve Serhat Fenerbahçe'yi Samsun deplasmanında zafere ulaştırırken, arada sırada futbol oynayabileceklerini de gösterdiler. Deplasmanda maç kazanmış bir takımı, Fenerbahçe de olsa skora bakarak övmek, kusura bakmayın ama benim adetim değil.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |