T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Tablo

Şu tabloya bir bakalım: Hükümet, ülkenin kuzeyi de dahil Irak politikasını, Dışişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığının ilgi alanında görmüyor mu? Görüyor. Dışişleri, şimdiye kadar pek alışılmadık bir üslupla, siyasilerin yanlış bilgiler vererek konuyu saptırdığını açıkladı. Genelkurmayın görüşünü ise 'doruklardaki bir komutan'ın ağzından öğrendik: "Irak'ın kuzeyinde yaşayanlar bizim dolaylı akrabalarımız... Kerkük'ün başkent yapılması, Bağdat yönetimi izin vermeyeceği için, mümkün değil..."

Bir ayrıntı daha var: Irak'a saldırıya hazırlanan ve Kuzey Iraklı Kürt liderlerin de içinde yer aldığı 'Irak Muhalefet Cephesi' ile yakından ilgilendiği bilinen ABD de, büyükelçi Robert Pearson'un ağzından, ortamı yatıştırmaya çabalıyor; Pearson, önceki gün, "ABD, Kürt anayasasına onay vermedi; orada bir devlet oluşumuna karşıyız" mesajıyla kamuoyu karşısına çıktı...

Bu, tablonun bir bölümü. Öteki bölümünde ise, Başbakan Bülent Ecevit var. Ecevit, Kuzey Irak'ta ipin ucunun kaçtığını, gençlerimizin ölebileceği sıcak gelişmeler yaşanabileceğini ileri sürüyor... Başbakana bıraksanız, Türkiye, Kuzey Irak'a müdahale etmek üzere, sınır dışına derhal asker gönderecek...

Böyle bir tabloya bakıp da "Ne oluyoruz?" diye sormamak mümkün mü?

Bu soruya verilecek cevabı güçleştiren Bülent Ecevit'in 'devlet adamı' imajı... Uzun yıllardır politik hayatın içinde, dört kez başbakanlık koltuğuna oturmayı başarmış Ecevit'in, 'savaş' gibi tüyleri diken diken etmesi gereken bir sözcüğü seçim hesapları ile istismar edebileceği akılları durduracak bir ihtimal. Nitekim, başta çizdiğimiz tabloyu herkes görebildiği halde, kimse çıkıp "Ecevit sorunu partisel çıkarı için kullanıyor" demiyor...

Bizde politikacılar kişisel ve partisel çıkar söz konusu olduğunda diğer bütün mülâhazaları bir tarafa bırakabiliyorlar. Uzun süreyle işbaşında kalmaları da liderlerin ayak oyunu gücüyle doğru orantılı; bunu sağlamak ve başarılı görünmek için kullanmayacakları pek az 'kutsal' bulunuyor. Bu bakımdan, 'savaş' konusunu istismar o kadar şaşırtıcı gelmemeli...

Liderlerin bu 'saplantılı' tavrı kendileriyle birlikte partilerini de yokoluşa sürükleyebiliyor. Baraj sıkıntısı yaşayan ve anketlere inanılacak olursa 3 Kasım'da sandıktan çıkamayacakları anlaşılan partilerin liderleri, kitlelerin öfke ve kızgınlığını kendi üzerlerine çekecek tarzda davranıp yerlerini 'farklı' simalara bırakabilselerdi, 4 Kasım'da çok değişik bir sonuçla karşılaşabilirdik. Kökleri hâlâ diri geleneklerin sürdürücüsü olan parti, ya da kurucusu hâlâ 'rahmet' ile anılan bir başkası, lider değişikliği ile seçime gidebilselerdi, barajın çok üstünde sonuç alabilirlerdi. DSP bölünecek yerde, Derviş'i de içine alacak bir 'dönüşümü' gerçekleştirebilseydi, 'savaş' ihtimalinden medet umulması gerekmeyebilirdi.

Bu örnekler, liderlerin kendilerini ve partilerini izmihlâle sürükleyecek bir basiretsizliğin pençesine düşebileceklerini ele veriyor. Liderliği elden bırakmamak için partilerini batıran politikacılar, eğer ihtiyaç olduğunu anlarlarsa, çok daha akıl-dışı yollara sapabilirler. Zaten, halk da, bu mesajı aldığı için, siyasi ortamı ve o ortamı oluşturan kaşarlanmış politik kadroları bütünüyle yenilemeye kararlı görünüyor...

Herhalde bundan dolayı halkı suçlayamayız.

Seçim sath-ı mâiline girildiği için, savaşın 'taktik' hesaplarla kullanılıp kullanılmadığı sadece kuşku düzeyinde kalıyor; ancak 3 Kasım sonrasında, bugünlerden geriye dönük bir değerlendirme yapıldığında, karşımıza ilginç bir 'Bülent Ecevit portresi' çıkacağından emin olabiliriz.

Sandık endişesi sağduyuyu yok etmemeliydi.


18 Ekim 2002
Cuma
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED