T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
4 Kasım günü Meclis'te Saadet de olmalı

3 Kasım, Türk siyasi hayatına her açıdan birçok yeni faktörü dahil etmeye namzet görünüyor. Bunların bir kısmını şimdiden yaşıyoruz, bir kısmını da 4 Kasım sabahından itibaren tanımaya başlayacağız. Sayısal ve siyasal sonuçları itibariyle son derece şaşırtıcı, etkileri derine nüfuz eden bir sandık deneyimi yaşayacağımız açıkça belli olmuştur. Bu da hem verilecek oyların istikametinin, hem de sandıkta şekillenecek Türkiye tablosunun renklerinin ne olacağını fevkalade önemli hale getirmektedir. Çünkü, harici şartlar ne kadar baskın ve etkili olursa olsun, Türkiye'nin 4 Kasım'dan sonraki rotasını belirleyecek olan belki tek değil ama, en önemli unsur yine "halk oyu" olacaktır.

Bununla birlikte, mevcut tabloda belirlilik ve belirsizlik halleri atbaşı gitmektedir. Bir yanda, konumu hemen hemen kesinleşmiş ve pastadan payını almış partiler olmakla beraber, öte yanda muhtemel iktidar yapısı üzerindeki sisler henüz dağılmamıştır. Ayrıca, daha son sözler söylenmediği için de "nasıl bir Meclis?" sorusu hala cevapsızdır. Her açıdan...

Önce, bir noktayı açığa kavuşturmak gerekiyor. Yaklaşan seçimi tanımlamaya yönelik yargıların başında geleneksel siyasi arterlerin artık eski işlerliğini yitirdiği iddiası gelmekte ya da öyle zannedilmesidir. Bu iddia ve zan, Türk siyasetinin ne tarihi akışıyla, ne de günümüzdeki pratiğiyle örtüşmektedir. Dahası, son dönemde zaten alanı daraltılmış ve zayıflatılmış olan siyaseti, bir de gelenekten arındırmaya çalışmak onu büsbütün etkisiz kılmaktan başka sonuç doğurmayacaktır.

Konjonktürün denetimine girmiş bir siyaset kurumu, Türkiye'nin 3 Kasımdan elde etmeyi umduğu fayda ve umudun daha baştan tükenmesi anlamına gelecektir. Şu halde, olup bitenlere sadece medyanın ya da anketlerin gözlüğüyle bakmak da yanıltıcı olacaktır. Çünkü, siyasette rakamlara ve önyargılara sığmayacak kadar önemli değerler bulunmaktadır.

Mesela, bugün anket değerleri tatmin edici olmayan birçok parti gibi, mesela Saadet Partisi gibi.

Görünen o ki Meclis'in yeni kompozisyonunda yer alması gereken birçok unsur ülke barajı nedeniyle temsil imkanı bulamayacaktır. Bu nedenle, Saadet Partisi'nin Meclis'te olması hem temsil edilemeyen siyasi azınlıkların sözcülüğünün yerine getirilmesi hem de Türk siyasetinde taşların yerli yerine oturması açısından bir fırsat olarak görülebilir.

SP, kamuoyu tarafından tanınan, sınırları belli olan partilerden birisidir. Ama, bu partinin Meclis'te temsili sözgelimi sadece dini taleplerin sözcülüğünün yapılması ihtiyacından değil, ekonomiden dış politikaya, sosyal politikalardan insan haklarına kadar her alanda alternatif öneri ve siyasi duruşun eksik kalmaması için gereklidir. Zira, son 10 yılın tecrübesi, "Milli Görüş"süz bir Meclis'in muhalefetsiz bir siyaset anlamına geldiğini göstermektedir. Ülkenin, temel haklar, özgürlükler ve demokrasi bağlamındaki müzmin sorunlarıyla birlikte; ekonomik kriz ve yanı başımızdaki savaş için geri sayım devam ederken Saadet bütün bu sorunların odağında Meclis'te bir grup olarak kalmalıdır. SP'nin varlığı, ülkenin kaderi hakkında alınacak muhtemel bütün kararların hizalanması ve dengelenmesini sağlayacak, iktidarın ve iktidar dışında kalan bütün resmi-sivil aktif güçlerin fikri perspektifini zenginleştirecektir.

Kabul etmek gerekir ki SP'nin mirasını üstlendiği Refah Partisi, bu ülkeye hem iktidar hem de muhalefet yoluyla hizmet etmiş ve ama hak etmediği baskılara uğramış bir partidir. Birçok şeyin aynı anda oylanacağı 3 Kasım'da, SP ve SP'yi doğuran gelenekle birlikte, işte bütün bu haksızlıklar da oylanacaktır. Seçim aynı zamanda, yıllardır haksız yere yasaklı tutulan Necmettin Erbakan'ın siyasi kariyerine de bir vefa borcu ödeme fırsatıdır.

Elbette, 28 Şubat'la bir hesaplaşma artık anlamsız ve gereksizdir.... Ancak, bütün tezleri çürütülen ve doğurduğu zarar ülkeyi tarihin en büyük fakirliğine mahkum eden 28 Şubat yıkımına karşı SP'nin ayakta tutulması, Türkiye için ve aynı karanlığın bir daha çökmemesi için gereklidir.

Şimdi sözkonusu olan, Milli Görüş markası ile ülkenin en köklü muhalefetini üreten bu hareket ile Türk siyasetini her dönemde haksız ve hukuksuz yere çekip çevirmeyi alışkanlık haline getirmiş anlayışın tarih ve halk vicdanında tartılmasıdır.

3 Kasım, seçmenin sadece oy verip geçeceği değil, aynı zamanda "derin irade"siyle siyaseti iktidardan muhalefete kadar dizayn ve tahkim edeceği bir gündür. Önemi de burada gizlidir.


18 Ekim 2002
Cuma
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED