|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'nin yeni iktidarına ilişkin beklentiler de kaygılar da aynı havanda dövülürken seçime doğru her gün yeni bir soru gündeme geliyor. İktidarın yapısı hiç şüphesiz değişecek ama, yeni yapı bütün unsurlarıyla "yeni bir iktidar" olabilecek mi, bu belli değil. Ekonomi, dış politika, sosyal projeler, eğitim vs. Bütün bu alanlarda, değişim için iktidara aday partilerin bir şeyler söylemesi ve söylediklerinin de inandırıcı olması gerekiyor. Bugün cevabı bulunan tek soru, ülkenin mevcut koalisyon yapısından kurtulacağının kesinleştiğidir. Ama, yaşanan sorunların aşılıp-aşılamayacağına dair tek bir ipucu dahi bulunmaktadır. Oysa, 3 Kasım'a DSP-MHP-ANAP üçlüsünden kurtulmak için değil; yüksek enflasyondan, işsizlikten, üretim eksikliğinden, sosyal güvence azlığından, borç stokunun büyüklüğünden kurtulmak ve demokrasiyi ülke insanlarının gündelik hayatlarında hissedilir bir kıvama getirebilmek için gidiliyor. Bütün bu sorunları bir dönem de yeni bir iktidarla birlikte yaşamak gibi bir fantezimiz bulunmuyor!.. Bu noktada, netleşen ve endişe yaratan son soru şudur: "Ekonomi yönetimi, yeniden Kemal Derviş'e verilecekse 3 Kasım'ın ne anlamı var?" Elbette seçimlerin Kemal Derviş'e ve dolayısıyla CHP'ye böyle bir avantaj sunacağının garantisi yok. Ancak zayıf da olsa böyle bir ihtimal, üzerinde konuşulmaya değecek kadar önemlidir. Zira, CHP Genel Başkanı'nın yaşanan son iki yıllık süreçten ve ekonomik bunalımdan hiçbir ders çıkarmayıp göğsünü gere gere "İktidara geldiğimizde ekonominin patronu Kemal olacak. Zaten aramızda da hiçbir çelişki yok" diyebilmesi, hepimizi kuşkulandırmaya yetecek kadar açık bir mesaj içeriyor. Demek ki Derviş ekonomisi yani IMF programı bazıları için, bu seçimlerde eleştirilmesi bir yana, övünülecek bir malzeme olarak görülüyor. Üstelik solun umudu olan CHP tarafından. Üstelik, CNN Türk'te yayınlanan açık oturumda sadece Baykal değil, CHP'nin ekonomi takımının da hem Derviş'le hem de uygulanan ekonomik programla bir sorunları olmadığını öğrenmiş bulunuyoruz. Ayrıca, Derviş'in de bu "körler sağırlar birbirini ağırlar diyalogu"na tüy dikercesine ettiği, "CHP aslında piyasa ekonomisine bütün partilerden daha yakın" sözünü de bir kenara not ediyoruz. Demek ki, yeni partisinin bu yönü Derviş'i memnun ediyor. Ama, gariptir iki yıla yakın bir süredir sınırsız yetkilerle işbaşındayken, ne serbest piyasa ekonomisine ne de sosyal piyasa ekonomisine uyan bir icraatı bulunmuyor. Muhtemel bir CHP iktidarında ekonomi yönetimine ilişkin bu tablo hiç de iç açıcı değildir. Bu konuda hâlâ endişesi olanlar Baykal'ın, "IMF ile ilişkilerde bizim aşırı teslimiyetçi bulduğumuz şeyler elbette var. Ancak, ilişkinin kaçınılmaz olduğu noktasındaki teşhisimizi, kabulümüzü ortadan kaldıran bir tavır yok" sözlerine bakmalılar. Bu sözleri sarfeden bir parti lideri, yeni döneme dair başka ne söylese anlamlı olamaz. Böyle bir kabul üzerinden siyaset yapan partinin, ülkeye sunabileceği yeni bir şey de olamaz. Gerçi, bütün bunların hiç de şaşırtıcı olmayan bir yönü var. O da Derviş'in IMF ekseni olmaksızın herhangi bir ekonomik politika uygulama becerisi bulunmadığıdır. Nitekim Hazine Bakanlığı döneminde, sadece uygulamaları değil makro ekonomik analizlerinin de sonuçta IMF destekli bir programdan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Derviş'in Türkiye'de yapabileceği açılımın sınırı nihayet IMF ufkundan yani, ekonomi yönetimlerinin bir borç ödeme servisi olarak kullanılmasından ibarettir. Bu ufuk da ne serbest piyasa ekonomisinin uygulanmasını ve ne de sosyal sınıfların uyakta tutulabilmesini sağlayabilir. Ancak, sorun Derviş'te değil, bir kurum olarak CHP'dedir. CHP ekonomi politikasını bu eksene havale ederek hem kendine, hem de Tükiye'nin yenilenme potansiyeline ihanet ediyor. Baykal'ın şunu anlaması lazım. CHP, toplumun önüne bir çözüm umudu olduğu için değil, soldaki çaresizliğin sonucu büyümektedir. İnsanlar kendilerine, CHP işbaşına geldiğinde nelerin değişeceğini soracak olurlarsa ulaşacakları cevap büyük ihtimalle tatmin edici olmayacaktır. Derviş'i bir vitrin değeri olarak partiye taşımak başka, ekonomi politikasını bütünüyle onun ismine ciro etmek başkadır. İlkinde, YTP'nin geriletilmesinde görüldüğü gibi siyasi bir avantaj vardır ama ikincisinde; meydanlara çıkıldığında da görüleceği gibi geçmiş dönemin yıkımına ortak olmak gibi bir bedel söz konusudur. Baykal, ülkeye ve partisine bu bedeli ödetmek istemiyorsa, "Derviş sarhoşluğu"ndan kurtulmalıdır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |