|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bodrum'dayım... Denizde yüzüyorum. Balıkçı teknesinden bir adam sesleniyor: "Siz gazetecisiniz galiba öyle değil mi?" - Evet.
- Zaten ben de oyumu ona atacağım. Ama askerler iktidarı Tayyip Erdoğan'a vermez diyorlar. - Milletin oylarını alırsa, kimse bu iradeyi engellemez. Engelleyemez. Asker de saygılı davranır. Söylentileri kasıtlı çıkarıyorlar.
Kamuoyu araştırması
Radikal gazetesi, Konda şirketinin yaptığı kamuoyu araştırmasının neticelerini açıkladı. Buna göre AK Parti % 24.6, CHP % 14.3, DYP % 8.8, MHP % 6.1, Hadep % 5.8, Genç Parti % 5.1, Yeni Türkiye Partisi % 4, Anap % 3.7, Saadet Partisi % 3.5, DSP % 1.1, Kararsızlar % 20.1. (Radikal - 5 Eylül 2002) Bir önceki aya göre, sadece AK Parti ve CHP'de ilerleme var. AK Parti, Temmuz ayında % 19, CHP ise % 6.9'du. CHP'nin ilerlemesi Derviş'in katılımıyla, Yeni Türkiye Partisi'nden gelen seçmenlere bağlanabilir. AK Parti ise, merkez sağ partilerin içini boşaltarak ve kararsızların oyunu alarak, yoluna devam ediyor. Konda anketine göre, Temmuz ayında % 25 olan kararsız, Ağustos'ta % 20'ye düşüyor. Anavatan Partisi % 7.5'ten, % 3.7'ye gerilerken, MHP'nin % 10'dan % 6.1'e indiğini görüyoruz. MHP, oyunun bir kısmını sürpriz bir atak yapan Genç Parti'ye kaptırmış olmalı. Çünkü söylem aynı: Avrupa Birliği düşmanlığı, aşırı bir milliyetçilik vs... Demek Cem Uzan'ın biraz zamanı olsaydı, MHP'yi silip süpürecekti. Doğru Yol Partisi'nin destek kaybını yaşanan zig zaglara bağlayabiliriz. Özellikle Çiller'in, Yılmaz ile elele, seçimleri erteleteceğinin gazetelere yansıması, haber yanlış bile olsa, olumsuz etki yarattı. Ama, kampanya sırasında, DYP, kendini toparlayabilir. Anap'ın ise, iflâh olmayacağı görülüyor.
Yaprak dökümüne Bülent Akarcalı da katıldı. Milletvekili seçimlerine girmeyeceğini açıklarken, "İşi zirvedeyken bırakmalı. 5 dönem milletvekili seçildim, artık yeter" diyordu. Bu insanlar, milleti bu kadar aptal mı sanıyor? Anap yerlerde sürünüyor; Akarcalı'nın zaten bir daha milletvekili seçilme şansı yok. Bu gerçeğe rağmen, seçimlere iştirak etmemeyi bir fedakârlık gibi göstermeye çalışıyor. Fedakârlık, seçimlere girip, seçilmemektir. Listede dolgu malzemesi olmayı kabul etmektir. Çünkü Anap, kaliteli aday bulmakta hayli zorlanacak. Fedakârlık, Anap'ın baraj altında kalmadığı dönemde, "Bu defa da başkaları milletvekili olsun" diye geri çekilmektir.
Sabah'ın gayreti
Gözümüze çarpan bir başka tuhaflık, Sabah gazetesinin, birden bire Yuvacık Barajı'nı ve Sayıştay raporunu gündeme getirmesi. "Ülke böyle soyuluyor" diye manşet atıyorlar. Oysa, bu soygun olayının tarihi çok eski. En az konuyu birkaç defa ben sütunlarımda ele aldım. 2-3 senedir çeşitli vesilelerle, barajın bir ihtiyaca cevap vermek üzere yapılmadığını, Hazine garantisi yüzünden kullanılmayan suya para verildiğini yazıp duruyorum. Son olarak, Sefa Sirmen'in milletvekili adayı olacağını duyduğumda, aynı konuyu gene makaleme taşımıştım.
Bakın ne diyordum: "Sefa Sirmen, sırtında İzmit Su Projesi'nin ayıbını taşıyor. İzmit Su Projesi ile ilgili, başlangıçta İzmit Belediyesi olumsuz görüş bildirmişti: 'Proje kapsamında üretilecek suyun % 70'inin İstanbul'a satılması planlanmıştır. Bunun hiçbir mantığı yoktur. Suyun aylık bedeli 15-20 milyon dolardır. Bu suyun İzmit Belediyesi tarafından satın alınması mümkün değildir. İzmit Su Projesi bünyesinde üretilen su pahalıdır ve İSKİ tarafından satın alınmayacaktır. Yap-İşlet-Devret kapsamında böyle bir projenin gerçekleştirilmesine gerek yoktur. Barajın DSİ tarafından klasik yöntemle tamamlanması daha uygun olacaktır.' Hazine Müsteşarlığı'na bildirilen yukarıdaki görüşten sonra, İzmit Belediye Başkanlığı fikir değiştirmiş ve projenin Yap-İşlet-Devret modeli ile gerçekleştirilmesi için, Belediye Meclisi karar almıştır. Bugünkü durumu Plan Bütçe Komisyonu raporundan okuyabiliriz: 'İzmit Su Projesi'ne verilen garantiler sebebiyle, Hazine sadece 1999 ve 2000 yıllarında 480 milyon dolar tutarında, kullanılmayan suyun faturasını ödemek zorunda kalmıştır. Bu projenin süresi 15 yıldır. Yani proje dolayısıyla uğranan zarar, kalan 13 yıl boyunca artarak devam edecektir.' İşte Sefa Sirmen, Hazine'nin zarara uğramasına yol açan böyle bir projenin mimarıdır. Devletin kör kuruşunun peşine düşen Derviş, Sefa Sirmen ile aynı çatı altında nasıl bulunacak? Bulunursa, samimiyeti zedelenmeyecek mi?" (7 Ağustos 2002- Nazlı Ilıcak - Yeni Şafak) Türkçe'de bir söz vardır, "Geç olsun da, güç olmasın" diye. Geç de olsa Sabah'ın böyle bir soygun olayına eğilmesini memnuniyetle karşılıyoruz.
Özkan
Hüsamettin Özkan nihayet Yeni Türkiye Partisi'nin yönetimine geçti. Doğrusu İsmail Cem'i, Derviş'ten sonra, Özkan'ı da kaybetme korkusu sarmıştı. Acaba kaybetse daha iyi mi olurdu? Çünkü, bir önceki dönemin baş sorumlusu, ekonomik çöküntünün mimarı, Recep Önal ile birlikte Hüsamettin Özkan. Recep Önal, Hüsamettin Özkan'ın çok yakınıydı. Zaten, Ecevit Hükûmeti'nde Özkan'ın bu kadar güç kazanması, ekonomiyi de yönetme kabiliyetinden kaynaklanıyordu. Derviş işbaşına gelene kadar, Özkan her türlü ekonomik gelişmeye müdahale edebiliyordu. Özkan'a örtülü ödenek dolayısıyla yöneltilen eleştirilerin dahi bir tertip olduğunu düşünüyorum. Önce, örtülü ödenek dolayısıyla suçlanacak, sonra cesur ve inandırıcı bir karşılık vererek, haksızlığa uğramış siyasetçi görüntüsüyle, kamuoyu gündeminde yerini alacaktı. Nitekim tam da öyle oldu. İlk gün suçlandı, ertesi gün, kuruşuna kadar hesap vermeye hazır olduğu, manşetlere tırmandı. Böyle bir şüphe duymamızın sebebi, Özkan'ın, basını, manipüle etme kabiliyeti. Ecevit'ler, aleyhlerinde çıkan haberlerde onun parmağını görmüyorlar mıydı? Derviş, bir işadamının bürosunda çalıştığına dair tenkit edici manşetler gazetelere yansıyınca, Hüsamettin Özkan'dan şüphelenmedi mi? Ve nihayet Cumhurbaşkanı aleyhindeki çok sayıda haberin, aynı kaynaktan geldiği izlenimi yok mu? Bakın bu konuda Umur Talu ne yazıyor: "Ve Mesut Yılmaz ile Hüsamettin Özkan'ın medya kuşları, ellerine, dillerine tutuşturulan imalat haberlerle, bazen bir kaç gazetede birden, aynı anda, Cumhurbaşkanı'na bindiriyorlardı... Hüsamettin Özkan'ın ellerine verdiği sözde haberlerle Çankaya'yı topa tuttular..." (4 Eylül 2002 - Umur Talu - Star)
Erdoğan'ın yasağı
AK Parti'nin birinciliğe tırmanması ve rakiplerine en az 10 puan fark atmasının temel sebebi, halkın Tayyip Erdoğan'a duyduğu sempati. Bu yüzden Yüksek Seçim Kurulu'nun, 312'nci madde değişikliğini ve düşünce cezalarını erteleyen kanunu gözardı edip, Erdoğan'ın seçilmesini engellemeyeceğini düşünüyoruz. Demokrasiyi, içinde bulundukları oligarşik yapıyı sürdürmenin aracı gibi görünler, Erdoğan'ın yasaklanması için büyük bir gayret içinde. Plan şu: Erdoğan milletvekili seçilemeyecek. Dolayısıyla, hakkındaki davalar sonuçlanıp, bu defa, yolsuzluk sebebiyle yasak kapsamına alınacak. Mal varlığı, Bilbord, Haliç çamurunun taşınması, Albayraklara usulsüz ihale verilmesi gibi çok sayıda temelsiz dava sürüyor. Sanki, Türkiye, yolsuzluk batağına, Tayyip Erdoğan yüzünden saplandı. Kendisini bu ülkenin yegâne sahibi sanan kesim, üzerine geldikçe, millet daha fazla Tayyip Erdoğan'a sahip çıkıyor. Eğer Yüksek Seçim Kurulu AK Parti liderini yasaklama cesaretini gösterirse, seçmen bu zihniyete sandıkta etkili bir cevap verecektir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |