|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Seçime yaklaşıp, partilerin adayları tesbite doğru varan çalışmaları sürdükçe, ekonomik ve iktisadî sorunlar bir tarafa itilip, her şeyde bir "inanç ve iman muhasebesi" baş göstermeye başladı. Çünkü, bu ülkede "dinsel azınlık" diye bir sorun yok. Halkımızın yüzde 97-98'i "Müslüman" olduğu savunmasında... O zaman, hangi partide olursa olsun, büyük bir çoğunlukla dinsel ibadet ve inancını yaşamak isteyen kitlelere "parti tepesi"nden bir "dinî dayatma" mümkün olmuyor, olsa da, "bünye uyuşmazlığı" ile anında red ediliyor. Bunun tipik örneği CHP'de mevcuttur. "Müzmin" CHP'li partizanlar bile; "babalarımızdan beş vakit namaz" ve bir o kadar da "bayram ve cenaze namazı" ibadeti miras aldığına itimatla, CHP'de yer alan "reformist" müstafi dekan Bay Yaşar'la kan ve inanç uyuşmazlığı baş gösteriyor: Adam gelmiş, namazı azaltacak, nikahı red edecek ve Hind fakiri gibi yarı çıplak bir "siyasî yapı" oluşturacak!.. Bunun diğer partilere yansıyan yanı, farklı... Herkes Anayasa'da yer alan "laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti" doğrultusunda hareketle yükümlü... Amma, ceza yasalarının tatbiki farklı... Geçmişte, TCK'nun 141-142 ve 163. maddeleri ile cezalandırılan "fikir suçluları", on bir yıl öncesinden beri, askıdaydı. Amma, ardından "rezerv madde" olarak bekletilen TCK'nun 312. maddesi birden, o üç maddenin yerini alarak, işlevini sürdürmeye başladı. Öte yanda ise, halkın ve inanç sahiplerinin kutsal değerleri, dinleri ve peygamberlerine saldırı, hakaret ve tahkir yollu söz ve beyanlar kadar yazılar da "tecziye"yi gerektirirken, nerede ise, bu maddeler bir köşede "laiklik süsü" olarak ceza kanunu kitablarına yerini koruyor! Madde 174-175. Hiç kimse, hiç birşekilde bir başkasının dini inançlarını ve kutsal saydığı dinî ve imanî değerleri tahkir ve tezyif edemez!.. Amma görüyoruz ki, ülkenin bir çok yerinde "mülkî amirler" kalkıyor, "Kur'an Kursu" veya "öğrenci yurtları" ile "cemaat vakıfları"nın ocağına incir dikmek için, siyasî iktidarların "makam taltifi"ne hürmeten baskı uygulayıp; halkın aile, cemaat ve ibadet haklarına baskıyı uygulayıp "şöhret" basamaklarını tırmanmayı deniyor! Bir başka alanda, "yüksek eğitim ve öğretim" kurumunun başı da "babası gibi" hakem düdüğü ile, bütün "tesettürlü hanımlara kırmızı kart" göstererek "Üniversitelere tesettürlü girmek isteyenleri, üniversitenin kapısından sokmayacağız." (Star, 30/08/02) diyorsa, o ülkede, eğitim ve öğretim "özgürlüğü" yok demektir... Bu tür sivri ve gerici düşünce ve eylem yapısında olanların giderek siyasî partilerde de "çöreklendiği"ni zaman zaman görüyoruz. Amma şimdilik pek bir sesleri çıkmıyor: Çıkmıyor, çünkü CHP'nin yediği sandık şamarını unutmuş değiller. Bakıyoruz, çoğu siyasî lider ve transfer şampiyonları, halkın duyarlı olduğu konuları sessizce geçiştiriyor ve bu konularda, beyanat isteyenlerin "açmaza sokan soruları"na da muhatap olmuyorlar. Tesettür, inanç özgürlüğü ve İslamî temel değerler manzumesi hususunda, bir çok sağcı, sol ve liberal kaynaklar sessizliğini koruyor, bir "pot kırma" ameliyesinde, duyarlı bir şekilde "duyarga"larını içlerine çekip, siyasetin "kaygan zemini" içinde, "sülük gibi" sıyrılıp, sandıktan çıkmak istiyor! Halbuki herkes, yön ve yönteminde "net" bir çizgi izlese ve halkın önüne "olduğu gibi" çıksa, o zaman, "demokratik zemin" kendini "özlenen" Batılı kulvarda sağlam esaslara oturtmuş olurdu. "Demokrasi de kendini koruyacak kurallara" sahiptir, derseniz, o zaman, "yaz okulu"nda, "travesti öğretmen"lere gün doğar ki, bunun çocuklar üzerinde bırakacağı "olumsuz etki"yi velileri düşünsün, diyemeyiz. Bir yanda "Kur'an kursunu kapat" derken, öte yanda "yaz okulunda cinsel ilgi"nin sonu, "sapıklık"la noktalanır. Bunun örnekleri, daha çok "İskandinav ülkeleri"nde görülürken, yaygınlık kazanıp, dünyayı sararken, Türkiye'de nasibini alacak konuma gelince, bu da "özgür ve evrensel yaşam tarzı"ndan etkilenenler yanında, Türkiye'nin Ege ve Akdeniz sahillerine sıçraması doğal(!) sayılmalıydı: Ve "netekim" Kuşadası'nda geçen günlerde "seksüalitesi yüksek basın" organların birinde, "İki lezbiyen nikahı" kıyıldığı haberi, unutulmuş değil... Acaba bu mudur, uygar ve Batılı olmak? Herhalde öyle... Değil mi ki, kız çocuklarına "erkek", erkek çocuklara da "kız" elbisesi giydiren "Trevesti öğretmen"in icraatını(?), "oğlum çiçek açtı" diye "sapıklığı" övgüye layık görüyorlar!.. Bu toplumsal "trasformasyon" için, partilerin dikkatini çekmek ve siyasî hayata hakim kılmak istedikleri sosyal ve siyasal "dünya görüşü" doğrultusunda politikalar üretip halkın önüne çıkarak "oy" istemeleri gerekir! Fakat görüyoruz ki, çoğu parti "takiyye" yapıyor ve gerçek inanç ve ahlak sahiblerini baskı altına alıp, "bozuk düzen" içinde "kokuşmuş hayat" arzularını sürdürmek istiyorlar! Denirseki; "bozulmuş cemiyetlerde bozulmamış fertler suçlu durumuna düşerler", o zaman karşılarına "milletin örf ve adetleri" ile çıkıp, zoru başarmakta yarışa kalkışmalıdır, yollu bir eylem ve inancı sandığa yansıtmakta yarışmalıdır, demelidir! Özellikle halkın temel değer ve yargılarına karşı amansız ve iflah olmaz bir "kin ve nefret" duyanların son zamanlarda gösterdiği "takiyyeci tutum"ları gözden uzak tutmamalıdır. Ve halkın gerisinde kalmamalıdır!..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |