AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Beklentiler (4)
(Cumhuriyetin resmi ideolojisi olan Atatürkçülük konusunda normalleşme)

Bu konuda normal olmayan ile normalleşmenin nasıl gerçekleşebileceği konularında, sayın Karakaş'ın, genellikle katıldığım düşüncelerini, kendi ifadesinden aktarmakla yetinecek, sonunda küçük bir katkıda bulunacağım:

"Anayasa'nın başlangıç bölümünün ilk satırlarının "Türkiye Cumhuriyeti'nin, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kurucu kadrosunu sevgi, saygı, minnet ve şükranla anarak......" diye başlaması kanımızca Atatürk'ün mevcut hukuk sistemimiz içindeki yeri için düzeyli, gerekli ve yeterli bir konum oluşturacaktır.

Ancak; mevcut hukuk sistemimiz içinde "Atatürkçülüğe" verilen konum bugün yukarıdaki öneriden farklıdır ve yine kanımızca bu söz konusu konum Anayasa'nın "demokratik devlet" ibaresi ile çelişebilmektedir.

Anayasa'nın başlangıç metnindeki (Anayasa'nın 176. maddesine göre söz konusu Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç metni Anayasa'ya dahildir) "Hiçbir düşünce ve mülahazanın... Atatürk Milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği..." ve benzeri ifadelerin (örneğin: "...ve O'nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda") çağdaş demokratik toplumlarda kabullenilmesi adeta olanaksızdır.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 4. maddesinin birinci paragrafında "Yükseköğretimin amacının öğrencileri Atatürk inkılapları ve ilkeleri doğrultusunda, Atatürk milliyetçiliğine bağlı olarak yetiştirmektir" diye bir ibare bulunmaktadır. Üniversite gibi temel işlevi "yerleşik olana alternatif üretme" olması gereken bir kurum için yukarıdaki ifadenin ne ölçüde anlaşılabilir olduğu çok şüphelidir...

Bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti yurttaşı Atatürkçü olabilir (bu nitelikte milyonlarca yurttaşımız vardır) ama bu dünya görüşünün anayasal bir bağlayıcılığının olması demokratik toplum düzenlerinde kabul edilebilir bir olgu değildir.

Ülkemizde son yıllarda hızla gelişen "Atatürkçü Düşünce Derneği-ADD) adlı bir dernek mevcuttur; söz konusu derneğin kurucuları Atatürkçülüğün bir düşünce olduğunu kabul ediyorlarsa (kanımızca Atatürkçülük kapsamlı bir düşünce yapısıdır), bu düşüncenin alternatifinin de meşru olduğunu demokratik bir toplumda kabul etmek zorundadırlar.

Unutulmaması gereken temel olgu tersi meşru olmayan bir düşüncenin kendisinin de meşruiyetinin sorgulanır hale geleceğidir.

Türkiye, insan hakları kavramına bağlılık dışında tümü ile ideolojik belirlenmelerden arındırılmış bir Anayasal düzen özlemektedir ve normal olanı budur."

Küçük bir katkı: Farklı inanan ve düşünenlerin hak ve özgürlükleri –insan haklarına aykırı bulunmayan sınırlamalar içinde– korunmak şartıyla çoğunluğun kültür ve medeniyet değerlerini korumaya yönelik tedbirler "özlenen anayasal düzene" aykırı bulunmamalıdır. Örnek olarak dili alalım: Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dili, aynı zamanda çoğunluğun dili ve çok önemli bir kültür değeri olan Türkçe'dir. Türkçe'yi bütün TC. vatandaşları okullarda zorunlu olarak okur ve öğrenirler. Farklı etnik ve kültürel gurupların da dilleri vardır; bu dillerin aralarında konuşulması, öğretilmesi, bununla her türlü yayın yapmaları... engellenemez; ancak bütün vatandaşların bu dileri öğrenmeleri de zorunlu hale getirilemez. "Onlar resmi dil olmadığı için böyledir" denirse, biz de: "Niçin onlardan biri değil de Türkçe resmi dil olmuştur?" sorusu üzerinde düşünmek gerekir deriz. Demokrasilerde az sayıda farklı gurupların hakları vardır; ama bir de çoğunluk hakkı vardır.


18 Mayıs 2003
Pazar
 
HAYRETTİN KARAMAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED