|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
15 Mayıs "Vicdani Ret Günü"ydü. Kolayca tahmin edileceği gibi medyamızda hemen hiç yer almadı. Benim görebildiğim kadarıyla bu günden sadece Radikal'den Murat Çelikkan'ın köşesinde ve Bianet adlı internet sitesinde söz edildi. Bilmiyorum, belki bazı küçük gazetelerde de kendisine yer bulabilmiştir... "Vicdani Ret"in ne olduğu söz konusu sitede (www.bianet.org) şöyle özetlenmiş: "Kişinin ahlaki tercih, dini inanç ya da politik nedenlerle askere gitmeyi ret etmesidir. Türkiye'de yasal olarak tanınmıyor, fakat birçok Avrupa ülkesinde bir hak olarak tanınıyor, vicdani retçiler sivil hizmet alanlarında istihdam ediliyor." Evet, mesele bundan ibaret.... Ancak, ben bu tarifte yer alan "politik nedenler" ifadesini doğrusu yerinde bulmadım. Nedeni basit: Mesele madem ki bir "vicdan" meselesidir, o halde "politik"i işe karıştırmadan tarifte sıralanan diğer nedenlerle, yani sonuç olarak sadece "etik" nedenlerle yetinmek daha yerinde değil mi? Çünkü bir kez "politik nedenler"den söz etmeye başlarsak, bunun sonunun nereye varacağını kestirebilmek çok zor... Dolayısıyla, hiç değilse bu alanda "politik" ve "etik"in alanlarını birbirinden ayıralım derim. "Vicdan" tek başına yeterince güçlü değil mi? Peki insanlar niçin "Vicdani Retçi" olmayı seçiyorlar? Bu sorunun cevabını da yine Bianet'ten aktaralım: "Birey, emir almak ve vermek, itaat etmek ve hükmetmek istemiyor olabilir. "Birey, şiddet kullanmayı ve insan öldürmeyi öğrenmeyi istemeyebilir. "Birey savaşlara karşı olabilir ve savaşların yürütücüsü olan ordulara hizmet etmek istemeyebilir. "Birey dini inançları gerekçesiyle her türlü silaha karşı olabilir." Türkiye'deki "Vicdani Retçiler"in talepleri, söz konusu hak bizim yasal düzenlememizde mevcut olmadığı için kabul edilmiyor. Ceza Yasası'nın 155. maddesine dayanılarak haklarında dava açılıyor. Biliyorsunuz, bu madde "Halkı askerlikten soğutmak yolunda neşriyatta ve telkinatta bulunanlar.."ı affetmiyor. "Vicdani Retçiler" ise, askerlik görevinin hükme bağlandığı Anayasa'nın 72. maddesinin kendilerine bu hakka verdiğini söylüyorlar. Gerçekten de, Anayasa'nın 72. maddesi böyle bir yoruma açık: "Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir." Demek ki, Anayasa'nın bu maddesine göre, her Türkün "Vatan hizmeti"ni "silah altında" yapması zorunlu değil. "Vatan hizmeti" Silahlı Kuvvetler dışında da, kamu kesiminde pekâla tamamlanabilir. Nitekim, "Retçiler"in bu çerçevede hatırlattıkları iyi bilinen bir örnek de var: Vatan hizmetini "öğretmen" olarak yapan öğretmenler. "Vicdani Ret" günümüzde tabii ki tabii bir hak. Batı'da pek çok ülkede bu hak tanınmış. "Benim dini, felsefi, ahlaki inancım ve kanaatim elime silah almaya izin vermiyor" dediğiniz de –bu süreç oralarda da "otomatik" olmasa da– "vatan hizmeti"nizi yerine getirmek için "sivil" bir işin başına geçebiliyorsunuz. "Vicdani Ret" meselesinin tartışılması, tabii ki, Türkiye gibi "askerlik yapmanın" pek çok başka alanla ilişkilendirildiği bir ülkede kolay değil. Ancak askere gittikten sonra "adam olunacağının", "evlenilebileceğinin", "yola girilebileceğinin" mümkün olduğuna inanılan bir ülkede bu hakka asılmak tabii ki kolay değil.... Pekçoğunuzun şahit olduğu bir hikayeyi ben de (15-20 yıl öncesinden) hatırlıyorum: Ülkenin doğusundan batıdaki bir şehre askerlik için gelen ama "askerlik yapamaz" raporu sonucu telaşa düşen bir gencin kendisini dinleyen gruba yönelik "Bana buralarda askerlik süresinin bitimine kadar çalışabileceğim bir iş bulamaz mısınız?" şeklindeki isteğini, bugün gibi hatırlıyorum. Yani anlaşıldığı gibi, bu genç, belli süreyi sanki "askerlik yapıyormuş" gibi memleketinden uzakta geçirdikten sonra köyüne, kasabasına "alnı açık" olarak dönmek istiyordu. Çok tabii bir istekti şüphesiz; anlaşılmayacak bir yanı yoktu... Ama madem ki Türkiye de artık eski Türkiye değil, "Vicdani Ret" hakkının tanınmasının zamanı gelmiştir. Silahla tanışmamak, ona el sürmemek, askeri disiplinin gereği olan "itaat-hükmetmek" durumunu yaşamak istememek, orduların yeryüzünün tamamından silinmesini samimi olarak istemek, "pasifist" olmak, artık Türkiye'de de tanınması gereken bir haktır. Madem ki artık herkes "barış"tan yana olduğunu açıklıyor, o halde "Halkı askerlikten soğutmak" hâlâ niçin bir suç teşkil etsin? Hem merak etmeyin; bu hakkın tanındığı ülkelerde de olduğu gibi, hiçbir yerde "askerlik" görevini gönüllü olarak yapmak isteyenlerin sıkıntısı çekilmiyor!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |