|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kapitalist sistem içinde ganimet peşinde koşanlar hep kaybettiler. Ondokuzuncu yüzyılda Napolyon, 20. yüzyılda ise Hitler bunun en çarpıcı örnekleridir. Çünkü sistemin mantığı ganimete değil, 'kâr'a ayarlıydı. Bu mantığa ters düşenler, büyük kapitalist camia tarafından bertaraf edildiler. Bush ve çetesini de aynı akıbet bekliyor. Irak muharebesini kazandılar, ama euro/dolar savaşını kaybedecekler. Dolayısıyla, büyük sermayenin destek ve muhabbetini. (Reklam: Bu ve benzeri konuları biraz daha derinlemesine irdeleyeceğimiz ANLAYIŞ dergisi, 1 Haziran'dan itibaren bayilerde olacak. Okuyun, okutun, abone olun. Her Anlayış, size derin bir kavrayış olarak geri dönecektir!) Euronun ortaya çıkış günlerini hatırlamaya çalışalım. 1 Ocak 1999'dan itibaren, 11 AB ülkesi tek para sistemine geçtiler. Dört AB üyesi ise yan çizdiler: İngiltere, İsveç, Danimarka ve Yunanistan. (Akıllanan komşumuz daha sonra kervana katıldı.) Ortak para sistemine katılan ülkelerin para birimleri euroya sabitlendi: Bir euro yaklaşık 1.96 Alman Markı'na ve 6.6 Fransız Frangı'na eşitlendi. Üç yıl boyunca bu kurlar hiç değişmedi; Mark veya frangın diğer paralara nispeti, euro ile sözkonusu paralar arasındaki parite değişimlerine bağlı olarak dalgalandı. Üç yıl sonra ise, kâğıt ve madenî eurolar piyasaya sürüldü; birkaç ay içinde mark, frank gibi millî paralar tarihe karıştı. Amerikan Doları'nın dünya ticaret ve finansmanındaki ağırlığı şu anda yüzde 50-60 dolaylarındadır. 2005-2010 arası yıllarda ise dolar ile euronun başabaş gelmeleri, her birinin yaklaşık yüzde 35-40'lık bir paya sahip olması beklenmektedir. İngiltere ve diğer AB üyeleri uzun süre dışarıda kalmaya güç yetiremeyeceklerinden, onların katılımıyla euro daha da güçlenecektir. Şu anda hâlâ dünyanın en büyük finans merkezi olan Londra, euroya katılmama halinde, bu öncülüğünü devam ettiremeyecektir. Euroya geçişin ilk günlerinde (Ocak 1999) yazdığım bir yazıda şöyle diyordum: "Avrupa Merkez Bankası, Avrupa'nın siyasî birliğini pekiştirecek; siyasî birlik pekiştikçe de bir Avrupa ordusunun kurulmasına doğru baskılar artacaktır. Aksi halde, Avrupa dünya sistemi içinde 'normal' hareket edemez. Kısaca, euro ile başlayan gelişmeler zinciri, 21. yüzyıl başlarında AB ile ABD arasındaki siyasî ilişkileri gerginleştirecektir". Irak operasyonu ve sonrasındaki gelişmeler bu öngörüleri doğrulamaktadır. Euro ile dünya sistemine herhangi bir para değil, 'hegemonik' bir para birimi geliyor. Doların tahtı ilk kez ciddi bir sarsıntı geçirecektir. İki kutuplu Soğuk Savaş döneminde, dünya sisteminin biri dolar diğeri ruble şeklinde iki ayrı parası olmamıştı. İçinde bulunduğumuz Soğuk Barış dönemindeyse, artık en az iki hegemonumuz ve iki hegemonik para birimimiz olacak. Hegemonik istikrar ne demektir? Kindleberger, Keohane, Gilpin ve nihayet Ruggie'nin öncülük ettikleri "hegemonik istikrar" kuramına göre, ekonomik bir hegemonun varlığı, işlemlerin onun para birimiyle yapıldığı "liberal" bir uluslararası ekonomik düzene yol açar. Hegemonik üstünlük aşındığı zaman, "açık" uluslararası rejim düzensizliğe meyleder ve rakip otarşist stratejilerin hüküm sürdüğü çatışmacı bir sisteme dönüşür; iki dünya savaşı arasında yaşandığı gibi. Kindleberger, dünya ekonomisi ancak son mercii makamındaki bir tek büyük borçveren tarafından stabilize edilebilir, diyor. Gilpin'in analizi biraz daha ince: Bir tek hâkim gücün varlığı, istikrarlı bir uluslararası para sistemine dayalı açık bir dünya pazar ekonomisinin gelişimi için gerekli fakat yetersiz bir şarttır. Yeterli şart, uygun kurumsal yapıdır; yetenekli ve güvenilir para piyasaları ve bankalar. Mesela, 1918'den sonra ABD dünya altın rezervinin yüzde 40'ına sahip olduğu halde, Federal Reserve yerel Amerikan bankalarının üçte birinin iflasına engel olamadı. Oysa 1900 yılında Bank of England'ın elinde dünya altın rezervinin yüzde 20'den bile azı bulunduğu halde, uluslararası para sisteminin "dingil çivisi" olabiliyordu. İngiliz ekonomisi, dünya sistemi içinde bir numara olduğu 1870'lere kadar bile, dünya para şartlarına yön verecek büyüklükte değildi. Buna rağmen, tıpkı geçmiş yüzyıllarda Venedik ve Amsterdam'ın yaptığı gibi, Londra (yani Bank of England ile the City) uluslararası para sisteminin orkestra şefliğini icra edebiliyordu. Çünkü, dünyanın dört bir yanından devlet ve diğer kurumların sterlin cinsinden likit hakları büyük hacme ulaşmıştı. Herkes, emin ve maliyetsiz çevrilebilir diye düşündüğü için, ticaret ve kredi işlemlerini sterlin üzerinden yapıyordu. Tıpkı 100 yıl sonra dolar üzerinden yaptıkları gibi. Her iki durumda da, bu iki para birimini ellerinde tutanlar, İngiliz ve Amerikalılar'a faizsiz borç vermiş gibi oluyorlardı. Yahut, İngiliz ve Amerikan ekonomileri, cari işlem açıklarını diğer dünyalıların onların parasına gösterdikleri ilgi yüzünden maliyetsiz finanse etmiş oluyorlardı. (Malûm, 100 dolarlık bir banknotun kâğıt ve basım maliyeti 10 centi geçmez. Bir Türk vatandaşı 100 dolara sahip olmak için, o değerde bir mal veya hizmet üretip dünya pazarına sunmak zorundadır. Amerikan yurttaşı, dolara küresel iltifat devam ettiği müddetçe, sadece ödediği vergiyle 10 centlik masrafa katılır!) Dolayısıyla, bugün sisteme yeni bir ekonomik hegemonun ve onun para biriminin dahil olması sıradan bir olay sayılmamalıdır. Yani euro ile dünya para sistemine yeni bir para ilave ediliyor değildir. Çünkü euro sadece bir Avrupa parası değil, "küresel para"dır. Kapitalist sistemin tarihinde, sterlin ve dolardan sonra üçüncü bir resmî dünya parası doğuyor. Euronun kullanılmaya başlanması G8'den WTO'ya, Dünya Bankası ve IMF'e kadar bütün uluslararası ekonomik kurumları ve dünyadaki bütün merkez bankalarını, ticarî banka ve diğer finans kurumlarını etkilemektedir. Muhtemelen en çok da ABD'yi ve doları! Avrupa Birliği parasal işler komiseri Yves-Thibault haklı: Euro, doların hükümranlığına son vererek, daha simetrik çokkutuplu bir sisteme yol açacaktır. Daha önce sterlin ile dolar, değerlerini altına nispetle sabitleştirip küresel mübadele aracı olmuş, dünyanın diğer para birimleri için de bir ölçü (numeraire) teşkil etmişlerdi. Sterlin 1870'lerden 1914'e, dolar ise 1945'ten 1971'e kadar "piyasa-yönlü ekonomik mübadelenin temel gereği olan, her zaman ve mekânda değerin rasyonel hesaplanmasını" mümkün kılmıştı. Onlarsız dünya pazar ekonomisi bu denli hızla genişleyemezdi. Genişleyemezdi ama, bu iki para esas olarak Anglo-Sakson dünyasının yükselişine ve hegemonluğuna delalet ediyordu. Şimdi kıta Avrupası sıra bende diyor. Ateşli silah kullanılmadan kazanılacak ilk savaş olacak bu. ABD, Irak veya Venezüela'da muharebeleri kazansa da (petrol satışında dolardan euroya geçişin öncüleriydi bunlar!), uzun vadeli gerçek savaşı kazanamayacaktır. Çünkü petrol ve silah sanayiileri dışında, hiçbir aklıbaşında Amerikalı kapitalist Bush'un arkasında durmayacaktır. Kapitalistler hegemonik kâr peşindedirler, emperyal ganimet peşinde değil. (Siyasî elit, ganimeti ekonomik elite yedirmez çünkü!)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |