|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İyi ki romancılar var; ancak, iyi ki roman okunarak hüküm verilmiyor insanlar hakkında... Aksi halde, pek çok meslek erbabının yüzümüze bakacak hâli olmazdı. Konusu gerçeğe benzeyen olaylar üzerine oturan romanların girişine, "Anlatılanlar hayal mahsulüdür, benzerlikler tesadüfidir" anlamına gelen bir uyarı notu bu sebeple konulmaz mı zaten? Türkiye'nin en büyük medya grubu olan Doğan Holding'in patronu Aydın Doğan, önceki gün, önemli tesisleri hizmete soktu. Gazetelerinin yönetici ve yazarlarıyla birlikte başbakan ve bakanlar da katıldılar açılış törenine. Gidemediğim için buradan kendisini tebrik ettim. Ülkeye tek çivi çakanın kölesi olanlardanım ben... Türk romanının daha şimdiden kendi sesini bulmuş isimlerinden Selçuk Altun'un yeni çıkan "Ku(r)şun Lezzeti" romanında (Sel Yayıncılık) önemli bir kişi olan Kâni İzmirli 'hayal ürünü' bir medya patronu. Romanın içiçe geçmiş öykülerini açtığınızda merkez öykü olarak karşınıza sadece kendisini düşünen 'kötücül' bir patronun zaptedilemez hırsı çıkıyor. Selçuk Altun, roman kahramanına batırdığı kamayı kanırttıkça, okurları da yazarla birlikte zevk alıyor... Neler yapmıyor ki Kâni İzmirli... Herkesin cebinde ve işinde gözü var. Medya alanına girmeden önce, henüz yedek parça pazarlarken (s. 97), silik bir hayatı olduğunu öğreniyoruz. Medyaya girmek istediğinde duvarla karşılaşıyor, gazetede ciddi bir itiraz çıkıyor. İtiraz sahibi Baki Cömert, sonradan 'ideolojik' hale sokulan bir cinayete kurban gidince, İzmirli, ilk gazetesini ele geçiriyor. Zaten, önüne çıkan bütün engelleri bir yolla aşmayı biliyor İzmirli; rüşvet, tehdit, şantaj ve cinayet doğallığı içerisinde kullandığı yöntemler... Medya patronunun romana dâhil olmasının sebebi, aslında Amerika'da okumuş ve çabuk para kazandıran işlerde patronlarını zengin ederken kendisini de unutmamış bir restoran-klüp sahibiyle yolunun kesişmesi... Çok para kazanıyor ve kalburüstü kişilere hizmet veriyor diye adamın işine göz koyuyor patron; restorancı da ilgisini medya patronuna yönelttiğinde 'iğrenç' bir tiple karşılaşıyor. Bizde gerçek hayatta olmayacak bir takım dalaveraları roman sayfalarında izleyebiliyoruz... Medya patronu Kâni İzmirli'nin romandaki sağkolu genel yayınlar başyönetmeni unvanlı Erdoğan Yalav. Yazarın en sevmediği ikinci tip o; kendisinden her yerde "(Dön)erdoğan" diye söz edip duruyor. Bir yerde şöyle diyor Selçuk Altun: "Irak'a çıkarma yapan koalisyon güçlerine İzmirli grubunun lojistik destek satması söz konusu olunca derhal savaş taraftarı kesilip (Amer)doğan kod adına hak kazanmıştır." (s. 103). Roman kişiliğiyle gerçeğin farklılığı yan kahramanların tasvirinden de anlaşılabiliyor. Bizde şöyle bir yazar olamaz sözgelimi: "Ö. Gazetesinde 'malumu ilam' kıvamında yazıları çıkan Önder Erdem, Ulusal Basın Hür Konseyi'nin geleneksel yönetim kurulu başkanıdır. Kendi gazete ve dergi silsilesinden kanıksanan yalan veya yapay haber ve röportajları hoşgörüp, rakip kuruluşlara ilk fırsatta uyarı yollamak için tetikte bekler." (s. 105). Hayali medya grubunun 'faaliyet yöntemleri' romanda tam üç sayfalık yer tutuyor (s. 104-106). İkisini aktarayım: "Holdingleri zarar, şirketleri borç batağındadır. Tüm bankalara kredi ve faiz ertelettirirler. (..) Bir rakip grup on bir yıldır kamudan tahsil edemediği -500 milyon doları aştığı sanılan- alacağı için açtığı davayı kazanınca rahatsız olurlar. İblis, güvendikleri bir araştırmacı-yazarı bu ödemenin önlenmesi için görevlendirir." (s. 108). Romanda anlatılan medya grubu borsayla da ilgilenir. Bizde patronların tevessül edeceklerini sanmadığım bir yönteme başvurur İzmirli Grubu romanda: "Sancak gemisi konumundaki gazeteleri örneğin, 'Türk jetleri Kuzey Irak semalarında' şiddetinde bir yapay manşet atarsa hassas İMKB dengesi derhal yüzde 10 düşer. (Ve İzmirli ekürisi en az elli milyon dolarlık alım yapar.) Yetkililerin yalanlamasıyla borsa derhal yüzde 10 zıplayacaktır. (toplanan mal satılır; günlük kâr 5 milyon dolardır.) Bu yönteme iki ayda bir başvurulsa yıllık manipülatif alış/satış kârı, 30 milyon dolara ulaşabilir." (s. 116). Selçuk Altun medya düzeninin çarpık olduğu ülkelerde çıkan gazeteleri de izliyor olmalı. Kendisi de finansmancı olduğu için 'hayali' entrikalara gerçek tadı katmayı biliyor. Grubun özelleştirmeden aldığı bir SOYAŞ vak'ası (s. 118-) var ki, bizde bazılarına, "Keşke bu yöntemi daha önce öğrenseydim de, ben de taş atıp kolum yorulmadan milyarlarca dolarlık tesislerin sahibi haline gelseydim" diye düşündürür. Romandaki medya patronu, bir sürü pisliğe bulaştığı halde "Gazetelerimin ulaştığı bir 'haberi' yazmama hovardalığı olmaz; beni bile yazacaksınız" diye meydan okur. "Aksine hareket edildiği kanıtlansın, kendimi İstanbul'un en yüksek minaresinden atarım" dediğini okuruz romanda (s. 121). Bir başka grubun elemanlarını ayartıp onlara gazete çıkartırır; o grubun dağıtım tekelinden ayrılmasına tepki olarak... Daha önce gazetelerinde 'hortumcu' diye tanıttıkları birinin bankasını ele geçirir; hem de peşinatı 'hortumcu' ilân ettikleri kişiden alarak (s. 122). İyi ki romanla hayat farklı: Kâni İzmirli bulduğunu 'ham' diye yutarken, Aydın Doğan memleketinde tesis açıyor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |