|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Genelkurmay Başkanlığı dün bir basın açıklaması yaptı. Bu, 23 Nisan kriziyle başlayan 30 Nisan MGK toplantısı ve sonrası uzanan dilimdeki bazı haber ve yayınlara tepki açıklaması. Askerin tepki gösterdiği "haber alanları" şunlar: - 2002 YAŞ'taki atamalarda son anda bazı değişiklikler yapıldığı, yani atamalarda ordu içi politik tercihler yapıldığı yönündeki haber ve yorumlar... - Ordu içinde farklı görüş ve düşüncelere sahip eğilimlerin olduğunu ifade eden haber ve yorumlar.. - Son yapılan MGK toplantısındaki gizli kalması gereken tartışmaların basına aktarılması ve bunların gerçeği yansıtmaması... Genelkurmay Başkanlığı basın açıklamasında bu tür haber ve yayınları Türk Silahlı Kuvvetleri'ni ve mensuplarını yıpratma, ordunun disiplin anlayışını yıpratma olarak tanımlıyor. Ve şu mesajlar veriliyor: Birlik ve beraberlik içindeyiz; bu tür haber ve yorumları koğuşturuyoruz, İç Hizmetler Kanunu'nun 35. Maddesi'nin bize verdiği cumhuriyeti koruma ve kollamam görevini yerine getirmeye kararlıyız... Pek güzel... Bu açıklama metni, hemen her yönüyle ordunun özellikle siyasi açıdan sahip olduğu iki önemli "meşruiyet zemini"ni "koruma ve kontrol altına almak" istediğini gösteriyor. Birincisi kamuoyudur. İkinci ve bizce asıl önemlisi Silahlı Kuvvetler'in kendi iç bünyesidir. Başka bir deyişle tepkileri kuşatan mesajlar bu iki kesime verilmiş gibi görünüyor... Peki Silahlı Kuvvetler neden böyle bir şeye ihtiyaç hissediyor? Ya da niçin bu ülkede pek sık bu tür haber ve yorumlar gündeme geliyor? Neden Fransız, İngiliz, ABD, Hollanda, Yunanistan, Belçika Genelkurmayı bu tür açıklamalar yapmaz? Veya neden bu ülkelerde kamuoyu, basın, siyaset kesimi ordunun tayin ve terfileriyle ya da kendi iç ilişkileriyle hiç ilgilenmez? Bir kere şunu hemen belirtmek gerekir. Bu ülkelerde askeri otoritenin Milli Savunma Bakanlıkları aracığıyla siyasi iktidara tâbi olması, ülkelerin içinde bulunduğu tarihi, stratejik, politik koşullar ne olursa olsun, demokrasilerin "olmazsa olmaz" ve hassasiyetle korunan koşuludur... Bu ülkelerde Genelkurmay Başkanlığı'nın siyaset ve toplum karşısında tümüyle bağımsız bir kurummuş gibi bu tür açıklamalar yapması ciddi yaptırımlar, ani görevden almalar içerir ve yapılamaz. Bu ülkelerde MGK ve benzerleri teknik koordinasyon kurulları olarak görev yapar, iki tarafmış gibi asker ile hükümeti karşı karşıya getirmez, getiremez. Sözün kısası bu ülkelerde ordular siyasete karışmaz, karıştırılmaz... Yıpranma meselesine gelince... Siyaset elbette yıpratıcıdır... Siyaset yapan gündem belirlemeye çalışır, görüş beyan eder, bağlayıcı adımlar atar. Bunları yaptığı oranda siyasi muhalefete ve eleştiriye tâbi olur. Silahlı Kuvvetler siyaset yaptığı oranda bundan muaf olamaz. Daha da öte; sözkonusu ülkenin geleneğinde ordu içi farklılaşmalar 22 Şubat, 21 Mayıs 1962, 21 Ekim 1971, 12 Mart 1971 örneklerinde olduğu gibi hayati önem arzetmişse, tüm vatandaşların hayatını etkilemişse askeri bünye merak ve haber konusu haline gelir. Sorun siyasettedir... Nitekim Türkiye'de hemen hiç kimse Silahlı Kuvvetler'in "askeri fonksiyonu"nu eleştiri konusu haline getirmez. Ama hemen herkes "siyasi fonksiyonu"nu tartışır. "Siyaset siyasi partilerle ilişkilerden ibarettir, siyasi tabir edilen dış politika, Kürt sorunu, eğitim gibi konular aslında siyasi alana değil, devlet sahasına girer, İç Hizmetler Kanunu'na ve milli güvenlik politikaları ve yapılanmalarına göre bunları takip etmek bizim işimizdir" şeklinde doğrulamalar bu durumu ortadan kaldıramaz. Hatta tersine... Demokrasiden alabildiğine uzak ve topyeküncu bir bürokratik yönetimi çağrıştıran, medeni dünyada her duyanı irkiltecek bu iddiayı hem teorik hem pratik açıdan eleştirilerin öbeğine yerleştirir. Zira bu noktada iş orduyu da aşar, onun üzerinden Türk devlet geleneğine, Türkiye'de oluşan hastalıklı "devlet iktidarı-siyasal iktidar ayrımı"na gönderme yapar. Evet, demokrasilerde siyaset eleştiriye tâbidir...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |