|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Herkesi derinden üzen Bingöl depremi, bir kez daha devletin kamu hizmeti üretme ve yürütme sistemindeki sorunları en açık biçimiyle gözler önüne serdi. Müteahhit-bürokrat ve siyasetçi üçgenindeki soygunun nerelere vardığı ve halka nasıl ağır faturalar ödettiği ne yazık ki sadece bu tür felaketlerde ortaya çıkıyor. Yıllardır bu tür tartışmalara, eleştirilere ve lanet okumalara şahit oluyoruz. Herkes bu depremlerde sistemin enkaz altında kaldığını, artık hiçbir şey olmamış gibi devam edemeyeceğini, hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını söyler. Sorumluların gereken cezayı göreceğinin teminatını verir. Yaraların sarılacağı, yıkılan evlerin, tesislerin daha iyisinin yapılacağını vaat eder. Peki sonra ne olur? Sonra ne olduğu herkesin malumu. Eğer her depremini sonrasında "eskisi" değişse, olup bitenlerden ders alınsa, uygulamaların yanlışlığı kabul edilip gerçekçi çözümler geliştirilse herhalde sonuç bugün yaşadıklarımız olmazdı. Suçlu sadece müteahhitler mi? Tartışmalara bakıyorum da hep müteahhitler suçlandırılıyor. Onların hırsızlıkları, malzemeden çalmaları, çeşitli kayırmalarla ihale almaları eleştiriliyor. Müteahhitler mevcut sistemin en önemli unsurlarından biridirler, bunda hiç kuşku yok. Ancak yalnız başına bu insanların bu çürümüş sistemi çekip çevirmeleri mümkün değildir. Bu sistemin önemli bir diğer ayağı bürokrasi ve siyasettir. İhaleyi birilerine veren, verdikten sonra gerekli denetimi yapan veya yapmayan, hakedişleri düzenleyen bürokrasi olmasa müteahhit ne yapabilir ki? Bürokrasinin tercihini belli kişilerin lehine kullanmasında da siyaset taifesi devreye giriyor. Müteahhit kesimi siyaset için de bürokrasi için de vazgeçilmezdir. Çünkü Türkiye'de siyaseti de bürokrasiyi de müteahhitler finanse etmektedirler. Temel sorun işte buradadır. Siyasetin finansmanı temel sorundur. Hiç merak ettiniz mi? Siyaseti kim finanse etmektedir? Türkiye'de siyaset nasıl finanse edilmektedir? Türkiye'de siyasetin finansmanının önemli bir kısmı devletçe sağlanmaktadır. Bildiğiniz gibi hazine seçimlerde yüzde yedinin üzerinde oy alan partilere, her yıl aldıkları oy ve çıkardıkları milletvekili sayılarına göre yardım yapmaktadır. Böylece siyasi partiler devlet tarafından finanse edilen kuruluşlar olarak hizmetlerine devam etmektedirler. Bu duruma bakarak siyasi partilerin mali ilişkileri nedeniyle devletin resmi kuruluşları gibi hareket etmek mecburiyetinde kaldıkları söylenebilir. Son yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesine dava edilen partilere, bazı eylemleri nedeniyle hazine yardımının kesilmesine hükmedilebilecek ve böylece yardım konusu bir yaptırım olarak kullanılabilecektir. Hazine yardımının mahiyeti bellidir. Kaydı, miktarı, harcama şekilleri bilinmektedir. Ancak hiçbir partinin sadece bu yardımla faaliyetlerini sürdürmesi de mümkün değildir. Her halükarda siyasi partiler hazine yardımı dışında finans kaynakları bulmak zorundadırlar. Bu noktada iki önemli kaynak var; biri partili üyelerden tahsil edilecek aylık aidatlar, diğeri de çeşitli kişi ve kuruluşların yapacakları bağış ve yardımlar. Partiler üyelerden aidat topluyorlar mı? Siyasi partiler için en sağlıklı ve anlamlı finansman kaynağı üyelerden toplayacağı aidatlardır. Ama gelin görün ki Türkiye'de hiçbir parti, evet hiçbir parti kayıtlı üyelerden doğru dürüst aidat almamaktadır. Partilerin ilçe, il ve genel kongrelerine sunulan mali raporlara bakılınca bu gayet açık şekilde görülecektir. Bir parti üyesi, üye bulunduğu parti örgütüne her ay aidat dahi ödemezse bu nasıl bir üyelik ilişkisidir? Veya bir parti örgütü nasıl bir örgüttür ki üyesinden aidat bile tahsil etmemektedir ve üyesini sadece bir kalabalık olarak düşünmektedir? Partiler üyelerden aidat almayınca varlıklı kişilerin bağışlarına yöneliyorlar. İşte bu noktada devreye yerel veya merkezi idareden ihaleler alan, almayı düşünen, devlete iş yapan müteahhitler girmektedir. Partilerin il, ilçe ve belde örgütlerine sıkça uğrayanlara bir bakın çoğunun belediye, il özel idaresi veya çeşitli bakanlıklara iş yapan müteahhitler olduğunu göreceksiniz. Bu insanlar özellikle iktidar partilerinin örgütlerinde görevli ve üye olarak yer alır ve bu kimlik onların ihale almalarında rol oynar. İhale alabilmeleri için de öncelikle parti örgütlerini görmeleri, ihale yoluyla kendilerine aktarılan kaynakların belli bir yüzdesini de partilerine bağış olarak aktarmaları gerekir. Böylece özellikle partilerin yerel örgütleri bu mekanizma ile finanse edilmektedirler. Bu çark sadece siyaset için değil bürokrasi için de benzer şekilde işlemektedir. Gerçekten mevcut çürümüş sistemin tasfiyesi düşünülüyorsa öncelikle siyasetin finansmanı sorununun tartışılması gerekir. Müteahhitler siyaseti finanse eden kesim olarak görüldükçe, siyasetin finansmanı için müteahhitler bir bedel ödemek zorunda kalıyorlarsa mevcut sistemi restore etmenin imkansız olduğu peşinen kabul edilmelidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |