|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir grup davetli olarak son haftasonunun neredeyse tamamını Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin "Avrupa Birliği Üyeliği Sürecinde Siyasi Kriterler / Sivil Perspektif" başlığı altında düzenlediği oturumlarda geçirdik. Pekçok sorun önümüzdeki 18 aylık dönemde nasıl halledilebilir de AB yolunun önü daha bir açılabilir diye tartıştık. "Sivil Perspektif" açısından "yol haritası" nasıl görünüyordu, kadim sorunlarımızın çözümü yolunda ne kadar yol alınmıştı vs. Aramızda önemli yabancı davetliler de vardı; onlar da AB'den Türkiye'nin nasıl göründüğünü anlattılar. Neredeyse 1,5 günün tamamını kaplayan yararlı bir toplantı... Türkiye'nin AB üyeliği konusu açılır da "asker"in ülkedeki pekçok alanda elinde tuttuğu olağanüstü güç tartışılmaz olur mu? Tabii ki MGK'dan başlayarak... Bu konu da gözden geçirildi. Hem de Murat Belge'nin teşekkür faslında adlarını anmadan geçemediği, salonda büyük bir sabırla her oturumu izleyen "emniyet mensupları"nın huzurunda! Ne yaparsınız, burası böyle bir ülke; ülkenin "sivil perspektif" faslına işin başından beri bu "siviller" de dahiller... Neyse, ben bu oturumlarda iki kez söz aldım ve biraz da benden önce konuşan Mehmet Bekaroğlu'na destek çıkmak amacıyla (!) AB'nin "Türkiye'nin düzeni"ne nasıl baktığını nasıl değerlerdirdiğimi açıklamaya çalıştım. Söylediklerim aşağı yukarı şundan ibaretti: AB'nin Türkiye'deki "laiklik" anlaşına ve tabii olarak bu anlayışın arkasında bulunan "Kemalizm" meselesine bakışı epeyce "bağışlayıcı" nitelikte görünüyor. AB, Türkiye'yi pekçok alanda her ne kadar "liberal devlet" yoluna sokmaya çalışıyorsa da, iş bu fasıla gelince şaşırtıcı bir biçimde "utangaç" bir tavır sergiliyor! AB, sözünü ettiğim faslı sıkı sıkı koruyan bir Türkiye'nin asla "liberal" bir sıfat taşıyamayacağını çok iyi bilmesine rağmen, ne hikmetse bu konuda haddinden fazla suskun... Bunun böyle olduğu, zaten, AB'den bugüne kadar hiç değilse "başörtülü üniversite öğrencileri"ne destek çıkan en ufak bir mesajın gelmemesinden de belli değil mi? Strasbourg ya da Brüksel üniversitelerinde "başörtüsü" (tabii ki) serbest olmasına rağmen, Türkiye'nin önüne bugüne kadar bu içerikte bir "ev ödevi" konmuş değil... Bunun niçin böyle olduğunu anlamak hiçbirimiz için zor değil. Belli ki, Batı'yı özellikle 11 Eylül'den sonra saran "İslam korkusu" AB'ye de bazı temel ilkelerini unutturacak güce erişmiş. Bu "korku"nun sonucu olarak şöyle düşünüyorlar olsa gerek: Türkiye her ne kadar dünyada nüfusunun çok büyük bölümü Müslüman olan tek "demokrasi"yse de, biz yine de tedbiri elden bırakmayalım ve bu ülkenin "laiklik" anlayışını pek kurcalamayalım! Dolayısıyla AB her ne kadar Türkiye'de genel olarak "asker"in, özel olarak MGK'nın sahip olduğu gücü abartılı bulup bu konuda Türkiye'ye uyarılarda bulunuyorsa da, eğer biraz önce özetlemeye çalıştığımız fikre aklı yatıyorsa, işimiz epeyce zordur diyebiliriz. Zordur, çünkü - belki AB'nin yetkili organları göremiyor ama- bu işler aslında bir bütündür. Toplantıda bu çerçevede hatırlattığım ikinci husus da "Diyanet" ile ilgiliydi. Bu alanda birçok farklı gayret olmasına rağmen, asıl olarak AB'nin bizim "Diyanet" yapılanmasından da şikayetçi olmadığı gözleniyor. Bunun da nedeni tabii ki yine aynı "korku": AB ülkelerinde bir örneği olmasa da, madem ki söz konusu olan ülke Türkiye'dir, o halde ülkede din hayatını parasıyla, fetvasıyla denetimi altına almış bir "laik devlet" pekâla mümkündür! İsterseniz bu çerçevede şu çok hoş hikayeyi de aktarayım: Paris Kardinali, Fransa'da nisan ayı içinde yapılan "İslam Konseyi" seçimlerinde işin içine hepten dalan İçişleri Bakanlığı'na şu ironik uyarıyı yapıyor: "Ne o, yoksa İslam Fransa'da devlet dini mi oldu?" Helsinki'nin düzenlediği toplantıda tabii olarak meseleler daha çok kavramsal çerçevede tartışıldığı için ülkemizden "laiklik manzaraları"nın aktarılıp eğlenilmesine fırsat kalmadı. İsterseniz şimdi de bu eksikliği gidermek için burada ben sınıfa giren az rastlanır bir olayı aktarayım: Adapazarı'ndaki 15. Kolordu Komutanlığı'na bağlı 1'inci Piyade Tugay Komutanlığı, "irticaya" karşı afişler bastırarak bölgediki okullara dağıtmış. Gazetenin biri geniş bilgi veriyor: Söz konusu afişin yarısında "Sizlere Bırakılan Emanet / Cumhuriyet Yönetimi" başlığı altında 8 fotoğraf, diğer yarısında ise "Şeriatın Özlemi / Şeriat Yönetimi" başlığı altında bir 8 fotoğraf daha alıyor. Afişin ortasına da görenlerin karşılaştırma yapacağı 4 anabaşlık yerleştirilmiş: "Kıyafet", "Yaşam", "Adalet", "Eğitim". Haaa unutmadan, afişe Atatürk'in "şeriat"a ilişkin iki sözü de yerleştirilmiş. Tuhaf bir afiş; belli afişi tasarlayanlar neyin neyle karşılaştıracaklarına dair pek bilgileri yok. Yok, çünkü "Cumhuriyet" faslının altında yer alan "Kıyafet"e ilişkin fotoğrafların birinde "Dünya Güzeli" seçilen Azra Akın'ı (yanında Dünya ikinci ve üçüncü güzelleriyle birlikte) görürken, bu fotoğrafın "Şeriat"taki karşılığında Afganıstan'dan "burkalı" kadınlar yer alıyor... Benzer münasebetsiz karşılaştırmalar diğer anabaşlıkların işaret ettikleri fotoğraflar için de geçerli: Bir yanda (Cumhuriyet) bir üniversite bahçesinden bir görüntü ve bir orkestra; diğer yanda (Şeriat) yine aynı "burkalı" kadınlar... Bir yanda kadın yargıçlarımız, diğer yanda İran'da vinçlere asılmış insanlar ve kafasına silah dayanmış birisi... Bir yanda kızlı-erkekli öğrenciler ders sırasında, diğer yanda kara çarşaflı, gözleri görünmeyen kadınlar.... Peki iyi güzel de, 1'inci Piyade Tugay Komutanlığı'nın Adapazarı'ndaki gençlere bir hizmet olarak bastırıp dağıttığı bu afiş ne anlatmak istiyor? Adapazarı'ndaki gerçlerin "Dünya güzeli" Azra Akın'a karşı özel bir husumetleri mi var? Kız öğrenciler kampüse "burka" içinde mi geliyorlar? Adapazarı yöresi "vinçlere asılmış insan" manzaralarıyla mı dolu? Kız-erkek karışık olarak derse girmeyi mi reddediyorlar? "Orkestra"ya mı düşmanlar? Anlayabilene aşkolsun! Keşke, diyorum, bu afişi Helsinki'nin düzenlediği toplantıda AB'den gelen davetlilere de gösterseydim.....
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |