|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"TAYYİP, BİNGÖL EMNİYET MÜDÜRÜ'NÜ NEDEN ANINDA GÖREVDEN ALDI? Çünkü Siirt'te yaptığı konuşmayı kayda aldırıp savcılığa başvuran, işte bu emniyet müdürüydü..."Star'ın 3 Mayıs tarihli manşeti böyle tasarlanmıştı... Gazeteye göre Saygı Öztürk, böylece "son yılların en önemli gazetecilik olaylarından birine imza atmıştı..." Öyle mi, yoksa içler acısı bir "gazetecilik olayı"yla mı karşı karşıyayız?
Star gazetesi yazarı Saygı Öztürk, 3 Mayıs'ta (da) gazetesinin manşetindeydi... Haberinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun yıllar siyasi yasaklı kalmasına neden olan ünlü "Siirt konuşması" ile Bingöl'de yaşanan son depremde kusurlu bulunup görevinden alınan Bingöl Emniyet Müdürü arasında ilişki kuruyordu Öztürk... Star yazarı önce uzun uzun Tayyip Erdoğan'ın Siirt konuşmasını anlatıyor, ardından da ilk bakışta müthiş bir gazetecilik refleksiyle karşı karşıya olunduğu izlenimini veren akıl yürütmesini açıklıyor: "Siirt Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi ile İstihbarat Şubesi miting görüntüleri ve Recep Tayyip Erdoğan'ın da konuşmalarını içeren kaset, diğer siyasilerin mitinglerinde olduğu gibi yine Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi. Yani herkes görevini yapıyordu. Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmayı yaptığı gün Siirt'in İl Emniyet Müdürü'nün kim olduğunu merak ettim. Arşivime baktım. Karşıma ilginç bir isim çıktı: Osman Nuri Özdemir." Yani? Yani manşette dendiği gibi: "TAYYİP, BİNGÖL EMNİYET MÜDÜRÜ'NÜ NEDEN ANINDA GÖREVDEN ALDI? Çünkü Siirt'te yaptığı konuşmayı kayda aldırıp savcılığa başvuran, işte bu emniyet müdürüydü..." "Manşet"in kendi kendini berhava eden asıl zaafını en sona saklayalım ve içerdiği ciddi mantıksal tutarsızlığa kısaca değinelim... Öztürk'ün izlediği basit silsile şu: Osman Nuri Özdemir "şiir günleri"nde "Tayyip"i kızdırmıştır, o da ilk fırsatta öcünü almıştır... Zaten Öztürk'ün yazısının başlığı da şöyle: "Siirt'in rövanşı, Bingöl Emniyet Müdürlüğü döneminde alındı..." Yani? Yani, Bingöl Emniyet Müdürü'nün Bingöl'deki depremin ardından nasıl bir performans gösterdiğine bakmaya hiç gerek yok. O, her durumda zaten görevden alınacaktı. Bütün gazetelerin Star gibi, müdürün yapıp ettiğine değil de "Siirt Emniyet Müdürlüğü"ne odaklandığını düşünün; böyle bir durumda Bingöl Emniyet Müdürü istediğini yapabilirdi, nasıl olsa İçişleri Bakanlığı böyle bir ortamda müdürü değiştirmeyi katiyyen göze alamazdı... Geliyoruz asıl meseleye... Öztürk'ün haberini okuyup da "Tayyip Erdoğan'ın Siirt'te yaptığı konuşmayı kayda aldırıp savcılığa başvuran" emniyet müdürünün "işte bu emniyet müdürü" olduğu konusunda kuşku duymak mümkün mü? Daha da ileri gidelim: "İşte bu emniyet müdürü"nün, manşette öne sürüldüğünün tam tersine, Siirt konuşmasında hiçbir suç unsuru bulunmadığını belirten bir belgenin altına imza atmış olabileceğini, ne kadar "uçsanız" düşünemezsiniz, değil mi? Size, durumun aynen böyle olduğunu ve bunun bir gün sonra ortaya çıktığını söylemek zorundayız... Radikal genel yayın yönetmeni İsmet Berkan, 5 Mayıs tarihli yazısında Star'ın haberini ve bu haberi yalanlayan haberleri şöyle değerlendirdi: "Bu haberin dünkü gazetelerde özellikle bazı köşe yazarları arasında geniş rağbet gördüğü anlaşılıyor. Olayların suçlusu değilse bile kusurlusu emniyet müdürünü laik tutumundan ötürü öven birkaç yazı okudum. Sanki konu Bingöl'deki kusurlu polis davranışı değilmiş gibi yapılmaya başlanmış, olay yine laik-antilaik çekişmesi gibi takdim edilir olmuştu. "Neyse ki bütün meslektaşlarımız aynı paranoyadan, her öküzün altında bir buzağı arama hastalığından mustarip değiller. Bazıları gerçekten olayların köküne inmeye çalışıyor ve bulduklarını da genel inanışla çatışsa bile herkesle paylaşıyor. Meğer Bingöl'ün görevden alınan emniyet müdürü, Siirt'te Tayyip Erdoğan'ın ünlü miğferli, süngülü konuşmasında bir suç unsuru bulamamış. Bulamadığını da, aynı konuşmayı hükümet komiseri olarak izleyen kişinin yazdığı raporu onaylayarak imza altına almış." Berkan, habercisiyle, köşe yazarıyla politikacısıyla "Aslında Türkiye'de ruh sağlığı yerinde olmayan ve derhal tedaviye girmesi gereken çok fazla insan yaşıyor. Bunun böyle olduğunu her gün yeni örneklerle tekrar tekrar görüyoruz" derken haksız mı? (A.G.)
Lamı cimi yok, Star iyi gazetecilik yapmış doğrusu Doğruya doğru, yanlışa yanlış... Star'ın 4 Mayıs Pazar ve 5 Mayıs Pazartesi sayılarının başsayfasına oturan haberin iyi bir gazetecilik örneği olduğu kuşkusuz... Eğer bu başsayfalardan haberiniz yoksa, birazdan sizin de bizim gibi "Ama Star Genç Parti'nin gazetesi, nasıl iyi gazetecilik yapabilir ki?" diye söylenmeyi keseceğinize kesinlikle inanıyoruz. Pazar sayısından başlayalım: Başsayfada kocaman puntolar dizilmiş bir manşet: "AFERİN SİZE". Manşetin altında biri diğerlerinden büyük 6 adet fotoğraf... Fotoğraflar sazlı sözlü bir yemekte çekilmiş. Milletin keyfi yerinde görünüyor... İskemleye çıkıp oynamalar, kahkahalar, yiyip içmeler.... Star manşetinin yanına şu açıklamayı yerleştirmiş: "Bu fotoğrafların çekildiği dakikada, Bingöl'de 160 vatandaşımızın can verdiği kesinleşmiş, 6 çocuğun cesedi ise hâlâ enkaz altındaydı..." Şimdi de pazartesi sayısı: Bir önceki gün yayımlanan fotoğraflardan ikisi büyütülmüş. Masa başındakileri şimdi daha net olarak seçebiliyoruz: AKP Elazığ Milletvekili Necati Çetinkaya, Gaziantepli işadamları Abdülkadir Konukoğlu ve Atilla Güner, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Sanayi Bakanı Ali Çoşkun, Çevre Bakanı Kürşad Tüzmen (soldan sağa). Yalan değil, herkesin keyfi yerinde.... Anlaşılmıştır herhalde; Söz konusu yemek/eğlence Gaziantep'te. Haberin tamamı okunduğunda, TOBB'un "gelenekselleşmiş" konsey toplantılarından biriyle karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor. Bu kez ev sabihi Gaziantep... TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, "Bingöl için hassasiyet gösterdik. Depremin olduğu gün Elazığ programını yarıda keserek bölgeye gittik ve depremzedeler için 500 konut yaptırma sözü verdik" diyor. Başkan sözlerini şöyle sürdürmüş: "Ama şu var: Türkiye'de düğünü durdurabilir misiniz? Bir tarafta düğün yapılırken, diğer taraftan cenazeler çıkıyor. Bu eğlence, organize olan bir eğlence değildi, otelin hazırladığı bir programdı. Ben bu eğlenceye katılmadım, göbek atmadım." Yalan değil, gerçekten de Hisarcıklıoğlu "göbek atmıyor"; ancak (fotoğraf önümüzde) göbek atan işadamına alkış tutuyor... Star'ın açıklamasını unutmayın: Okulun enkazı altında hâlâ 6 çocuk var..... Madem yemek/eğlenceye katılanlardan bazılarının adlarını verdik, kimsenin hatırı kalmasın diye diğer tanınmış simaları da sayalım: AKP Gaziantep Milletvekili Ahmet Uzer ("Yemeğe katıldım; ama çorba içip kalktım" diyor), AKP Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu ("O yemeği düzenleyen bizim partimiz değildi. Biz protokol gereği orada bulunduk" diyor), CHP Gaziantep Milletvekili Abdülkadir Ateş ("Halay çekenler de vardı. Ama politikacılar halay çekmedi. Fotoğraflarda görünen olaylar olmuştur" diyor), CHP Gaziantep Milletvekili Ahmet Yılmazkaya ("Bu görüntüler, bu ilin bir milletvekili olarak beni de incitti. (...) Ev sahibi olmadığımız için müdahale şansımız yoktu" diyor) ve nihayet geceye dair en anlamlı açıklamayı yapan Abdülkadir Konukoğlu ("Bu mutad bir yemekti. Bugün televizyonlar deprem oldu diye eğlenceler düzenlemiyor mu? Kaldı ki yas da ilan edilmedi. 'Ölüye giden ağlar, eğlenceye giden oynar' diye bir söz vardır. (...) Deprem acı bir olay, ama bir tarafta da düğün yapılmıyor mu? Bunlar normal şeyler. Tabiatın kanunu budur. Üzülmek ayrı bir şeydir, ağlamak ayrı bir şeydir" diyor). Haaa az kalsın Sanayi Bakanı Ali Çoşkun'un açıklamasını unutuyorduk! Açıklama isteyen gazeteciye kızarak "Sizi Allah'a havale ediyorum" diyen Çoşkun da şöyle devam etmiş: "Oteldeki olay turistler için düzenlenen bir programdı. Ben de oraya ısrar üzerine gittim. Oynamadım, içki de içmedim. Üç defa hacca gittim, içki içmem. Fotoğraftaki el işaretim ise oynayanlara karşı 'Ne yapıyorsunuz, oturun yerinize' anlamına geliyor. Depremden sonra böyle bir eğlence düzenlenmesine karşıyım."(!) Ne diyordu Abdülkadir Konukoğlu? "Ölüye giden ağlar, eğlenceye giden oynar!" Dileyelim ki Star'ın bu haberi fos çıksın; dileyelim ki bu fotoğraflar "çok önceden çekilip de çekmecede saklanan fotoğraflarmış" olsun... Eğer durum böyle değilse, "Hazcılığın da bir sınırı olur, bu kadarı da görülmemiş bir şey! Aferin size!" diye söylenmemek inanın elde değil... (K.B.)
Ne saadet: Manşetlerde 'proje' tartışmaları
Bundan bir süre önce, Enerji Bakanlığı'nın geliştirip uygulamaya koyduğu çok önemli bir projeden, ancak bakanın bir TV'deki "sohbet programı" sırasında sarf ettiği sözler vesilesiyle haberdar olmamızdan yola çıkarak "bakanlık muhabirleri" müessesesinin önemine değinmiştik… Gazetelerimizin "Meclis muhabirleri"nin, "parti muhabirleri"nin olduğunu hatırlatarak, "Başımıza gelecek her şeyin planlandığı" bakanlıklarda muhabir bulundurmamanın, gazetelerimizin "siyaset"ten ne anladığını göstermesi açısından da ilginç olduğunu belirtmiştik…Şöyle bağlamıştık o yazıyı: "Düşünün, bir gazete, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nda bir muhabir bulundursaydı, bu önemli haberi yalnız başına 'özel' haber olarak verebilecekti…" Şimdi, Milli Eğitim Bakanlığı'nda, hazırlığı herhalde aylardır süren çok önemli bir projenin aynı akıbete uğramış olmasından sonra bu son dediğimizden o kadar da emin değiliz… Çünkü, bildiğimiz kadarıyla bazı gazeteler, "çok önemli" buldukları Milli Eğitim Bakanlığı'nda muhabir bulunduruyor (en azından Hürriyet için eminiz) ve fakat sözünü ettiğimiz projeyi biz gene ilgili bakanın bir sohbet sırasında yaptığı açıklamadan, "tesadüf eseri" öğrenebiliyoruz… İsterseniz önce, konuya özel bir dikkatle eğilip üzerine üç yazı yazan Gülay Göktürk'ten (Dünden Bugüne Tercüman, 1 Mayıs) meselenin kamuoyunun gündemine nasıl geldiğini öğrenelim… Göktürk, "İdeolojik bir saflaşma kabiliyeti olmadığı için güme gitmek üzere" olan projenin, Sabah'ın manşetine taşındıktan sonra bu akıbetten kurtulduğu kanısında… Ama öncesi de var: "Sayın Çelik fikri ortaya attığında günlerce hiç kimseden ses çıkmadı. Oysa çok önemli bir projeydi. Bunun üzerine üst üste iki yazı yazdım. Daha sonraki günlerde Bakan'ı 'İskele Sancak' programında görünce, 'tamam' dedim, 'artık bu programda proje gündeme gelir'. Ne var ki, saatler süren program boyunca konu bir kere bir özel okul yöneticisi tarafından dile getirildi, ama daha sonra açılmak üzere bir tarafa kondu ve unutuldu. Stüdyodaki konuklardan hiçbiri de eğitim sistemimizi kökten etkileyecek olan bu projeyi merak etmedi. Son olarak konu, Sabah Gazetesi'nin manşetine taşındı. Bu demektir ki artık konu tartışılacak." GÜLAY GÖKTÜRK YANILMADI Göktürk, "Bu demektir ki konu tartışılacak" derken haklıydı, nitekim Sabah'ın manşetinden birkaç gün sonra bu kez Radikal konuyu manşete çekti; hem de "Kritik MGK"nın ertesi günü… E, bir gazetenin kışkırtılmış bir gündemin esiri olmayı reddedip hakiki bir kamusal sorunu manşetine taşıması da hoş olmuş doğrusu. (Bu arada, "Neden basın ilgisiz?" diye yakındığımız "Yerel yönetimler reformu"nu geçtiğimiz hafta manşete çeken Sabah'ın, Milli Eğitim'deki çok önemli bir projeyi de manşetten değerlendirmesini unutmayıp, oradaki meslektaşlarımıza da bir selam gönderiyoruz… Bir selam da Hürriyet'in Milli Eğitim muhabiri Kâmuran Zeren'e: Tamam, Zeren, "Milli Eğitim'de irticai kadrolaşma" haberlerine devam etsin, ama arada böyle haberlerle haber yelpazesini biraz genişletse fena mı olur?) Hazır Radikal'den söz etmişken, gazetenin manşet haberinin birinci sayfa malzemesinden bir özetle, Milli Eğitim Bakanlığı'nın yapmaya çalıştığı şey neymiş, biraz daha yakından bakalım: "Devlet, ücretin yarısını verip özel okula öğrenci yollama hazırlığında… EĞİTİMDE 'ÖZEL' TARTIŞMASI… Bakan, '20 bin kişilik okul yaptırmak 40 trilyon lira. Özel okula giden çocuğun ücretinin yarısını vermek daha ucuz' diyor. Özel okullar projeye sıcak. Sendikalara gore Bakan Hüseyin Çelik 'popülizm' yapıyor…"
GÜLAY GÖKTÜRK YANILDI
Göktürk'ün tahmin ettiği gibi, bu önemli proje artık tartışılıyor… Yalnız haber sayfalarında değil, köşelerde de… Mesela Hürriyet'ten Fatih Altaylı da, sonuncusu 5 Mayıs'ta olmak üzere bu konu üzerine birkaç yazı yazdı… Göktürk'ün yanıldığı noktaya gelince… Hatırlayın, "Konu ideolojik saflaşma kabiliyeti taşımıyor" demiş, bu nedenle tartışılmadığını yazmıştı… Ne saflık! Hiç Türkiye'de öyle şey olur mu? "İdeolojik saflaşma kabiliyeti taşımayan" bir konu? Hem de Milli Eğitim'de? Hem de bu konjonktürde? Göktürk, konuya ilişkin üçüncü yazısının çıktığı gün (1 Mayıs) Cumhuriyet'in birinci sayfasında yer alan "Milli Eğitim'de yardım takıyyesi" haberini görmüş ve bu düşüncesinden derhal caymış olmalı. İşte o haberden bazı satırlar: "Bakan Çelik'in özel okulları düze çıkarma planının ardında tarikat okullarını güçlendirmek yatıyor… MİLLİ EĞİTİM'DE YARDIM TAKIYYESİ… Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, 'masraflı olduğu gerekçesiyle', öğrencileri 'özel okullara yönlendirme' planının altında, AKP'nin kendisine 'arka bahçe yaratma, kendine gore milisler yetiştirme' amacının yattığı belirtildi. CHP'li TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyesi Mustafa Gazalcı, Anadolu'da tarikat okullarının yaygın olduğuna işaret ederek 'Okullar tarikat yuvası haline gelir' dedi. Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer de Çelik'in eğitim kurumlarını ticarethane gibi gördüğünün ortaya çıktığını belirterek 'AKP yeşil sermayeyi güçlendirmek, kendine de arka bahçe yaratmak istiyor' dedi…" İşte böyle… Aynen böyle… Vallahi billahi böyle… Cumhuriyet'in "Her taşın altından bir adet irtica çıkartan" bu tür haberlerini biz çok seviyoruz… Çünkü üzerine hiçbir şey demeye gerek olmuyor, insanı eleştiri yapma külfetinden kurtarıyor… Biz gülümseyerek aktarıyoruz, siz de gülümseyerek okuyorsunuz… Güzel değil mi? (A.G.)
İKTİBAS YOLUYLA MİSAFİR
Radikal gazetesi yazarı Nur Çintay'ın 2 Mayıs tarihli yazısından...
Bahar, nihayet aramıza katılmakla kalmadı, bir anda neredeyse yaz ayarına geldi. Hepimizi yoldan çıkarttı. İnsanın canı iş miş yapmak istemiyor. Tatil planlarını çarpıştıralım, parmakarası terlik alışverişine çıkalım, mütemadiyen açık havada sallanıp yuvarlanalım, diyor. Ciddi konuların semtinden bile geçesim yok. Ayrıca bir mana da veremiyorum şahsen. Dünkü MGK'sal gelişmeler mesela, sizi gerçekten heyecanlandırdı mı? 'Yaşasın, oh neyse, kurtulduk, nihayet karar alındı; Türkiye laik kalacakmış' filan mı oldunuz? Yani hakikaten böyle bir derdiniz/derdimiz olduğuna mı inanıyordunuz? İran olma ihtimalimiz? Şeriat özlemiyle yanıp tutuşan bir halkımız? (İlk defa bir yazımda 'şeriat' kelimesini kullanıyorum yanılmıyorsam!) MGK'dan çıkan 'Türkiye laik kalacak' sonucu, en az 'Yakında yaz gelecek' kadar normal değil mi? Kafayı laiklikle bozmuş herkese laik baharlar diliyorum. Bu mevsimde limonata hakikaten çok iyi gidiyor. Yeterince laik bulmuyorsanız, içine iki damla şampanya akıtın. (A.G.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |