|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Merkez Bankası, bu sabahtan itibaren "dalgalı kur" uygulamasına düzenleyici bir müdahale başlatıyor. Genel bir ifadeyle, son aylarda Türk Lirası karşısında değerlenemeyen, tersine değer kaybeden Dolar'ın fiyat düşüşünü durdurmak için piyasaya müdahale yapılacak. Günlük 20 milyon Dolar'lık ihalelerle sun'i bir talep yaratılarak kurun 1 milyon 500 bin sınırına dayanmadan yukarıya çıkması sağlanacak. Geçtiğimiz haftalarda, Dolar değer kaybetmeye devam ederse böyle bir müdahale yapabileceğinin sinyallerini veren Merkez Bankası Başkanı bakanlardan sonra, Ak Parti yönetimini bilgilendirdi. Yani, Başkan Süreyya Serdengeçti hükümetle ilişkilerini de hızla iyileştiriyor. Başkan'ın ilişkileri pozitif yönde ilerliyor ama, bakalım bugün başlayacak operasyon hem ekonominin geleceği, hem de hükümetin ekonomiye hakimiyeti açısından iyileştirici bir önlem midir?
Dolar ve ihracat ilişkisi
Türkiye'de piyasaların lokomotif unsurlarından en önemlisi Amerikan Doları'dır. Dolar, sadece makro hedeflerin para cinsinden ifade biçimi değil, doğrudan doğruya Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır. Tek başına "kur" kavramından daha önemli bir piyasa yapıcı olan Dolar'ın artışı ekonomideki bütün makro dengeleri sarsmaya ve değiştirmeye yetmektedir. Kur sepeti içinde yer alan ve güçlü ekonomileri temsil eden Euro, Sterlin, Yen gibi paraların seyrinden çok, Dolar'ın ne olduğu, nereye gittiği önemlidir. Dört "büyük para"nın her zaman aynı istikamette birlikte hareket etme şartı da yoktur. Nitekim, son birkaç aylık dönemde bu paraların Türk Lirası karşısında değer artışı devam ederken, Dolar sürekli olarak değer kaybetmiş ve dün itibariyle son ayların en düşük seviyelerinden birisine 1 milyon 520 bin lira seviyelerine inmiştir. Bu yüzdendir ki, düşüş aslında devletin bilançoları açısından cari işlemler açığı üzerindeki geleneksel kaygılar dışında "doğrudan ve rasyonel" bir olumsuz etki yaratmamasına rağmen, Merkez Bankası para piyasalarının(!) baskısına boyun eğerek bugünden itibaren müdahale kararı almıştır. Baskı, para piyasalarından gelmiştir. Yaklaşık 2,5 yıldır bunalım yaşayan ve gerek girdi maliyetlerinin ve gerekse tüketim trendinin Dolar'a endeksli oluşu nedeniyle son dönemdeki düşüşten istifade etmeye başlayan reel piyasaların böyle bir talebi bulunmamaktadır. Hatta, ekonomide kur yüksekliğine taraftar olanların tek mantıklı defansı olan ihracat artışı gerekçesi de bu süreçte geçerliliğini yitirmiştir. Dolar, 1 yılı aşkın süredir değerlenmemesine rağmen ihracat, ilk üç ayda yüzde 34 artmıştır. Bu gerçekleşme, "Dolar düşerse, ihracat da düşer ve ekonomi kaybeder tezi"ni bütünüyle geçersiz kılmasa da zayıflatmaktadır.
Sanal çember
Ama, Türk ekonomisi yıllardır hep bu tezin esaretine, dolayısıyla da ihracatını artırmak uğruna Dolar'a bağlı yüksek enflasyona ve üreticinin belini büken ithalata dayalı yüksek girdi maliyetlerine maliyetine mahkum olmuştur. Türk ekonomisi, dünyada benzeri görülmeyen sanal bir kur çemberi içine sıkışmıştır. Bu sanal çember, ekonomide reel dengelerin bir türlü kurulamamasına yol açmıştır ki, MB'nın son müdahale kararı görünürde riski azaltmayı hedeflemekle beraber, uzun vadede bu sanallığı tahkim etmekten başka sonuç doğurmayacaktır. Kur baskısı elbette üretimin güçsüz olduğu dönemlerde finansal risktir ama kurun değerlenmesi de kaçınılmaz olarak üretimi daraltacak, istihdamı ve enflasyonu olumsuz yönde etkileyecektir. Şu halde hükümetin, yıllardır zaten belli bir oranda gerçekleşen telafi edilebilir bir cari işlemler açığıyla, piyasaların hareket geçmesine katkı sağlayacak gerçekten dalgalı kur uygulamasından birini tercih etmesi gerekiyor. Yani hükümet, ekonomiyi piyasaların Dolar nazıyla koalisyon kurarak yönetmekle, kendi iradesini tatbik etmek arasında karar vermek zorundadır. Hükümetin Merkez Bankası'nın uyumunu kazanması konjonktürel olarak değerlidir ama, bu uyum uzun vadeli ve gerçekçi politikanın, "kur dehşetinden kurtulmuş bir ekonomi" olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |