|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sonradan görme lafını pek sevmem. Biraz büyüklenme kokar; tepeden bakış sezilir hemen. Esasen o lakırdıyı edenin, "evvelden görme" olma şartı aranmalıdır diye düşünürüm. Hele, bencileyin hiç görmeyenlereyse kesinlikle yakışmaz. Yine de sözü edilecek kişiyi tanımlamak için en kestirme yollardan biridir. Kullanışlı bir kalıptır ve bu yüzden sıkça rastlanır. İşte bu tarife uyan vatandaşlardan birisi, lüks tüketim özendirmelerinin etkisine, eli para gördükten sonra tereddütsüz girmiş ve bir daha da çıkmaya gerek görmemiştir. Farzı misal, bir ceketi on kuruşa almaktansa, aynı ceketi biraz gösterişli bir ambalaj içinde o fiyatın on katına, hatta yüz katına satın almayı tercih eder. Yetmez, bununla övünür. Genel çerçeveyi uzatmadan hadiseye geçelim. Sözünü ettiğimiz kişi bir işadamıdır. Uzak yoldan misafirleri gelecektir. Sekreterine iyi bir yerden oniki kişilik masa ayırtmasını ister. "Şurası olur mu, burası olur mu?" sorularına muhatap olmak adeti değildir. İlla ki en iyisi olacaktır. Huyunu suyunu bilen sekreter, patronunu mahçup etmeyecek şekilde rezervasyonu yapar. Akşama cümbür cemaat ayrılan yere giderler. Neresi olduğunu söylemeyelim, bilen bilir nasılsa. Her şey son derece lükstür. Servis mükemmel, yemekler nefis, mekan nezih... Yerler içerler. Kısmen iş görüşmesi, kısmen eğlence. Vakit ilerleyip kahvelere geçildiği sırada bizimki lavaboya kalkar. Elini yüzünü yıkadıktan sonra, ayak üstü hesabı da hallediverelim diyerek şefe işaret eder. Gördüğü rakam gayet memnun edicidir. 475 milyon. "Ne kadar uygun" diyerek kredi kartını uzatır. Arada latife yapmaktan geri durmaz ve "Siz bu şekilde yaparsanız zarar edersiniz, zam yapmalısınız" uyarısında bulunur. Tebessümle karşılanan takılmasına devam etmeyi düşünürken, "Beyefendi başka kartınız var mıydı, bu kartın limiti yetersiz" sözüyle karşılaşır. "Nasıl olur?.. O kartın limiti dört milyardır." "Hesap dört milyarın üzerinde efendim." "Nee?!.." Alıp bir daha bakar, bir sıfırı noksan okuduğunu farkeder. Gelen hesap dört milyar yediyüz elli milyondur. "O anda gözümün önünden bütün hayatım film şeridi gibi geçti. Yerin dibine girdim. Üzerime kaynar sular boşaldı. Ateşler bastı. Renkten renge dolaştığımı hissettim" diye sonraki günlerde o akşam yaşadıklarını arkadaşlarına anlatan işadamımız, ilave kartlarla hesabı tamamlayabilmiştir. Hasılı kelam, bir dörtlükle bağlayalım; Derviş Yunus'u rahmetle anarak. Hesap, hesap bilmektir
VARLIĞINI HİSSETMEK
Avustralya ve Yeni Zelanda hükümetleri, Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı'ndaki Anzak Tören Alanı'nın çevre düzenlemesi ile yakından ilgilenmekte ve Türk hükümetinden zaman zaman çeşitli taleplerde bulunmaktadır. Gerek Avustralya ve gerekse Yeni Zelanda hükümetlerinin bu tören alanına gösterdikleri yakın ilgi dikkat çekici. Sezer'in, Yeni Zelanda Genel Valisi Silvia Cartwright'ın onuruna Çankaya Köşkü'nde verdiği yemekte, Genel Vali'nin yaptığı konuşma, bu yalın ilgiye biraz olsun ışık tutmaktadır. Genel Vali, "Yeni Zelanda için Gelibolu Savaşı, bizim ayrı bir ulus olarak kendi varlığımızın farkına varmamızın başlangıcı olmuştur" demiştir. Bu söz üzerine Serdar Yegül de şöyle diyor: - Ne mutlu bize ki, taa ezelden beridir varlığımızın farkındayız.
BİR DAHA OLMASIN
Bingöl depreminde kaybettiğimiz yavrularımıza Allah'tan rahmet, acı içindeki yakınlarına başsağlığı diliyorum. Böyle felaketler bir daha olmasın demekle bir yere varamayacağımızı da hatırlatarak.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |